![]() |
|
|||||||
| Sorularınız her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz. |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
#1
|
||||
|
||||
|
Bir velînin keşfi, başkaları için bağlayıcı delil olur mu?
Keşif ve ilham, Kur’ân ve Sünnet’e arz edilmeden kabul edilebilir mi? Zira hakikat ehlinin yolu, keşfi şeriata hâkim kılmak değil, keşfi şeriatın mizanında tartmaktır.
__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi. ﷺ |
|
#2
|
||||
|
||||
|
Alıntı:
1. Keşf ve ilham yoluyla gelen bilgiler külli değil, cüzi; genel değil özel mahiyettedir, yani sadece belli bir kişi, olay ve halle ilgilidir. Bu bilgiler bir kaide ve kanun niteliğinde olmadıklarından bunlarda genelleme olmaz. Bireye ve kişiye özel olduklarından başkalarını bağlamaz. Bu husus dikkate alındığında, "Neden keşf ve ilhamla rasyonel veya pozitif veya empirik veyahut da sosyal ilimlerle ilgili kanun ve kurallar ortaya konmamaktadır?" şeklindeki bir soru anlamsız kalır. 2. Yine aynı sebepten dolayı keşf ve ilhamla hasıl olan bir bilgi ister gaybla ilgili olsun, ister olmasın şer'i bir hüküm niteliğinde olmaz. Zira şeri hükümler (hukuki kurallar) çoğu zaman genel ve tümeldir. Keşf ve ilhama fıkıhta yer verilmemesinin sebebi budur. 3. Keşf ve ilhamla hasıl olan bilgiler kesin bir şekilde emredici, yasaklayıcı mahiyette değildir. İnzar, ikaz, tenbih yani uyarıcı veya irşad ve tavsiye niteliğindedir. Haris el-Muhasibi, helalliği şüpheli olan bir yemeğe elini uzattığında parmağındaki bir damar atmaya başlar ve o yemeği yemesini engellerdi. Burada damarın atması, Muhasibi'yi uyarması demektir. Bu yolla o, yiyeceği şeylerin helal olup olmadığını anlar veya sezerdi. Bu, ona özgü bir bilgi alma yolu idi. Bir tür gaybı bilme anlamına gelen bu halin her velide bulunması da gerekmez.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır... |
|
#3
|
||||
|
||||
|
Şeriat, hüküm verirken batın'a değil, zahir'e bakar. Kişinin kemâlatı ve ona keşf yoluyla ilham olunan bilgiler bizzatihi Allah'ın ikramıdır fakat bireyseldir. Havasın halini avam'a tatbik etmek adaletli olmayacağından, Allah da muazzam adaletiyle küll'iyi cüz'inin elde ettiklerinden sorumlu tutmamıştır.
Kur'an'da ve sünnette, müslümanların kalp gözünün açık olmasına, keşfe, ilhama mazhar olunmaya dair çaba göstermesi teşvik edilmemiştir. Bilakis; ehl-i sünnet akaidinde İman, söz ve ameldir yani zahirdir. Artıp eksilmesi ise batında tesir sahibi olan yönüdür. Şeriat olaya duygusal değil hükümsel yaklaşır; kamil İmanlı mü'min ile, günahkar mü'minin haklarını aynı derecede korur. ---- İmam Azam’a göre, iman, artma ve eksilme kabul etmez. İman ne artar ne de eksilir. (bk. el-Vasiyye s, 72) b. İmam Malik şöyle der: İman söz ve ameldir, artar ve eksilir. (Tertibu-l-Medarik , 2/47) c. İmam şafii’ye göre, iman söz ve ameldir, artar ve eksilir. (bk. İbn Abdul-ber, el-intiksa, s.81; Beyhakî, Menakıbu’ş-şafiiye, 1/387-93) d. İmam Ahmed’e göre iman söz ve ameldir, artar ve eksilir. (bk. Ahmed b. Hanbel, Usulu’s-Sünne, 1/34) e. Cumhura göre: İman artar ve eksilir. (Acurri eş-Şeria s, 117; İbn Batta, el-İbanetü-l-Kübra 2/813; Nevevi Şerhu Müslim, 1/146) ----
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#4
|
||||
|
||||
|
Alıntı:
misal olarak söz ile 1 kere bile şirke giren birinin imanı gider yine ömür boyu imani hiç bir fiili olmayan birinin imanı gider , namaz Allah ile irtibattır , ömrğbde hiç namaz kılmayan bir müslümanın Allah irtibatı kopmuştur...
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v) |
|
#5
|
||||
|
||||
|
Alıntı:
Amentünün şartlarından birinin de, kabul ettiğin şeyi yapmak olduğunu düşünüyorum. Yoksa ne kadar kabule mukabil bir iman sahibi oluruz bu ciddi şekilde tartışılır. Örneğin ilk dönem sahabiler ve selef alimleri, mezhep imamları ve birçok mübarek zat, namaz kılmayanın küffran-ı nimet içerisinde olduğunu dile getirmişlerdir. Hatta bilinçli olarak terk edenin mürted olduğu dahi bazı âlimler tarafından dile getirilmiş. Bu sebeple şeriat zahiri göz önüne alıyor. Günümüzde bir söz var adam her haltı yiyor, ne namaz var ne oruç var, üzerinde İslam şeairine ait zerre bir şey olmadan "benim kalbim temiz" diyor. Oysa kalbi temiz olanın ameli de temiz ve salih olur. O adama denilir ki senin batıni seviyen beni ilgilendirmez o Allah'la kul arasındadır, biz insanlar olarak İslam ahkamına ne kadar uyup uymadığına bakarız. Amel yani zahir imana delil olduğuna göre, şeriat da en önemli olan iman meselesini zahirle ele alır. Ama bu amellerin imandaki kemalat seviyesi ve batıni tezahürü ile yine şeriat ilgilenmez diye düşünüyorum. Hatalı isem düzeltin.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#6
|
||||
|
||||
|
Alıntı:
Bazı sufiler kabul için birtakım şartlar saymış, kimi de ulaşılan mertebeye göre bu bilgilerin farklı olabileceğini kabul etmiş(Kuşeyri'nin firaset konusundaki açıklamaları bu minvaldedir. (Kuşeyri, er-Risale, s. 231-241.) çoğunluk ise bu yollarla elde edilen bilginin şeriatla ölçülmesi gerektiği görüşünü benimsemiştir. Seriy es-Sekati , gerçek sufiyi tarif ederken, "iç aleminde Kur'an ve sünnete ters düşen bir ilimden bahsetmeyeceğini"( Kuşeyri, Risale Tercümesi, s. 75.) Bayezid-i Bistami, “bir kişinin gösterdiği kerametlere aldanılmamasını, Allah'ın emir ve yasaklarına uyup uymadığına, dinin edeplerini koruyup korumadığına bakılması gerektiğini"( Kuşeyri, Risale Tercümesi, s. 91.) söylemekte; Cüneyd-i Bağdadi, “bizim bu ilmimiz Hz Peygamber'in hadisleriyle kuşatılmıştır” ve “Bizim bu terbiye yolumuz Kur'an ve sünnetin esaslarına bağlıdır”( Kuşeyri, Risale Tercümesi, s. 113.), Ebu'l-Hüseyin Nuri "kendisini din ilminin dışına çıkaracak bir halden bahseden kimseye sakın yaklaşma!"( Kuşeyri, Risale Tercümesi, s. 117.) ; Ebu Said el-Harraz "zahiri ilme ters düşen bütün batıni haller batıldır "( Kuşeyri, Risale Tercümesi, s. 131); İbn Ata, "sana Allah hakkında her ne sorulursa, onun cevabını ilim dairesinde ara. Orada bulamazsan hikmet meydanında ara. Orada cevap bulamazsan, onu tevhid terazisiyle ölç! Eğer bu üç yerde bulamamışsan o soruyu şeytanın yüzüne çarp!"( Kuşeyri, Risale Tercümesi, s. 137.) demektedir. Ancak özellikle hicri 200'den sonra çok sayıda mutasavvıftan, onların ifadesiyle, şeriatın zahirine ters düşen sözler nakledilmesi ve bunları, ilham, keşf gibi yollarla elde ettiklerini söylemeleri, sonra bunların ehline açılmaması, sözün başka manalarının olduğunun söylenmesi, en azından şatahat olarak değerlendirilmesi, mesela bizzat Bayezid-i Bistami'den şatahat türü sözler nakledilmesi teorideki bu ifadelere pratikte çok uyulmadığını göstermektedir. Firaset ve ile rüya ilgili açıklamalardan anlaşılan, önemli sufilerden bir bölümünün görüşü, belli dereceye gelmiş bir sufinin bu tür keşfi bilgilerinde hata olmayacağı yönündedir. Özellikle rüya ve keşf ile hadis tespiti konusu önemlidir. Her ne kadar ilk beş yüzyıldaki sufilerde bu husus açık olmasa da Peygamber Efendimizi gördükleri ve ona soru sordukları, hatta zikir aldıkları ile ilgili çok sayıda rüya nakli(Kuşeyri, er-Risale, s. 364-377), bununla amel etmeleri, aktardıkları hadislerde ciddi miktarda mevzu, çok zayıf ve zayıf denen hadislerin bulunması bu dönem sufilerinin de hadisin sıhhatinin tespitinde ehl-i hadisin koydukları kriterlerin dışına çıktıkları izlenimini vermektedir. Nifferi ve Hakim et-Tirmizi (Kuşeyri, Risale Tercümesi, s. 129) gibi mutasavvıfların doğrudan Allah'tan alarak yazdıklarını ve söylediklerini iddia etmeleri, ilham türü bilginin sufiler arasında erken dönemden itibaren kabul gördüğünü ve bu bilgide hata olmadığını düşündüklerini gösterir. Bununla birlikte ilhamın nesnel değerlendirme imkanı bulunmaması nedeniyle, dini konularda başkalarına karşı delil olarak kullanılamayacağını söyleyen sufiler bulunmaktadır. Hücviri bu fikri en fazla savunanlardandır. "Marifet ilhamdır" diyenlerin görüşlerini reddederken özetle, birden fazla kişinin ilhamla birbirine zıt görüş söyleyebileceğini, bunlardan hangisinin hak olduğunu anlamak için mümeyyiz bir delile ihtiyaç duyulacağını, bu zamanda o hususun delille bilinmiş olacağını, dolayısıyla da ilhamın hükmünün batıl olacağını söyleyen Hücviri, marifet hususundaki ilhamın hükmünün her yönden batıl olduğunu ifade etmiştir."( Hakikat Bilgisi Hücviri Dergah Yayınları sayfa 335, 336)
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır... |
![]() |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| ilham, Keşif ve Kalp Gözü: Gayb Bilgisine Açılan Kapı mı, Yoksa istidraç mı? | Slyman acz | Sorularınız | 10 | 09.07.25 17:25 |
| ilham Umumu bağlar mı? | ulubatlihasan | Sorularınız | 3 | 28.12.24 10:35 |
| Keşif ve Keramet-Nakşibendi | Devrimci | Tasavvuf & Tarikatler | 17 | 28.09.24 10:12 |
| Keşif ve Keramet | Musab02 | Tasavvuf & Tarikatler | 3 | 19.05.19 17:25 |
| Keşif ve Keramet Bölüm 1 | Mostar | Tasavvuf & Tarikatler | 7 | 26.06.18 22:49 |