![]() |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
azrailin elinden ölenlerin ruhlarını almada sokulturulmuş, nili ters çevirmede sıkulturulmuştur, bu insanlarnçok mütevazi oldukları için kitaplarına şeriat dışı kobuları yazmazlar , yazarlarsa kibre gireceğini bilirler .. Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
[QUOTE=imas;717588]öncekikle işte bir çok kitaba sokuşturma yapıldığı gibi bu konuda kitaba sınuşturulmuş
azrailin elinden ölenlerin ruhlarını almada sokulturulmuş, nili ters çevirmede sıkulturulmuştur, bu insanlarnçok mütevazi oldukları için kitaplarına şeriat dışı kobuları yazmazlar , yazarlarsa kibre gireceğini bilirler .. Selam sevgili abim üst tarafta Ahmet el rufai hz lerinin Peygamber efendimizin elini öptügünden bahsettin inandıgın bir olguki bize bu olgudan örnek verdin Ben asla sorgulamadım bile Allah dostudur olmuş olabilir.Lakin bazı alimlerin kerametini kabul edip digerlerini reddetmek ölçümüdür neye göre reddetip neye göre kabul ediyoruz ölçü nedir burda ? Keramet konusuna gelirsek Keramet sadece Peygamberleremi verildi Hz hızır hz zulkarneyn Asaf bin berhiya bu zaatlar peygambermiydi Allahın ilmi ve kudreti sonsuzdur İlmi isteyene veririm diyor.Mesela ladikli Ahmet hudai hz hızır as ile başından geçenleri anlatır.Kimse onu Hz hızır as ile birlikte gördümü yok Sözünü mutaber esas aldı insanlar ve güvenilir bir insan oldugu için çogu kesim kabul etti Hz hızırla geçirdigi sohbetleride anlatır. Ve tayyi mekan yaptıgınıda Benim burda savundugum nokta sayın abim birşeyi var yada yok demek yerine Karşidaki kişinin eger manevi rütbesini ilmini derecesini makamını bilmiyorsak Allah izin verdiyse olmuştur Allah dilerse herşey olur deyip geçmek . Tabi bazı abartılan çok şey var herşeyde her bilgide oldugu gibi.Velhasılkelam olagandışı bir olayı sözü duydumuz zaman hemen olumsuz olmayalım araştıralım anlayalım |
Alıntı:
bunlardaki tezatlık olan görülenler bolluk refah rahatlık zamanında yasakladığı bir şeyi savaş darlık açlık zamanında yasağı kaldırması gibidir misalen bolluk ve rahat bir zamanda denizden çıkan sadece balığı yiyin dediği gibi gibi, darlık ve zor zamanda denizdeki herşeyi yiyebilirsiniz demesi bolluk zamanında. balığı tutup yiyin su üstüne çıkan balığı yemeyin demesine rağmen darlık zamanında kendiliğinden su üstüne çıkan balığı yiyebilirsiniz demesinden kaynaklı bir mezhep imamı bir sözünü almış diğer mezhep imamı diğer sözünü almış şunuda unutmamak gerekir zorluk bir mecburiyet snında başka bir mezhebi taklit etmekte. başka bir güzelliktir, Ebû Abdullah Câbir İbni Abdullah radıyallahu anhümâ şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ebû Ubeyde radıyallahu anh’ı başımıza kumandan tayin ederek, Kureyş kervanının karşısına çıkmak üzere bizi gönderdi. Bize azık olarak bir dağarcık hurma verdi. Verecek başka bir şey bulamamıştı. Ebû Ubeyde hurmayı bize tane tane veriyordu. Dinleyenlerden biri: – O hurmalarla nasıl geçinebiliyordunuz? diye sordu. Câbir: – Onları çocuğun meme emmesi gibi emer, sonra üzerine su içerdik, o gün geceye kadar bize yeterdi. Sopalarımızla ağaç yapraklarını silker, sonra onları su ile ıslatıp yerdik, dedi. Sonra da sözüne şöyle devam etti: Biz deniz sahili boyunca yürüdük. Sahil boyunda önümüze büyük kum tepesi gibi bir şey çıktı. Onun yanına kadar geldik, bir de baktık ki, Anber denilen bir balık. Ebû Ubeyde: – Bu, ölü bir hayvandır, (yenilmez) dedi. Sonra da: Hayır, bizler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in elçileriyiz ve Allah yolundayız. Siz son derece zorda kalmış bulunuyorsunuz, o halde yiyiniz, dedi. Biz üç yüz kişi idik ve bir ay süreyle onun etinden yiyerek orada kaldık, hatta kilo da aldık. Balığın göz çukurundan testilerle yağ aldığımızı biliyorum. Biz ondan öküz büyüklüğünde parçalar kesiyorduk. Ebû Ubeyde bizden onüç kişiyi alıp onun göz çukuruna oturttu, onun kaburga kemiklerinden birini de alıp dikti. Sonra yanımızdaki en büyük deveyi semerledi ve deve ile kaburga kemiğinin altından geçti. Balığın etinden pastırma da yaptık. Medine’ye gelince, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gidip olup bitenleri anlattık. Resûl-i Ekrem: “O, Allah’ın sizin için çıkardığı bir rızıktır. Onun etinden yanınızda bir miktar var mı, bize de yedirseniz?” buyurdu. Biz de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ondan bir parça gönderdik, o da yedi. (Müslim, Sayd 17) Hadisi Nasıl Anlamalıyız? Peygamber Efendimiz Medine devrinde, gerektiği zaman bir komutanın idaresinde düşmana karşı küçük çaplı müfreze birlikleri gönderirdi. Resûl-i Ekrem’in bizzat katılmadığı bu küçük savaş birliklerine “seriyye” adı verilir. Ebû Ubeyde’nin kumandasında gönderdiği bu seriyye, Kureyş kervanlarının yolunu kesmek ve onların ekonomik gücüne darbe vurmak, müslümanların güç ve kuvvetini onlara göstermek üzere, hicretin sekizinci yılında sevkedilmişti. Kureyş’in en önemli geçim kaynağı, yazın Suriye, kışın da Yemen taraflarına gidip gelen ticaret kervanlarıydı. Onlar, elde ettikleri zenginlikler ile ticaret yollarını kaybetmemek için Medine İslâm Devleti’ne karşı daima düşmanlık beslemekte, kin ve intikam hissiyle dolu olarak, sık sık savaş tehdidiyle müslümanları tedirgin etmekteydiler. Çeşitli hadis ve siyer kitaplarında bu seriyye hakkında rivayetler vardır. Buhârî’nin Sahih’inden de öğrendiğimiz gibi, bu seriyyeye “Gazvetü seyfi’l-bahr” adı verilmektedir. (Buhârî, Megâzî 65) İmam Nevevî’nin, bu konuyla ilgili olarak Müslim’in Sahih’inden seçtiği bu rivayet, diğerlerine göre daha kapsamlı sayılır. Bu seriyyeye katılan askerler, muhtemelen yanlarına taşıyabildikleri kadar yiyecek maddeleri almışlar, Peygamberimiz de onlara sadece bir kırba hurma verebilmişti. Kendi yiyecekleri bittikten sonra, tamamen yiyeceksiz kalacaklarından korktuğu için, Ebû Ubeyde onlara bu hurmaları tane hesabıyla veriyordu. Neticede hurma da bitince, ağaç yaprakları yemeye başladılar. Onların deniz kenarında buldukları Anber denilen balık, mavi balina olup, kendi türü içinde en büyüğüdür. Bazılarının ağırlığının yüz elli tona ulaştığı bilinmektedir. Burada buldukları ölmüş bir hayvan olduğu için, komutan Ebû Ubeyde önce onun yenilmesinin caiz olmadığı yönünde ictihadda bulunmuş, daha sonra bu görüşünden vaz geçip zorunluluk halini de dikkate alarak yenilebileceği yönünde hüküm vermiştir. Verdiği bu hükmün doğruluğu, daha sonra Peygamber Efendimiz tarafından hem sözlü olarak tasdik edilmiş hem de ondan bir parça kendisi de yemek suretiyle, müslüman askerlerin gönlündeki şüphenin gitmesi temin edilmiştir. Hadisten Öğrendiklerimiz 1. Ordu için bir kumandan gereklidir. Bu kumandan ordunun en seçkinlerinden olmalıdır. 2. Kumandanın meşru olan emirlerine uymak ve ona itaat etmek gerekir. 3. Savaş halinde olunan düşmana pusu kurmak ve ekonomik hedeflerini vurmak, mallarına el koymak câizdir. 4. Ashab, açlığa, susuzluğa, her türlü sıkıntıya karşı son derece tehammüllü idiler. 5. İctihad, Peygamber Efendimiz’in vefatından sonra değil, onun zamanında da câizdi. 6. Denizde yaşayan hayvanların ölüsü mübahtır. Ebû Hanife’ye göre, balıktan başka deniz hayvanları yenilmez. Balığın da sebepsiz, bir av aletiyle olmaksızın eceliyle öleni yenmez. Şâfi mezhebine göre, su hayvanlarından kurbağa yenmez. Mâlikî mezhebine göre, kurbağa da dahil bütün deniz hayvanları yenir. |
[QUOTE=osman100;717621]
Alıntı:
misalen azrail as. aldığı ruhları berzah alemine götürürken , hizmetkarının ağladığını gören veli gökyüzüne uçup azraile bir tokat atıp azrailin gözünü çıkarıp , kabzettipi ruhları elinden alıp ölenlere geri dağıtıp onlara geri can vermesi hangi ayette hangi surede var, dinin neresinde var hangi evliyanın bunu yapmaya gücü yeter , hangi makam sahibi bunu yapabilir azraile tokat atıp kabzettiği ruhları elinden almak.... |
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:43. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com