![]() |
|
|||||||
| Sorularınız her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz. |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
|
#1
|
||||
|
||||
|
İman Şafii, Bağdat’ta İmam-ı Azam’ın türbesine giderek ‘’ Bu kabirde yatanın hürmetine’’ diyerek onu vesile etmiş (Kevseri, ‘’Mahku’t-Tekavvül fi Mes’elet’t-Tevessül’’, Makalatü’l-Kevseri sayfa 470 )ve dua ederken ehl-i beyti anarak dua etmiştir. Ayrıca İmam Malik Hz. Peygamber’in kabrine yönelerek tevessülde bulunmakta bir sakınca olmadığına hükmetmiştir. Ehl-
Sünnet’in çoğunluğu da aynı görüştedir. (Alusi Ebu’s-Sena 6. Cilt 128, Sübki Şifaü’s- Sekam sayfa 134-143 )Zira tevessül eden kişi Cenab-ı Hakk’a nazı geçen O’nun reddetmeyeceği umulan birisi ile Allah’a müracaat etmiş olmaktadır. Yoksa yapılan haşa o aracıya ibadet etmek tapınmak değildir. Resul-i Ekrem (s.a.v), ama(kör) hadisinde olduğu gibi tevessülü bizzat kendisi tavsiye etmiştir. Eğer tevessül başkasına ibadet anlamına gelseydi hiç şüphesiz tevhidi koruma hususunda herkesten daha hassas olan Allah Resülü onu tavsiye etmezdi. Diğer yandan Ashab-ı kiramdan itibaren değişik ekollere mensup fıkıh kelam ve tasavvuf alanında pek çok alimin Hz. Peygamber’le tevessülde bulunmayı meşru bir uygulama olarak görmesi de bu konuda ayrı bir delildir.(Kevseri, ‘’Mahku’t-Tekavvüğl fi Mes’eleti’t-Tevess,ül’’, Makalatü’l-Kevseri sayfa 470) İbn Teymiyye dönemine kadar da bu konuda alimler arasında tespit edilen bir ihtilaf yoktur (Subki Şifau’s-Sekam sayfa 357) Dolayısıyla zikredilen manada hayatta iken ve dar-ı bekaya göç etmelerinden sonra Allah Resülü’nün yanı sıra veliler ve salih kulların zatlarıyla tevessülde bulunmanın şirk kabul edilmesi isabetli görülmemektedir. (Nitekim bu konuda Zahid el-Kevseri şöyle der: ‘’Bütün bu delillerden sonra ölmüş olsun hayatta olsun nebiler veliler salihlerle tevessülde bulunmayı inkar edip tevessül sebebiyle Müslümanları müşrik olmakla itham edenler bu konuda aceleci dikkatsiz ve sorumsuz davranmışlar demektir ve bunun zararı da yine kendilerine dönecektir.’’ Kevseri ‘’Mahku’t-Tekavvül fi Mes’eleti’t-Tevessül’’ Makalatü’l-Kevsei sayfa 490) Çünkü tevessül ve istiğaze ölünün bizzat zatıyla değil de Allah katındaki sevgisi makamı ve mertebesiyle yapıldığında meşrudur. Zira ölüm hiçbir zaman Allah nezdindeki rütbe ve dereceyi değiştirmez.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır... |
|
#2
|
||||
|
||||
|
"Salih kimseler ile tevessül''var. Hatta imam Şafii'nin Bağdat'ta İmam A'zam'ın türbesine giderek "Bu kabirde yatanın hürmetine" diye dua ettiği rivayetleri vardır. İmam Şafii bizzat kendisi, İmam A'zam'la tevessülde bulunuyor. Tecrid-i Sarih Cenazeler bahsine bakılırsa, orada bu dediğimi görünür. İmam Şafii kendisine ait şiir kitabı Divan'ında İmam A'zam için 'misk' benzetmesi yapıyor.. Yine Tecrid, 4 / 139, 2 / 321, 322'de (abdest bahsi) Peygamberimiz Aleyhi's-Salatu ve's-Selam Efendimizin, abdest suyu ile teberrük ve tevessül var.. Ayrıca yine aynı konuyla ilgili olarak 9 / 271. sayfaya bakın. 8 / 304-305. Hz. Ebubekir'in rüyada gördüğü bir vasiyeti yerine getirmesi olayı var. Tevessül örneği. Bu konuda 8 / 304, 305'e bakın. Bütün bunlar ve daha önce benzerlerini anlattım, Resulullah Aleyhi's-Salatu ve's-Selam'ın hem zatı ile hem kullandığı eşyalar ile, hem O'nun vücudundan bir parça ile tevessülde bulunduklarını görüyoruz. Bir de; "Resulullah Aleyhi's-Salatu ve's-Selam hayatta iken bunlar yapılıyordu. Vefat ettikten sonra bu şirk olur", diyenler oluyor. Bunun da bir mantığı yok. Yani Resulullah Aleyhi's-Salatu ve's-Selam hayatta iken haşa o mantığa göre, şirk olan birşey caiz olur da Resulullah Aleyhi's-Salatu ve's-Selam vefat ettikten sonra mı şirk olmayacak / caiz olmayacak! Zaman ne fark ettirecek de ? İkisi de aynı olay değil mi. O mantığa göre birisi şirkse diğeri niye olmuyor. Bunun makul bir mantığı var mı ! Ama zararı yok. Vefattan sonraki tevessüle de örnek verelim. şahısla tevessül örneklerinin ilkinde hep bilinir Resulullah Aleyhi's- Salatu ve's-Selam'ın, ama bir insana öğrettiği dua ile o ama kişi dua etmiş ve gözleri açılmıştır. Peygamberimiz bizzat kendisinin vesile edinilmesini tavsiye edip o şekilde dua ettirdi. İşte bu rivayeti bize nakleden Osman b. Huneyf, Pey- gamber Aleyhi's-Salatü ve's-Selam'ın vefatından sonra hatta Hz. Ebubekir, Hz. Ömer dönemleri de geçtikten sonra, Hz. Osman döneminde Hz. Osman'a bir işi düşüyor. Fakat bir türlü halife Hz. Osman'la görüşemiyor. Engeller çıkıyor, görüşemiyor. Hemen Resulullah Aleyhi's-Salatu ve's-Selam'ın o ama sahabiye yaptığı tavsiyeyi hatırlıyor, taze abdest aliyor, iki rekat namaz kılıyor ve Peygamber'in öğrettiği şekliyle o duayı yapıyor. Bakın, Peygamber Efendimiz vefat etmiş. Yani vefatından sonra
"Ya Rabbi ben senden istiyorum. Rahmet Peygamberi Muhammed ile sana yöneliyorum. Ya Muhammed! Ya Rabbi onu bana şefaatçı kıl, aracı kıl" sözleriyle dua ediyor Osman b. Huneyf... , bu duadan sonra işler Duadan sonra Hz. Osman'a gidiyor görüşmeye. Önce den bir türlü işi halledilemezken kendi yolunda tıkır tıkır işleyip neticeyi alıp geliyor. Evet, işte bu olay Peygamberimiz Aleyhi's-Salatu ve's-Selam vefat ettikten sonra, peygamberimiz (s.a.v.) ile gıyabında tevessül örneğidir. Zaten bu olay ilk olduğu zaman yani ama (kör) sahabi dua ettiğinde peygamberimiz hayatta iken bile o ama sahabi peygamberimiz huzurunda dua etmedi. Eve gitti. Ve peygamberimizin gıyabında böyle dua etti. Dolayısı ile peygamberimiz hayatta iken de, vefatından sonra da bu tevessülün hiçbir sakıncası yoktur.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır... |
|
#3
|
||||
|
||||
|
Alıntı:
ölmüş halan teyzenden medet umarsan elin boş bakar kalırsın evliyaullah dan olan kimse ölmedi boyut değiştirdi onların son duaları yardıma koşmak ise izin verilirse darda olana yardımı olur oda izin içindedir.. Evliyalık makamıda öyle 3 ihlas 1 fatiha ile olmuyor..Evliyanın kalbine 70 nazar eder Hz Allah CC orda eğer adın varsa sen onları seversen onlarda seni sever orda ismin olursa kıyamette bir sığınacak yerin olur.. Ayetler Allah kelamı Kuranı Hz peygamber indirmedi Allah indirdi ee peygamleride kaldır tam olsun olmaz mı ne dersin odamı kandırıyor bizi bunca alim düşünmedi senmi çözdün şifreyi..
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
“Yâ HÛ ya men HÛ, lâ ilâhe illâ HÛ” |
|
#4
|
|||
|
|||
|
Alıntı:
soru 1 ) Birşeyi anlamadan yazmayın ayet tefsiri yapacak mertebedemisin sen? cevap 1) Biz onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik ki, aklınızı kullanıp anlayasınız diye.( zuhruf suresi 3 ayet cevap 2) Andolsun biz bu Kur’an’ı, iyice anlaşılıp öğüt alınabilmesi için kolaylaştırdık. O halde düşünüp öğüt alacak kimse yok mu? ( kamer suresi 17. ayet cevap 3) Bu öyle bir kitaptır ki, hikmeti herşeyi kuşatan ve herşeyden haberdar olan Allah tarafından âyetleri kesin delillerle sapasağlam düzenlenmiş ve iyice açıklanmıştır. ( hud suresi 1 .ayet bu yazdığım ayetlerle apacıktırki allah c.c her kulun anlıyabileceği şeklilde kuranı indirmiştir bunun tersini düşünen allahın ayetlerini apaçık yalanlamış olur soru 2)lmüş halan teyzenden medet umarsan elin boş bakar kalırsın evliyaullah dan olan kimse ölmedi boyut değiştirdi. cevap 1) Nihayet onlardan birine ölüm gelip çatınca, “Rabbim! Beni geri gönder de, geride bıraktığım dünyada iyi işler yapayım” der. Hayır! Onun söylediği bu söz boş laftan ibarettir. Önlerinde, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır. (muminun suresi ayet. 99-100 ayet burdada bizi yaratan rabmizin ölümümüzden sonra berzah aleminde kıyamet vaktine kadar bekliceğimiz yazar iyi veya kötü olmak farketmez çünkü kıyamette hesap defteri döklür hesaba cekiliriz bu ayeti demi inkar ediyorsun allah hakkıyla bizi kuranda herşeyi öğretendir. soru 3) onların son duaları yardıma koşmak ise izin verilirse darda olana yardımı olur oda izin içindedir. cevap 1) bunda ayet bile vermeye gerek yok çünkü ne kuranda nede peygamberler hayatında böyle birşey yok. ama şöyle bir durum var hz.ibrahim döneminde putlara insanlar tapıyordu nedeni ise putların allahla iletişime geçtini ve ettikleri duaların iletildiğini düşünüyorlardı peki bunu şimdi ölmüş alimlerden yardım istemeyle aynı değilmi ne farkı var araya başka birisini sokmak yardım için onu putlaştırmazmı bir düşünün mantıklı geliyormu size eğer ki cidden mantıklı geliyorsa daha diyecek sözüm yok soru 4) Evliyalık makamıda öyle 3 ihlas 1 fatiha ile olmuyor..Evliyanın kalbine 70 nazar eder Hz Allah CC orda eğer adın varsa sen onları seversen onlarda seni sever orda ismin olursa kıyamette bir sığınacak yerin olur.. cevap 1) kıyamet vaktinde ölmüş devrişlere sığınmak güldürme beni tek şefatci hz muhammet tir ve kıyamet günü baba oğlunu anne kızını tanımıyacak herkez kendi hesabına düşücek ki ayetleri atabilirdim tek tek atmamanın nedeni oku ilk ayet nedir oku araştır ki benim yazdığıma inanmıyorsun çünkü sen oku kuranı aç oku tevsirlere bak oku yeterki oku.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#5
|
||||
|
||||
|
Alıntı:
İbnu'l-Hümam, Hz. Peygamber'in kabrini ziyaret adabını anlatırken ziyaretçinin yapacağı şeyler ve söyleyeceği sözler arasında tevessülü, dua ve şefaat istemeyi açıkça zikretmiştir. Kitaplarında geçen çeşitli ifadelerden başka Hanefi alimlerinin de özellikle Rasulullah ile tevessülü kabul ettikleri ve bu şekilde dua ettikleri anlaşılmaktadır. Son dönem ulemasından Zahid el-Kevseri'nin bu konuya ayırdığı makalede tevessülün cevazına dair deliller derli toplu verilmiştir. Kevseri, şahıs ile tevessülün de naslarla sabit olduğunu, "Allah'a vesile arayın” ayetindeki vesilenin takyidinin, Hz. Ömer hadisindeki tevessülün dua olarak açıklanmasını delilsiz, hevaya uyarak yapılan kayıtlamalar olarak görmekte; İbn Teymiyye'nin zayıf ve delil olarak alınamaz gördüğü bazı hadislerin sıhhatini ispat etmektedir.(Zahid el-Kevseri Makalat Kahire 1372 sayfa 378-397) Delil getirdiği ayetler şunlardır: 1- "Ey iman edenler! Allah'tan (c.c.) korkun, ona yakınlaşmak için vesile arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz." (Maide suresi ayet 35) Bu ayette vesile umumi gelmiştir. Bunu takyid eden bir delil bulunmamaktadır. Dua ile tevessülü de zat ile tevessülü de kapsamaktadır. Bu husus sadece rey veya dil yönünden umumi olmakla söylenmiş bir hüküm değildir. Hz. Ömer de yağmur duasında Hz. Abbas'la tevessülden sonra, "Bu Allah'a vesiledir" demiştir. Bu da ayetin bu umumi manasını göstermektedir. 2- "Daha önce kafirlere karşı zafer isterlerken kendilerine Allah katından ellerin deki (Tevrat'ı) doğrulayan bir kitap gelip de (Tevrat'tan) bilip öğrendikleri gerçekler karşılarına dikilince onu inkar ettiler. İşte Allah'ın laneti böyle inkarcılaradır." (Bakara suresi ayet 89) Begavi gibi müfessirlerin zikrettiğine göre Yahudiler Peygamberimizin bisetinden önce düşmanlarına karşı galip gelmek için, "Allah'ım bize ahir zamanda göndereceğin Tevrat'ta sıfatlarını okuduğumuz peygamberinle zafer ver!" diye dua ediyorlardı (Zahid el-Kevseri, Makalat sayfa 387) 3. "Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Resul de onlar için istiğfar etseydi Allah'ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı." (Nisa suresi ayet 64) Mutlak ıtlakı üzere terk edilir. Bu ayeti takyid eden bir deli bulunmamaktadır. Ayet Hz. Peygamber'den ölümünden sonra da istiğfar istenebileceğine delildir. Nitekim Hanbeli alimler bile peygamberlerin kabirlerinde diri olduklarını ifade etmişlerdir.(Zahid el-Kevseri, Makalat sayfa 387) Hadisten delilleri ise şunlardır: 1- Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor: Halk kıtlığa maruz kaldığında Ömer b. el-Hattah (r.a.), Abbas b. Abdilmuttalib ile istiskada bulunarak: “Allah'ım! Peygamberimiz ile sana tevessül ederdik de bize yağmur verirdin. (Şimdi ise) Peygamberimizin amcası ile sana tevessül ediyoruz, bize yağmur ver!" derdi. Bunun üzerine yağmur yağar ve halk suya kavuşmuş olurdu.(Buhari, İstiska 3; Fedailü Ashabi’n-nebi 11; İbn Huzeyme, sabih 2.cilt sayfa: 337-338; Hakim Müstedrek 3.cilt sayfa 334) Burada mahzuf bir "dua" takdir etmenin bir delili yoktur. Bu hadis zat ile tevessüle açık delildir. Ayrıca Hz. Abbas'la tevessülün sebebi Hz. Peygamber'e yakın olmasıdır. Dolayısıyla burada aynı zamanda Hz. Peygamber'le tevessül edilmiştir. Bu hadisin farklı varyantları net bir şekilde zat ile tevessülü göstermektedir. Bunun sadece diri olana hasredilmesi ise bu hususta yazan pek çok alimin ifade ettiği gibi delilsiz bir takyid olmaktadır. 2- Malik ed-Dar -ki o Hz. Ömer'in haznedarı idi- anlatıyor: Hz. Ömer devrinde halk şiddetli bir kıtlığa maruz kalmıştı. Derken bir adam Rasulullah (sav)'in kabrine gelerek: "Ya Rasulallah! Ümmetin için yağmur yağmasını iste. Zira onlar helak oldu lar!” dedi. Bunun üzerine rüyasında adama şöyle denildi: "Ömer'e git, ona selam götür halkın suya kavuşacağını haber ver ve ona şunu söyle: "Senin vazifen, iyi muamelede bulunmak, muvazeneli ve güzel hareket etmektir. "(İbn Ebi Şeybe, Musannıf 7.cilt sayfa:482-483; İbn Abdilberr, İstiab 2.cilt sayfa 464, Zekeriya Güler rivayetin sahih olduğu kanaatine varmıştır. [Zekeriya Güler, ‘’Vesile ve Tevessül Hadislerinin kaynak değeri’’, Tasavvuf İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi, Ankara 2003, Sayfa 72-76]) Bu kişi berzah aleminde olan Resulullah’tan istekte bulunmuş ve bunu o dönemdeki hiçbir sahabi inkar etmemiştir. Bu sahabenin Resulullah’ın vefatından sonra onunla yağmur talebinde bulundukları hususunda nastır. (Zahid el-Kevseri, Makalat sayfa 388-389) 3-Osman b. Huneyf (ra) anlatıyor: Gözleri görmeyen bir adam Peygamber (sav)'e gelerek: "Ya Rasulallah! Gözlerimi iyileştirmesi için Allah'a dua et", dedi. Rasulullah(sav), "Istersen dua edeyim, istersen sabredersin! Sabretmek senin için hayırlıdır,"buyurdu Adam: "Allah'a dua buyur (da gözlerim açılsın!)" deyince, Rasulullah (sav) onun gereği gibi abdest almasını ve şu duayı yapmasını emretti: "Allah'ım! Peygamberin; rahmet peygamberi Muhammed ile senden istiyor ve sana yöneliyorum. Şu hacetimin yerine getirilmesinde (gözlerimin açılmasında) ben seninle (Peygamber ile) Rabbime yöneldim. Allah'ım, onu benim hakkımda şefaatçi kıl (onun hürmetine duamı kabul buyur?!).Bu hadiste Hz. Peygamber'in zatıyla, makamıyla tevessüle ve gıyabında O'na nida edileceğine delil vardır. Bu hadis sahih bir hadistir. (Zahid el-Kevseri, Makalat sayfa 389-390) 4 Osman b. Huneyf, Hz. Osman'ın hilafeti sırasında bir ihtiyacı olup Hz. Osman'la görüşmek isteyen ancak bir türlü görüşemeyen birine bu duayı aktarmış; o da bu duayı yaptığında kolaylıkla Hz. Osman'la görüşmüştür.(Taberani el-Mu’cemu’l-Kebir, cilt 9 sayfa 31; Beyhaki Delail cilt 6 sayfa 167-168; Münziri, Terğib cilt 1 sayfa 108-109; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, cilt 2 sayfa 279; Zahid el-Kevseri, Makalat sayfa 391) 5.Ebu Said el-Hudri'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Kim namaz kılmak üzere evinden çıkar ve Allah'ım, senden isteyenlerin senin katındaki hakkı için senden diliyorum. Şu yürüyüşün hakkı için senden diliyorum. Zira ben ne büyüklenmek ne de kendini beğenmek için ve ne gösteriş ne de duyurmak için çıktım. Ben yalnız senin gazabından sakınmak ve senin rızanı aramak için çıktım. Ben senden beni ateşten kurtarmanı ve günahlarımı bağışlamanı istiyorum. Çünkü günahları ancak sen bağışlarsın!'’ derse, Allah ona rızasıyla yönelir ve ona yetmiş bin melek istiğfar eder. (İbn Mace, Mesacid, 14; Ahmed b. Hanbel, Müsned cilt 3 sayfa 21; İbnüs-Sünni, Amelu’l Yevm, Dımaşk 1989, sayfa 43, Zekeriya Güler hadise’’ hasen li gayrihi’’ hükmünü vermektedir. (Zekeriya Güler, ‘’Vesile ve Tevessül Hadislerinin Kaynak Değeri’’ Tasavvuf İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi, Ankara 2003 sayfa 63-65]) Bu hadiste Müslümanların umumu ve havassı ile tevessüle delil vardır.2318 Kevseri en sonunda özetle, ölü veya diri peygamberler, veliler, Salihler ile tevessülü inkar edenin en küçük bir hüccetinin olmadığını; tevessül sebebiyle Müslümanlara şirk iftirasını atanların bu tehevvürünün ancak kendilerine zarar vereceğini söylemiştir.(Zahid el-Kevseri Makalat sayfa 393-395) Şevkani 'nin değerlendirmesi ise şöyledir: "Gerçekten Peygamber (sav) ile hayatta iken tevessül sabit olmuştur. Ayrıca vefatından sonra ondan başkasıyla da sahabenin sükuti icmai ile tevessül sabit olmuştur. Çünkü sahabeden hiçbiri, Hz. Ömer'in Abbas (ra) ile tevessülünü yadırgamamıştır. Bana göre, İzzeddin b. Abdisselam (v. 660/1261)'ın iddia ettiği gibi tevessülün cevazını yalnız Peygamber (s.a.v.)'e tahsis etme nin, şu iki sebepten dolayı bir manası yoktur: Birincisi, söylediğim gibi sahabe icmal var dır. İkincisi ise, ilim ve fazilet sahibi bir zat ile tevessül, gerçekte onun salih amelleriyle ve üstün meziyetleriyle tevessül demektir. Çünkü fazilet sahibi olan kişi, ancak amelleriyle faziletli olur. Bu durumda, "Allah'ım, falan alim ile ben sana tevessül ediyorum" diyen kimse, onun sahip olduğu ilim (ve amel) ile tevessül etmiş olmaktadır." Yukarıdaki açıklamalardan anlaşıldığı üzere peygamberler, veliler ve Salihlerle hayatta iken veya öldükten sonra tevessülün caiz olduğu yönündeki deliller çok güçlüdür. İbn Teymiyye'nin ve onu takip edenlerin zat ile tevessülü yasaklamak için getirdiği deliller zayıf veya zorlamadır. Bu husustaki en güçlü delilleri Rasulullah ve sahabe döneminde böyle bir şey olmadığı yönündedir. Ancak yukarıda sayılan rivayetler bunun da doğru olmadığını göstermektedir. Bu görüşte olanlar şu silsileyi izlemişlerdir. Dua bir ibadettir. İbadetler ise emir ve ittibaya dayanır. Yani bu hususta Allah'tan gelen bir emir ve Resulünden gelen emir veya uygulama gerekir. Duada zat ile tevessülle ilgili bir nas nakledilmemiştir. Sahabenin de böyle bir şey yaptığı bilinmemektedir. Nakledilenler ise ya delil olamayacak şekilde zayıf veya uydurma; ya da başka manadadır. O zaman zat ile tevessül caiz değil, bidattir. Hatta şirktir. Hepsinin dayandığı yer de İbn Teymiyye'dir. Burada şunu da ifade etmek gerekir ki, İbn Teymiyye tevessül konusunu fıkhi bir mesele olarak görmüş ve bu çerçevede incelemiştir. Onun takipçilerinden Vehhabiliğin kurucusu Muhammed b. Abdülvehhab, “bazıları salihlerle tevessülü caiz görüyor, bazıları sadece Allah Resulüyle tevessül edilebileceğini söylüyor, alimlerin çoğu ise bunu yasaklıyor ve kerih görüyor” dedikten sonra; "her ne kadar bu konuda doğrusu bizim görüşümüz (caiz olmadığı) olsa da konu fikhi bir meseledir. Cumhurun görüşü mekruh olmasıdır. Yapanı inkar etmiyoruz" demekte; ancak kendi yorumunca tevessül edilenin aşırı büyütülmesinin sakıncasına dikkat çekmektedir. İlginç olan günümüz deki İbn Teymiyye ve Muhammed b. Abdülvehhab'ın takipçilerinin konuyu genellikle şirk çerçevesinde ele almalarıdır. Muhammed b. Abdülvehhab'ın cumhurun mekruh gördüğü yönündeki ifadesi de doğruyu yansıtmamaktadır. Bir diğer ilginç husus da budur. Doğru düzgün alim adı vermeden ulemanın çoğunluğu ifadesi kullanmışlar, vere vere sadece İbn Teymiyye'nin adını verebilmişlerdir. Bir de Hanefilerin bazı fetvalarını kendilerine göre yorumlamışlardır.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır... |
|
#6
|
||||
|
||||
|
Alıntı:
Malesef günümüzde son paragrafta geçtiği gibi bir akım var kaynak göstermeden hurafelerle doldurdular bilhassa instegram vb.sayfalar gırla.Umarım herkes hepimiz kaynaklı bilgilerle yol alır.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#7
|
||||
|
||||
|
Alıntı:
Evet, Kur'an Mübin, ama hangi anlamda Mübin. Hiç şüphesiz şu anlamda Mübin: "Ey insanlar! Allah'ın uluhiyet ve rububiyette eşsiz/ortaksız olduğunu anlamak için izaha gerek var mı? Allah'a saygı bilinciyle yaşayın; tevhid inancından ayrılmayın; ana babanıza iyi davranın, adaletten şaşmayın, yalan dolandan, gıybet, iftiradan, ayıp kusur aramaktan kaçının. Elinizde bir dilim ekmeğiniz varsa, yarısını aç ve muhtaç insanlarla paylaşın. Kısaca adam olun ve benim huzuruma adam gibi, yüzünüz ak olarak çıkın. Sizden isteklerim ve beklentilerim gayet açık ve anlaşılabilir değil mi?” Hiç şüphesiz, Kur'an bu ana mesajlar açısından gayet mübindir. Gerçek bir mümin ve Müslüman olma noktasında Kur'an'dan daha açık bir kitap yoktur. Kur'an'ın Mübin olması meselesine, yukarıdaki izahattan "Mübin’in ne manaya geldiği anlaşıl dı sanırım; ama eğer siz "Kur'an baştan sona her kelime- si ve her ayetiyle gayet mübindir" derseniz, o zaman size şehadet ayetleri (Maide suresi 106-108), Harut-Marut kıssası (Bakara süresi ayet102) gibi birçok Kur'an pasajının deve dişi gibi müfessirlere saç baş yoldurduğunu hatırlatmak isterim. Eğer biri çıkıp Kur'an baştan sona mübindir diyorsa, ben bu sözü katıksız cahilliğe yorarım. Öte yandan, Kur'an'ın nüzul sürecindeki sosyal ve kültürel matristen, özellikle de Hz. Peygamber'in siret ve sünnetinden bağımız bir metin olarak doğru anlaşılıp yorumlanacağı iddiasını ise cahillik olarak nitelerim. Öncelikle meal üzerinden Kur'an'ı anlama konusuna hiç sıcak bakmadığımı belirtmeliyim. Çünkü meallerin kahir ekseriyeti Kur'an'daki anlamın bütünüyle lafızda olduğu düşüncesinin mahsulüdür. Birçok mealde sıkça rastlanan " [Hasan Basri Çantay, Zuhruf suresi 61. ayetin meali], "Şüphesiz ki o, saat (in) ilmi (kendisiyle bilinenlerden) dir’ ’gibi bilmecemsi ifadeler, ayetlerin tercümesindeki kopukluk ve kesintiler büyük ölçüde bu yanlış düşüncenin eseridir. Gerçekte Kur'an'daki anlamın kökü ve ana gövdesi lafızdan ziyade vahyin nazil olduğu tarihsel toplumsal matristedir. Bu arka-plan dikkate alınmadığında birçok ayete lafızdan ziyade, olmadık anlamlar yüklenebilir. Nitekim Araf suresi 31. ayetteki ya beni ademe huzu zineteküm inde külli mescidin ifadesi salt lafız ekseninde, "camiye/mescide giderken tertemiz, gıcır gıcır elbiselerinizle gidin" şeklinde anlaşılmaya müsait biçimde Türkçeye aktarılmakta, mezkur ifadenin ardından gelen ve-külü veşrabu ve-la tüsrifu ibaresi ise bildiğiniz gibi yemek duası olarak okunmaktır. Oysa bu ayet ne camiye güzel elbiseyle gitmekten ne de sofra başında yemek yemekten söz etmektedir. Bu ayetteki asıl mana ile meallerdeki mana arasındaki uçurum farkını görmek isteyenler herhangi bir klasik tefsir kitabına bakabilirler. Kur'an'ın salt meal üzerinden anlaşılabileceği fikrinin günümüzde çok rağbet gördüğü hepimizin malumudur. Kur'ancılık diye nitelendirdiğim bu fikir maalesef çok sorunlu ve sıkıntılı bir eğilimin neşvü nema bulmasına yol açmıştır. Bu modern eğilim, “Kur'an bir tek alimlere gönderilmedi, her Müslümana gönderildi; biz de herkes kadar kendi kitabımızı anlama ve yorumlama hakkına sahibiz" gibi protestanvari iddialarla salt meal üzerinden ahkam kesmek şeklinde karşımıza çıkmakta ve maalesef ne durdan ne vurdan anlamakta, sadece bildiğini okumaktadır. Oysa Kur'an'dan bahsetmek isteyenler, merhum Elmalılı'nın ifadesiyle, "onu hiç değilse harekesiz olarak yüzünden okuyabilmelidir. Esasen tefsir ilmindeki temel hedef, dini alanda yeni bir inşa faali- yetine girişip İslam'ı yeniden ortaya koymak değil, uzun tarihi tecrübede Kur'an dışında oluşan ve tartışılan ve fakat bir şekilde Kur'an'a bağlanan sayısız kelami, siyasi, fikhi, felsefi, tasavvufi meseleyi ayıklamak ve böylece dini alandaki fikir ve görüş kalabalığını azaltmaktır. Ancak bu ayıklama ve azaltma işi Kur'an'ın konusu olmayan meselelerin tartışılmasını da ister istemez kaçınılmaz kılmaktadır. Çünkü geleneksel tefsir literatürü, özellikle Fahreddin er-Razi ve Şihabüddin el-Alusi gibi müfessirlerin tefsirlerinde görüleceği üzere, ansiklopedik nitelikte olduğundan mezhebi, kelami, felsefi, fikhi, tasavvufi boyutlu her mesele Kur'an'ın konusuymuş gibi algılanmakta ve ayetlerin tefsirinde bu konulara değinilmeyip ilk ve asli mananın aktarılmasıyla iktifa edildiğinde hem tefsirde çok önem- li konuların atlandığı gibi bir algı oluşmakta hem de tarihsel süreçte ortaya çıkan meseleler çerçevesinde üretilen yorumlar ilk ve asli mananın etrafında çeper ve hatta kalın bir duvar oluşturmakta ve dolayısıyla nüzul dönemini yansıtan açıklamalar tabir caizse bidat gibi algılanmaktadır. Bir örnek vermek gerekirse, Bakara suresi ayet 146. ayetteki " الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءهُمْ ‘’ ifadesi, günümüzdeki her müslüman tarafından, "Onlar Muhammed'i öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar" şeklinde anlaşılır; çünkü meallerin hemen hepsinde "" (onu tanıyıp bilirler) lafzındaki gaip zamiri (hu) parantez arasında "Hz. Muhammed" diye açıklanır. Fakat bu açıklama geç dönem tefsir kitaplarına dayanır. Oysa Mukatil b. Süleyman " الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءهُمْ" ifadesini, "O Yahudiler Beyt-i Haram ‘ın öteden beri kıble olduğu gerçeğini tıpkı kendi oğullarını tanıyıp bildikleri gibi bilirler" diye açıklamış ve başka bir açıklamada bulunma ihtiyacı duymamıştır.(Mukatil Tefsir 1.cilt sayfa 85-86) Taberi de ayeti aynı şekilde açıklamış ve üstelik bunu İbn Abbas, Katade, Rebii, Süddi, İbn Cüreyc gibi sahabe, tabiin ve tebe-i tabiin alimlerinden nakille tek açıklama olarak aktarmıştır.(Taberi (camiu’l-Beyan 2.cilt sayfa 670-671) Buna mukabil Zeccac ve İbn Ebi Hatim gibi bazı müfessirlerle birlikte ikinci bir görüş ortaya çıkmış ve bu görüş çerçevesinde " يَعْرِفُونَ " lafzındaki zamir Hz. Muhammed'e raci kılınmıştır. Birkaç yüz yıl boyunca Hz. Muhammed'le ilgili görüş ikinci sırada kendine yer bulmuş, hicri altıncı asra gelindiğinde Zemahşeri, daha sonraki asırlarda ise Fahreddin er-Razi ve Kurtubi gibi meşhur müfessirler ikinci sıradaki görüşü ilk sıraya taşımışlardır. Hicri sekizinci asırda İbn Kesir rivayet konusunda son derece donanımlı olmasına ve kıble ile ilgili görüş birçok selef alimine dayanmasına rağmen ilgili rivayetleri zikre değer bile bulmamıştır. Son dönemlerde Şihabüddin el- Alusi, Cemaleddin el-Kasımi gibi müfessirler de kıbleyle ilgili görüşü atlayıp söz konusu zamirin Hz. Muhammed'e raci olduğunu vurgulamışlardır. Sonuçta, İslam'ın erken dönemlerinde tek görüş olarak tebarüz eden bir açıklama son asra gelindiğinde ortadan kaybolmuştur. Tefsir ilk planda Kur'an lafızlarındaki kapalı anlamı ortaya çıkarmaktır. Burada söz konusu olan kapalılık temelde Kur'an'ın nazil olduğu zaman ve zeminle yorumcu arasındaki tarihi mesafeyle alakalıdır.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır... |
|
#8
|
|||
|
|||
|
Alıntı:
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#9
|
||||
|
||||
|
Alıntı:
"Şehid, ev halkından yetmiş kişiye şefaat eder" .(Ebu Davud, Cihad, 28) "Kıyamet günü şu üç grup insan şefaatçi olacaktır: Peygamberler, alimler ve şehitler'’(İbn Mace, Zühd, 137) "Her Nebinin bir duası vardır. Ben ise ümmetime kıyamet günü şefaat etmek üzere duamı geciktirmek istiyorum".(Buhari, Tevhid,31) "Nebiler, melekler ve müminler şefaat eder. Bundan sonra Cebbar olan Allah: Geriye benim şefaatim kaldı' der ve cehennemden bir avuç alır ve böylece orada yanmış olan bazı toplulukları çıkarır. Sonra onlar cennetin önlerindeki hayat suyu denilen bir ırmağa bırakılırlar" (Buhari, Tevhid 24) "Kıyamet gününde şefaatimle en ziyade mesud olacak kimse, kalbinden halis bir şekilde Allah'tan başka ilah yoktur' diyen kimsedir" (Buhari, İlim,33) "Kur'an okuyun, çünkü o kıyamet günü okuyucusuna şefaat eder..." (Müslim, Salatu’l-müsafirin 42) Şefaat hususunda katı bir tutum benimseyen bazı Selefi, Harici ve Vehhabı gruplar bunun bir çeşit şirk olacağı endişesiyle meseleye yaklaşmış, şefaati reddetmişlerdir. Halbuki hem Kur’an’ın ilgili referansları hem de Hz. Peygamber’in sahih hadisleri bu konuya açıklık getirmektedir. Ehl-i sünnet ulemasının şefaatle ilgili yaklaşımları müşrik Arapların şefaat anlayışıyla kesinlikle benzerlik taşımaz. Örneğin bir veli zatın mezarı başında onun ismini de anarak dua etmek ona tapmak anlamına gelmez. Nitekim Hz. Peygamber vefat edince yanında bulunan Hz. Ebû Bekir, Peygamber Efendimizi (s.a.s.) alnından öperek “Allah katında bizleri de an” demiştir. Mu‘tezile alimleri ise ahirette şefaatin olduğunu, ancak yalnızca cennet ehlinin derecelerinin yükseltilmesine vesile olacağını, günah işleyenlerin tövbe etmeden ölmeleri halinde mümin muamelesi görmeyeceklerinden cehenneme gideceklerini ifade etmişlerdir. Bu konuda mutedil yaklaşım, başta Peygamber Efendimiz (s.a.s.) olmak üzere Allah’ın izin verdiği kıymetli şahsiyetlerin şefaatini ummak; lakin yaşarken iman, amel ve ahlak noktasında olabildiğince hassas davranıp kulluğumuzu en güzel şekilde göstermek olmalıdır. Allah’ın iznine bağlı şefaat beklentisi bizi rehavete sevk etmemelidir. Şunu da ifade etmek isterim günümüzde şefaat anlayışına karşı çıkışlarda pratikte görülen bazı olumsuz anlayışların etkisi vardır. Mesela kişi şeyhinin eteğine yapışmakla kesin kurtulacağını düşünmektedir. Onun içindir ki başkalarını da o şeyhe yapışmaya davet etmekte, kesin kurtulacağını müjdelemektedir. Hatta ölen şeyhlerin türbesi ziyaret edilmekte, doğrudan onlardan şefaat beklenmektedir. Bu iş farkında olmadan kişiyi kutsallaştırmaya kadar varmaktadır. Ona bu yetkiyi kim verdi? Şefaatçi olduğunu nereden bilmektedir? Hele Kur'an ve sünnete ittiba etme, salih amel, cihad ve emr-i bi'l-ma’ ruf gibi konularda sıkıntılar varsa ya da İslam yanlış yorumlara tabi tutuluyorsa böyle şefaat ve şefaatçi anlayışı şüpheleri kat be kat artırmaktadır. Tabii bu da şefaatin reddine sebep olmaktadır. Bu ret keyfiyeti bir açıdan haklıdır. Ancak hadislerde çerçevesi çizilen şefaat anlayışı böyle değildir. Yani papaza kızıp oruç bozmamak gerekir. Oysa gerçek şefaatte şefaat edecek olanı tayin edecek olan Allah'tır Peygamberler bellidir. Kur'an bellidir. Ancak bunların kime şefaat edeceği çok açık değildir. Alimler şefaat edecektir. Ama hangi alim bu belli değildir. O halde dünyadayken falan alim, şeyh vs. kesin şefaat edecek inancında olmak mümkün değildir. En fazla yapabileceğimiz şey hüsn-i zanla hareket edip o insanlarla hukukumuzu en güzel şekilde yaşamaktır. Sonuçta ahirette kimin peşinden gittiysek onunla birlikte haşr olacağız. Salih insanlarla birlikte olmak elbette ahirette fayda verecektir. Dediğimiz gibi kimin salih amel işlediğini, kimin alim kimin zalim olduğunu hakkıyla bilen Allah'tır. Bize düşen zahire bakarak hüsn-i zanla hareket etmektir. Kur'an ve sünneti yaşayan ulema saygıdeğerdir, fakat yine de falan kimse kesin şefaat eder düşüncesinde olmak güçtür. Şefaat beklemek için türbe ziyareti yapmak ise doğru değildir. Türbeler, kabirler ahireti hatırlamak ve oradakilere dua yapmak için gidilen yerler olmalıdır. Türbelere şefaat anlayışıyla gitmenin şirke kapı arayabileceği noktalar var ki, çok dikkatli olunmalıdır. Türbede yatan kişiyi vesile kılmak ise başka bir şeydir. Vesile kılmak için türbelere gitmeye de gerek yoktur. Tabii şunu da belirtelim ki, dualarımızda vesile kılmak da şart değildir. Böyle yapanlar varsa da kimden istediklerini çok iyi bilmelidirler. Onun için sağlam bir itikada sahip olmak gerekir.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır... |
|
#10
|
||||
|
||||
|
Alıntı:
bu sözün çok çok yanliş ve hatalidir ayet ariyordun İzni olmadan katında hiçbir kimse şefaat edemez.” (Bakara, 2/255) Artık şefaatçıların şefaatı onlara fayda vermez.” (Müddessir, 75/48). Rabbimiz, bize gözümüzü aydınlatacak eşler, zürriyetler bağışla ve bizi muttakilere imam kıl.” (Furkan, 25/74). İşte böylece, sizin insanlar üzerinde şahitler olmanız, Rasulün de sizin üzerinize bir şahit olması için sizi ümmet-i vasat (dengeli ve orta bir ümmet) kıldık.” (Bakara, 2/143). yani Şefaat haktır ve gerçektir. Bütün büyükler Cenab-ı Hakk’ın koyduğu sınır dahilinde şefaat edeceklerdir. Şahit olmak da bir bakıma şefaat kabul edilecekse, eğer, Ümmet-i Muhammed bu manâda bütünüyle şefaat edecektir.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v) |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Evliyadan Yardım istemek Dinimizce Uygun mu? | Havasokulu | Allah Dostları & Evliyalar | 10 | 10.04.26 23:14 |
| Sığınma Duası (şirk, isyan, beddua, büyü, adak, yemin, iftira) | Naim | Tövbeler & Uyarılar | 21 | 20.06.24 02:25 |
| Şeyhten Himmet istemek Caiz mi ? | Havasokulu | Allah Dostları & Evliyalar | 2 | 30.11.18 12:50 |
| Kabir ehlinden yardım istemek | Havasokulu | Allah Dostları & Evliyalar | 5 | 10.02.18 08:59 |
| ilk Yardım Çantası Malzemeleri | SiLence | Sağlık | 2 | 20.03.17 13:07 |