Havas Okulu  
Go Back   Havas Okulu > HavasOkulu Genel Bölüm > Sorularınız

Sorularınız her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Ölmüş insanlardan yardım istemek?

her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11  
Alt 03.01.25, 07:34
Gayretli üye
 
Üyelik tarihi: 11.04.24
Bulunduğu yer: Bayburt
Mesajlar: 119
Forum Puanı: 849
Etiketlendiği Mesaj: 1 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
beyazalim Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Birşeyi anlamadan yazmayın ayet tefsiri yapacak mertebedemisin sen? Kendi anladığın kendinde kalsın..
ölmüş halan teyzenden medet umarsan elin boş bakar kalırsın evliyaullah dan olan kimse ölmedi boyut değiştirdi onların son duaları yardıma koşmak ise izin verilirse darda olana yardımı olur oda izin içindedir.. Evliyalık makamıda öyle 3 ihlas 1 fatiha ile olmuyor..Evliyanın kalbine 70 nazar eder Hz Allah CC orda eğer adın varsa sen onları seversen onlarda seni sever orda ismin olursa kıyamette bir sığınacak yerin olur..

Ayetler Allah kelamı Kuranı Hz peygamber indirmedi Allah indirdi ee peygamleride kaldır tam olsun olmaz mı ne dersin odamı kandırıyor bizi bunca alim düşünmedi senmi çözdün şifreyi..
öncelikle düştüğün bu gafleti ayetlerle açıklıyım

soru 1 ) Birşeyi anlamadan yazmayın ayet tefsiri yapacak mertebedemisin sen?

cevap 1) Biz onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik ki, aklınızı kullanıp anlayasınız diye.( zuhruf suresi 3 ayet

cevap 2) Andolsun biz bu Kur’an’ı, iyice anlaşılıp öğüt alınabilmesi için kolaylaştırdık. O halde düşünüp öğüt alacak kimse yok mu? ( kamer suresi 17. ayet

cevap 3) Bu öyle bir kitaptır ki, hikmeti herşeyi kuşatan ve herşeyden haberdar olan Allah tarafından âyetleri kesin delillerle sapasağlam düzenlenmiş ve iyice açıklanmıştır. ( hud suresi 1 .ayet


bu yazdığım ayetlerle apacıktırki allah c.c her kulun anlıyabileceği şeklilde kuranı indirmiştir bunun tersini düşünen allahın ayetlerini apaçık yalanlamış olur


soru 2)lmüş halan teyzenden medet umarsan elin boş bakar kalırsın evliyaullah dan olan kimse ölmedi boyut değiştirdi.

cevap 1) Nihayet onlardan birine ölüm gelip çatınca, “Rabbim! Beni geri gönder de, geride bıraktığım dünyada iyi işler yapayım” der. Hayır! Onun söylediği bu söz boş laftan ibarettir. Önlerinde, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.
(muminun suresi ayet. 99-100 ayet


burdada bizi yaratan rabmizin ölümümüzden sonra berzah aleminde kıyamet vaktine kadar bekliceğimiz yazar iyi veya kötü olmak farketmez çünkü kıyamette hesap defteri döklür hesaba cekiliriz bu ayeti demi inkar ediyorsun allah hakkıyla bizi kuranda herşeyi öğretendir.

soru 3) onların son duaları yardıma koşmak ise izin verilirse darda olana yardımı olur oda izin içindedir.

cevap 1) bunda ayet bile vermeye gerek yok çünkü ne kuranda nede peygamberler hayatında böyle birşey yok. ama şöyle bir durum var hz.ibrahim döneminde putlara insanlar tapıyordu nedeni ise putların allahla iletişime geçtini ve ettikleri duaların iletildiğini düşünüyorlardı peki bunu şimdi ölmüş alimlerden yardım istemeyle aynı değilmi ne farkı var araya başka birisini sokmak yardım için onu putlaştırmazmı bir düşünün mantıklı geliyormu size
eğer ki cidden mantıklı geliyorsa daha diyecek sözüm yok

soru 4) Evliyalık makamıda öyle 3 ihlas 1 fatiha ile olmuyor..Evliyanın kalbine 70 nazar eder Hz Allah CC orda eğer adın varsa sen onları seversen onlarda seni sever orda ismin olursa kıyamette bir sığınacak yerin olur..

cevap 1) kıyamet vaktinde ölmüş devrişlere sığınmak güldürme beni tek şefatci hz muhammet tir ve kıyamet günü baba oğlunu anne kızını tanımıyacak herkez kendi hesabına düşücek ki ayetleri atabilirdim tek tek atmamanın nedeni oku ilk ayet nedir oku araştır ki benim yazdığıma inanmıyorsun çünkü sen oku kuranı aç oku tevsirlere bak oku yeterki oku.

Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 03.01.25, 08:09
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,915
Forum Puanı: 4548
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
vsnw Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
öncelikle düştüğün bu gafleti ayetlerle açıklıyım

soru 1 ) Birşeyi anlamadan yazmayın ayet tefsiri yapacak mertebedemisin sen?

cevap 1) Biz onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik ki, aklınızı kullanıp anlayasınız diye.( zuhruf suresi 3 ayet

cevap 2) Andolsun biz bu Kur’an’ı, iyice anlaşılıp öğüt alınabilmesi için kolaylaştırdık. O halde düşünüp öğüt alacak kimse yok mu? ( kamer suresi 17. ayet

cevap 3) Bu öyle bir kitaptır ki, hikmeti herşeyi kuşatan ve herşeyden haberdar olan Allah tarafından âyetleri kesin delillerle sapasağlam düzenlenmiş ve iyice açıklanmıştır. ( hud suresi 1 .ayet


bu yazdığım ayetlerle apacıktırki allah c.c her kulun anlıyabileceği şeklilde kuranı indirmiştir bunun tersini düşünen allahın ayetlerini apaçık yalanlamış olur


soru 2)lmüş halan teyzenden medet umarsan elin boş bakar kalırsın evliyaullah dan olan kimse ölmedi boyut değiştirdi.

cevap 1) Nihayet onlardan birine ölüm gelip çatınca, “Rabbim! Beni geri gönder de, geride bıraktığım dünyada iyi işler yapayım” der. Hayır! Onun söylediği bu söz boş laftan ibarettir. Önlerinde, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.
(muminun suresi ayet. 99-100 ayet


burdada bizi yaratan rabmizin ölümümüzden sonra berzah aleminde kıyamet vaktine kadar bekliceğimiz yazar iyi veya kötü olmak farketmez çünkü kıyamette hesap defteri döklür hesaba cekiliriz bu ayeti demi inkar ediyorsun allah hakkıyla bizi kuranda herşeyi öğretendir.

soru 3) onların son duaları yardıma koşmak ise izin verilirse darda olana yardımı olur oda izin içindedir.

cevap 1) bunda ayet bile vermeye gerek yok çünkü ne kuranda nede peygamberler hayatında böyle birşey yok. ama şöyle bir durum var hz.ibrahim döneminde putlara insanlar tapıyordu nedeni ise putların allahla iletişime geçtini ve ettikleri duaların iletildiğini düşünüyorlardı peki bunu şimdi ölmüş alimlerden yardım istemeyle aynı değilmi ne farkı var araya başka birisini sokmak yardım için onu putlaştırmazmı bir düşünün mantıklı geliyormu size
eğer ki cidden mantıklı geliyorsa daha diyecek sözüm yok

soru 4) Evliyalık makamıda öyle 3 ihlas 1 fatiha ile olmuyor..Evliyanın kalbine 70 nazar eder Hz Allah CC orda eğer adın varsa sen onları seversen onlarda seni sever orda ismin olursa kıyamette bir sığınacak yerin olur..

cevap 1) kıyamet vaktinde ölmüş devrişlere sığınmak güldürme beni tek şefatci hz muhammet tir ve kıyamet günü baba oğlunu anne kızını tanımıyacak herkez kendi hesabına düşücek ki ayetleri atabilirdim tek tek atmamanın nedeni oku ilk ayet nedir oku araştır ki benim yazdığıma inanmıyorsun çünkü sen oku kuranı aç oku tevsirlere bak oku yeterki oku.
el-Mevsili, Hz. Peygamber'in kabri-i şerifini ziyaret esnasında ne söylenmesi gerektiğini beyan ederken açıkça Resulullah’a hitap edilerek yapılan duayı kaydetmiştir. Bu duada Resulullah’tan şefaat etmesi ve Allah katında şefaatçi olması; kendileri için Allah'tan. Şürunbulali, çeşitli şeyleri niyaz etmesi istenmektedir.(Mevsili el-İhtiyar 1.cilt sayfa 176) Aynı ifadeler, Hanefi Fukahasından eş- Şürunbulali tarafından Meraki'l-Felah'ta da zikredilmektedir "istiska/yağmur duası" bölümünde, Medine'de yağmur duasının Mescid-i Nebi'de Resulullah’ın huzurunda yapılacağını, Resulullah’a iki arkadaşıyla (Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'le) tevessül edileceğini, üçüyle de Allah'a tevessül edileceğini söylemektedir. Tahtavi de bazı ariflerin tevessülün adabı olarak, Salihlerle Hz. Peygamber'e onunla da Allah Teala'ya tevessül edileceğini söylediklerini aktarmaktadır. (Tahtavi, Haşiyetü Menaki’l Felah sayfa 551)
İbnu'l-Hümam, Hz. Peygamber'in kabrini ziyaret adabını anlatırken ziyaretçinin yapacağı şeyler ve söyleyeceği sözler arasında tevessülü, dua ve şefaat istemeyi açıkça zikretmiştir. Kitaplarında geçen çeşitli ifadelerden başka Hanefi alimlerinin de özellikle Rasulullah ile tevessülü kabul ettikleri ve bu şekilde dua ettikleri anlaşılmaktadır.
Son dönem ulemasından Zahid el-Kevseri'nin bu konuya ayırdığı makalede tevessülün cevazına dair deliller derli toplu verilmiştir. Kevseri, şahıs ile tevessülün de naslarla sabit olduğunu, "Allah'a vesile arayın” ayetindeki vesilenin takyidinin, Hz. Ömer hadisindeki tevessülün dua olarak açıklanmasını delilsiz, hevaya uyarak yapılan kayıtlamalar olarak görmekte; İbn Teymiyye'nin zayıf ve delil olarak alınamaz gördüğü bazı hadislerin sıhhatini ispat etmektedir.(Zahid el-Kevseri Makalat Kahire 1372 sayfa 378-397) Delil getirdiği ayetler şunlardır:
1- "Ey iman edenler! Allah'tan (c.c.) korkun, ona yakınlaşmak için vesile arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz." (Maide suresi ayet 35) Bu ayette vesile umumi gelmiştir. Bunu takyid eden bir delil bulunmamaktadır. Dua ile tevessülü de zat ile tevessülü de kapsamaktadır. Bu husus sadece rey veya dil yönünden umumi olmakla söylenmiş bir hüküm değildir. Hz. Ömer de yağmur duasında Hz. Abbas'la tevessülden sonra,
"Bu Allah'a vesiledir" demiştir. Bu da ayetin bu umumi manasını göstermektedir.
2- "Daha önce kafirlere karşı zafer isterlerken kendilerine Allah katından ellerin deki (Tevrat'ı) doğrulayan bir kitap gelip de (Tevrat'tan) bilip öğrendikleri gerçekler karşılarına dikilince onu inkar ettiler. İşte Allah'ın laneti böyle inkarcılaradır." (Bakara suresi ayet 89) Begavi gibi müfessirlerin zikrettiğine göre Yahudiler Peygamberimizin bisetinden önce düşmanlarına karşı galip gelmek için, "Allah'ım bize ahir zamanda göndereceğin Tevrat'ta sıfatlarını okuduğumuz peygamberinle zafer ver!" diye dua ediyorlardı (Zahid el-Kevseri, Makalat sayfa 387)
3. "Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Resul de onlar için istiğfar etseydi Allah'ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı." (Nisa suresi ayet 64) Mutlak ıtlakı üzere terk edilir. Bu ayeti takyid eden bir deli bulunmamaktadır. Ayet Hz. Peygamber'den ölümünden sonra da istiğfar istenebileceğine delildir. Nitekim Hanbeli alimler bile peygamberlerin kabirlerinde diri olduklarını ifade etmişlerdir.(Zahid el-Kevseri, Makalat sayfa 387)
Hadisten delilleri ise şunlardır:
1- Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor: Halk kıtlığa maruz kaldığında Ömer b. el-Hattah (r.a.), Abbas b. Abdilmuttalib ile istiskada bulunarak: “Allah'ım! Peygamberimiz ile sana tevessül ederdik de bize yağmur verirdin. (Şimdi ise) Peygamberimizin amcası ile sana tevessül ediyoruz, bize yağmur ver!" derdi. Bunun üzerine yağmur yağar ve halk suya kavuşmuş olurdu.(Buhari, İstiska 3; Fedailü Ashabi’n-nebi 11; İbn Huzeyme, sabih 2.cilt sayfa: 337-338; Hakim Müstedrek 3.cilt sayfa 334) Burada mahzuf bir "dua" takdir etmenin bir delili yoktur. Bu hadis zat ile tevessüle açık delildir. Ayrıca Hz. Abbas'la tevessülün sebebi Hz. Peygamber'e yakın olmasıdır. Dolayısıyla burada aynı zamanda Hz. Peygamber'le tevessül edilmiştir. Bu hadisin farklı varyantları net bir şekilde zat ile tevessülü göstermektedir. Bunun sadece diri olana hasredilmesi ise bu hususta yazan pek çok alimin ifade ettiği gibi delilsiz bir takyid olmaktadır.
2- Malik ed-Dar -ki o Hz. Ömer'in haznedarı idi- anlatıyor: Hz. Ömer devrinde halk şiddetli bir kıtlığa maruz kalmıştı. Derken bir adam Rasulullah (sav)'in kabrine gelerek: "Ya Rasulallah! Ümmetin için yağmur yağmasını iste. Zira onlar helak oldu lar!” dedi. Bunun üzerine rüyasında adama şöyle denildi: "Ömer'e git, ona selam götür halkın suya kavuşacağını haber ver ve ona şunu söyle: "Senin vazifen, iyi muamelede bulunmak, muvazeneli ve güzel hareket etmektir. "(İbn Ebi Şeybe, Musannıf 7.cilt sayfa:482-483; İbn Abdilberr, İstiab 2.cilt sayfa 464, Zekeriya Güler rivayetin sahih olduğu kanaatine varmıştır. [Zekeriya Güler, ‘’Vesile ve Tevessül Hadislerinin kaynak değeri’’, Tasavvuf İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi, Ankara 2003, Sayfa 72-76]) Bu kişi berzah aleminde olan Resulullah’tan istekte bulunmuş ve bunu o dönemdeki hiçbir sahabi inkar etmemiştir. Bu sahabenin Resulullah’ın vefatından sonra onunla yağmur talebinde bulundukları hususunda nastır. (Zahid el-Kevseri, Makalat sayfa 388-389)
3-Osman b. Huneyf (ra) anlatıyor: Gözleri görmeyen bir adam Peygamber (sav)'e gelerek: "Ya Rasulallah! Gözlerimi iyileştirmesi için Allah'a dua et", dedi. Rasulullah(sav), "Istersen dua edeyim, istersen sabredersin! Sabretmek senin için hayırlıdır,"buyurdu Adam: "Allah'a dua buyur (da gözlerim açılsın!)" deyince, Rasulullah (sav) onun gereği gibi abdest almasını ve şu duayı yapmasını emretti: "Allah'ım! Peygamberin; rahmet peygamberi Muhammed ile senden istiyor ve sana yöneliyorum. Şu hacetimin yerine getirilmesinde (gözlerimin açılmasında) ben seninle (Peygamber ile) Rabbime yöneldim. Allah'ım, onu benim hakkımda şefaatçi kıl (onun hürmetine duamı kabul
buyur?!).Bu hadiste Hz. Peygamber'in zatıyla, makamıyla tevessüle ve gıyabında O'na nida edileceğine delil vardır. Bu hadis sahih bir hadistir. (Zahid el-Kevseri, Makalat sayfa 389-390)
4 Osman b. Huneyf, Hz. Osman'ın hilafeti sırasında bir ihtiyacı olup Hz. Osman'la görüşmek isteyen ancak bir türlü görüşemeyen birine bu duayı aktarmış; o da bu duayı yaptığında kolaylıkla Hz. Osman'la görüşmüştür.(Taberani el-Mu’cemu’l-Kebir, cilt 9 sayfa 31; Beyhaki Delail cilt 6 sayfa 167-168; Münziri, Terğib cilt 1 sayfa 108-109; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, cilt 2 sayfa 279; Zahid el-Kevseri, Makalat sayfa 391)
5.Ebu Said el-Hudri'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Kim namaz kılmak üzere evinden çıkar ve Allah'ım, senden isteyenlerin senin katındaki hakkı için senden diliyorum. Şu yürüyüşün hakkı için senden diliyorum. Zira ben ne büyüklenmek ne de kendini beğenmek için ve ne gösteriş ne de duyurmak için çıktım. Ben yalnız senin gazabından sakınmak ve senin rızanı aramak için çıktım. Ben senden beni ateşten kurtarmanı ve günahlarımı bağışlamanı istiyorum. Çünkü günahları ancak sen bağışlarsın!'’ derse, Allah ona rızasıyla yönelir ve ona yetmiş bin melek istiğfar eder. (İbn Mace, Mesacid, 14; Ahmed b. Hanbel, Müsned cilt 3 sayfa 21; İbnüs-Sünni, Amelu’l Yevm, Dımaşk 1989, sayfa 43, Zekeriya Güler hadise’’ hasen li gayrihi’’ hükmünü vermektedir. (Zekeriya Güler, ‘’Vesile ve Tevessül Hadislerinin Kaynak Değeri’’ Tasavvuf İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi, Ankara 2003 sayfa 63-65]) Bu hadiste Müslümanların umumu ve havassı ile tevessüle delil vardır.2318
Kevseri en sonunda özetle, ölü veya diri peygamberler, veliler, Salihler ile tevessülü inkar edenin en küçük bir hüccetinin olmadığını; tevessül sebebiyle Müslümanlara şirk iftirasını atanların bu tehevvürünün ancak kendilerine zarar vereceğini söylemiştir.(Zahid el-Kevseri Makalat sayfa 393-395)
Şevkani 'nin değerlendirmesi ise şöyledir: "Gerçekten Peygamber (sav) ile hayatta iken tevessül sabit olmuştur. Ayrıca vefatından sonra ondan başkasıyla da sahabenin sükuti icmai ile tevessül sabit olmuştur. Çünkü sahabeden hiçbiri, Hz. Ömer'in Abbas (ra) ile tevessülünü yadırgamamıştır. Bana göre, İzzeddin b. Abdisselam (v. 660/1261)'ın iddia ettiği gibi tevessülün cevazını yalnız Peygamber (s.a.v.)'e tahsis etme nin, şu iki sebepten dolayı bir manası yoktur: Birincisi, söylediğim gibi sahabe icmal var
dır. İkincisi ise, ilim ve fazilet sahibi bir zat ile tevessül, gerçekte
onun salih amelleriyle ve üstün meziyetleriyle tevessül demektir. Çünkü fazilet sahibi olan kişi, ancak amelleriyle faziletli olur. Bu durumda, "Allah'ım, falan alim ile ben sana tevessül ediyorum" diyen kimse, onun sahip olduğu ilim (ve amel) ile tevessül etmiş olmaktadır."
Yukarıdaki açıklamalardan anlaşıldığı üzere peygamberler, veliler ve Salihlerle hayatta iken veya öldükten sonra tevessülün caiz olduğu yönündeki deliller çok güçlüdür. İbn Teymiyye'nin ve onu takip edenlerin zat ile tevessülü yasaklamak için getirdiği deliller zayıf veya zorlamadır. Bu husustaki en güçlü delilleri Rasulullah ve sahabe döneminde böyle bir şey olmadığı yönündedir. Ancak yukarıda sayılan rivayetler bunun da doğru olmadığını göstermektedir. Bu görüşte olanlar şu silsileyi izlemişlerdir. Dua bir ibadettir. İbadetler ise emir ve ittibaya dayanır. Yani bu hususta Allah'tan gelen bir emir ve Resulünden gelen emir veya uygulama gerekir. Duada zat ile tevessülle ilgili bir nas nakledilmemiştir. Sahabenin de böyle bir şey yaptığı bilinmemektedir. Nakledilenler ise ya delil olamayacak şekilde zayıf veya uydurma; ya da başka manadadır. O zaman zat ile tevessül caiz değil, bidattir. Hatta şirktir. Hepsinin dayandığı yer de İbn Teymiyye'dir.
Burada şunu da ifade etmek gerekir ki, İbn Teymiyye tevessül konusunu fıkhi bir mesele olarak görmüş ve bu çerçevede incelemiştir. Onun takipçilerinden Vehhabiliğin kurucusu Muhammed b. Abdülvehhab, “bazıları salihlerle tevessülü caiz görüyor, bazıları sadece Allah Resulüyle tevessül edilebileceğini söylüyor, alimlerin çoğu ise bunu yasaklıyor ve kerih görüyor” dedikten sonra; "her ne kadar bu konuda doğrusu bizim görüşümüz (caiz olmadığı) olsa da konu fikhi bir meseledir. Cumhurun görüşü mekruh olmasıdır. Yapanı inkar etmiyoruz" demekte; ancak kendi yorumunca tevessül edilenin aşırı büyütülmesinin sakıncasına dikkat çekmektedir. İlginç olan günümüz deki İbn Teymiyye ve Muhammed b. Abdülvehhab'ın takipçilerinin konuyu genellikle
şirk çerçevesinde ele almalarıdır.
Muhammed b. Abdülvehhab'ın cumhurun mekruh gördüğü yönündeki ifadesi de doğruyu yansıtmamaktadır. Bir diğer ilginç husus da budur. Doğru düzgün alim adı vermeden ulemanın çoğunluğu ifadesi kullanmışlar, vere vere sadece İbn Teymiyye'nin adını verebilmişlerdir. Bir de Hanefilerin bazı fetvalarını kendilerine göre yorumlamışlardır.

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 03.01.25, 11:36
lindaa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Daimi Üye
 
Üyelik tarihi: 19.01.21
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 669
Forum Puanı: 2174
Etiketlendiği Mesaj: 15 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
el-Mevsili, Hz. Peygamber'in kabri-i şerifini ziyaret esnasında ne söylenmesi gerektiğini beyan ederken açıkça Resulullah’a hitap edilerek yapılan duayı kaydetmiştir. Bu duada Resulullah’tan şefaat etmesi ve Allah katında şefaatçi olması; kendileri için Allah'tan. Şürunbulali, çeşitli şeyleri niyaz etmesi istenmektedir.(Mevsili el-İhtiyar 1.cilt sayfa 176) Aynı ifadeler, Hanefi Fukahasından eş- Şürunbulali tarafından Meraki'l-Felah'ta da zikredilmektedir "istiska/yağmur duası" bölümünde, Medine'de yağmur duasının Mescid-i Nebi'de Resulullah’ın huzurunda yapılacağını, Resulullah’a iki arkadaşıyla (Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'le) tevessül edileceğini, üçüyle de Allah'a tevessül edileceğini söylemektedir. Tahtavi de bazı ariflerin tevessülün adabı olarak, Salihlerle Hz. Peygamber'e onunla da Allah Teala'ya tevessül edileceğini söylediklerini aktarmaktadır. (Tahtavi, Haşiyetü Menaki’l Felah sayfa 551)
İbnu'l-Hümam, Hz. Peygamber'in kabrini ziyaret adabını anlatırken ziyaretçinin yapacağı şeyler ve söyleyeceği sözler arasında tevessülü, dua ve şefaat istemeyi açıkça zikretmiştir. Kitaplarında geçen çeşitli ifadelerden başka Hanefi alimlerinin de özellikle Rasulullah ile tevessülü kabul ettikleri ve bu şekilde dua ettikleri anlaşılmaktadır.
Son dönem ulemasından Zahid el-Kevseri'nin bu konuya ayırdığı makalede tevessülün cevazına dair deliller derli toplu verilmiştir. Kevseri, şahıs ile tevessülün de naslarla sabit olduğunu, "Allah'a vesile arayın” ayetindeki vesilenin takyidinin, Hz. Ömer hadisindeki tevessülün dua olarak açıklanmasını delilsiz, hevaya uyarak yapılan kayıtlamalar olarak görmekte; İbn Teymiyye'nin zayıf ve delil olarak alınamaz gördüğü bazı hadislerin sıhhatini ispat etmektedir.(Zahid el-Kevseri Makalat Kahire 1372 sayfa 378-397) Delil getirdiği ayetler şunlardır:
1- "Ey iman edenler! Allah'tan (c.c.) korkun, ona yakınlaşmak için vesile arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz." (Maide suresi ayet 35) Bu ayette vesile umumi gelmiştir. Bunu takyid eden bir delil bulunmamaktadır. Dua ile tevessülü de zat ile tevessülü de kapsamaktadır. Bu husus sadece rey veya dil yönünden umumi olmakla söylenmiş bir hüküm değildir. Hz. Ömer de yağmur duasında Hz. Abbas'la tevessülden sonra,
"Bu Allah'a vesiledir" demiştir. Bu da ayetin bu umumi manasını göstermektedir.
2- "Daha önce kafirlere karşı zafer isterlerken kendilerine Allah katından ellerin deki (Tevrat'ı) doğrulayan bir kitap gelip de (Tevrat'tan) bilip öğrendikleri gerçekler karşılarına dikilince onu inkar ettiler. İşte Allah'ın laneti böyle inkarcılaradır." (Bakara suresi ayet 89) Begavi gibi müfessirlerin zikrettiğine göre Yahudiler Peygamberimizin bisetinden önce düşmanlarına karşı galip gelmek için, "Allah'ım bize ahir zamanda göndereceğin Tevrat'ta sıfatlarını okuduğumuz peygamberinle zafer ver!" diye dua ediyorlardı (Zahid el-Kevseri, Makalat sayfa 387)
3. "Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Resul de onlar için istiğfar etseydi Allah'ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı." (Nisa suresi ayet 64) Mutlak ıtlakı üzere terk edilir. Bu ayeti takyid eden bir deli bulunmamaktadır. Ayet Hz. Peygamber'den ölümünden sonra da istiğfar istenebileceğine delildir. Nitekim Hanbeli alimler bile peygamberlerin kabirlerinde diri olduklarını ifade etmişlerdir.(Zahid el-Kevseri, Makalat sayfa 387)
Hadisten delilleri ise şunlardır:
1- Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor: Halk kıtlığa maruz kaldığında Ömer b. el-Hattah (r.a.), Abbas b. Abdilmuttalib ile istiskada bulunarak: “Allah'ım! Peygamberimiz ile sana tevessül ederdik de bize yağmur verirdin. (Şimdi ise) Peygamberimizin amcası ile sana tevessül ediyoruz, bize yağmur ver!" derdi. Bunun üzerine yağmur yağar ve halk suya kavuşmuş olurdu.(Buhari, İstiska 3; Fedailü Ashabi’n-nebi 11; İbn Huzeyme, sabih 2.cilt sayfa: 337-338; Hakim Müstedrek 3.cilt sayfa 334) Burada mahzuf bir "dua" takdir etmenin bir delili yoktur. Bu hadis zat ile tevessüle açık delildir. Ayrıca Hz. Abbas'la tevessülün sebebi Hz. Peygamber'e yakın olmasıdır. Dolayısıyla burada aynı zamanda Hz. Peygamber'le tevessül edilmiştir. Bu hadisin farklı varyantları net bir şekilde zat ile tevessülü göstermektedir. Bunun sadece diri olana hasredilmesi ise bu hususta yazan pek çok alimin ifade ettiği gibi delilsiz bir takyid olmaktadır.
2- Malik ed-Dar -ki o Hz. Ömer'in haznedarı idi- anlatıyor: Hz. Ömer devrinde halk şiddetli bir kıtlığa maruz kalmıştı. Derken bir adam Rasulullah (sav)'in kabrine gelerek: "Ya Rasulallah! Ümmetin için yağmur yağmasını iste. Zira onlar helak oldu lar!” dedi. Bunun üzerine rüyasında adama şöyle denildi: "Ömer'e git, ona selam götür halkın suya kavuşacağını haber ver ve ona şunu söyle: "Senin vazifen, iyi muamelede bulunmak, muvazeneli ve güzel hareket etmektir. "(İbn Ebi Şeybe, Musannıf 7.cilt sayfa:482-483; İbn Abdilberr, İstiab 2.cilt sayfa 464, Zekeriya Güler rivayetin sahih olduğu kanaatine varmıştır. [Zekeriya Güler, ‘’Vesile ve Tevessül Hadislerinin kaynak değeri’’, Tasavvuf İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi, Ankara 2003, Sayfa 72-76]) Bu kişi berzah aleminde olan Resulullah’tan istekte bulunmuş ve bunu o dönemdeki hiçbir sahabi inkar etmemiştir. Bu sahabenin Resulullah’ın vefatından sonra onunla yağmur talebinde bulundukları hususunda nastır. (Zahid el-Kevseri, Makalat sayfa 388-389)
3-Osman b. Huneyf (ra) anlatıyor: Gözleri görmeyen bir adam Peygamber (sav)'e gelerek: "Ya Rasulallah! Gözlerimi iyileştirmesi için Allah'a dua et", dedi. Rasulullah(sav), "Istersen dua edeyim, istersen sabredersin! Sabretmek senin için hayırlıdır,"buyurdu Adam: "Allah'a dua buyur (da gözlerim açılsın!)" deyince, Rasulullah (sav) onun gereği gibi abdest almasını ve şu duayı yapmasını emretti: "Allah'ım! Peygamberin; rahmet peygamberi Muhammed ile senden istiyor ve sana yöneliyorum. Şu hacetimin yerine getirilmesinde (gözlerimin açılmasında) ben seninle (Peygamber ile) Rabbime yöneldim. Allah'ım, onu benim hakkımda şefaatçi kıl (onun hürmetine duamı kabul
buyur?!).Bu hadiste Hz. Peygamber'in zatıyla, makamıyla tevessüle ve gıyabında O'na nida edileceğine delil vardır. Bu hadis sahih bir hadistir. (Zahid el-Kevseri, Makalat sayfa 389-390)
4 Osman b. Huneyf, Hz. Osman'ın hilafeti sırasında bir ihtiyacı olup Hz. Osman'la görüşmek isteyen ancak bir türlü görüşemeyen birine bu duayı aktarmış; o da bu duayı yaptığında kolaylıkla Hz. Osman'la görüşmüştür.(Taberani el-Mu’cemu’l-Kebir, cilt 9 sayfa 31; Beyhaki Delail cilt 6 sayfa 167-168; Münziri, Terğib cilt 1 sayfa 108-109; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, cilt 2 sayfa 279; Zahid el-Kevseri, Makalat sayfa 391)
5.Ebu Said el-Hudri'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Kim namaz kılmak üzere evinden çıkar ve Allah'ım, senden isteyenlerin senin katındaki hakkı için senden diliyorum. Şu yürüyüşün hakkı için senden diliyorum. Zira ben ne büyüklenmek ne de kendini beğenmek için ve ne gösteriş ne de duyurmak için çıktım. Ben yalnız senin gazabından sakınmak ve senin rızanı aramak için çıktım. Ben senden beni ateşten kurtarmanı ve günahlarımı bağışlamanı istiyorum. Çünkü günahları ancak sen bağışlarsın!'’ derse, Allah ona rızasıyla yönelir ve ona yetmiş bin melek istiğfar eder. (İbn Mace, Mesacid, 14; Ahmed b. Hanbel, Müsned cilt 3 sayfa 21; İbnüs-Sünni, Amelu’l Yevm, Dımaşk 1989, sayfa 43, Zekeriya Güler hadise’’ hasen li gayrihi’’ hükmünü vermektedir. (Zekeriya Güler, ‘’Vesile ve Tevessül Hadislerinin Kaynak Değeri’’ Tasavvuf İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi, Ankara 2003 sayfa 63-65]) Bu hadiste Müslümanların umumu ve havassı ile tevessüle delil vardır.2318
Kevseri en sonunda özetle, ölü veya diri peygamberler, veliler, Salihler ile tevessülü inkar edenin en küçük bir hüccetinin olmadığını; tevessül sebebiyle Müslümanlara şirk iftirasını atanların bu tehevvürünün ancak kendilerine zarar vereceğini söylemiştir.(Zahid el-Kevseri Makalat sayfa 393-395)
Şevkani 'nin değerlendirmesi ise şöyledir: "Gerçekten Peygamber (sav) ile hayatta iken tevessül sabit olmuştur. Ayrıca vefatından sonra ondan başkasıyla da sahabenin sükuti icmai ile tevessül sabit olmuştur. Çünkü sahabeden hiçbiri, Hz. Ömer'in Abbas (ra) ile tevessülünü yadırgamamıştır. Bana göre, İzzeddin b. Abdisselam (v. 660/1261)'ın iddia ettiği gibi tevessülün cevazını yalnız Peygamber (s.a.v.)'e tahsis etme nin, şu iki sebepten dolayı bir manası yoktur: Birincisi, söylediğim gibi sahabe icmal var
dır. İkincisi ise, ilim ve fazilet sahibi bir zat ile tevessül, gerçekte
onun salih amelleriyle ve üstün meziyetleriyle tevessül demektir. Çünkü fazilet sahibi olan kişi, ancak amelleriyle faziletli olur. Bu durumda, "Allah'ım, falan alim ile ben sana tevessül ediyorum" diyen kimse, onun sahip olduğu ilim (ve amel) ile tevessül etmiş olmaktadır."
Yukarıdaki açıklamalardan anlaşıldığı üzere peygamberler, veliler ve Salihlerle hayatta iken veya öldükten sonra tevessülün caiz olduğu yönündeki deliller çok güçlüdür. İbn Teymiyye'nin ve onu takip edenlerin zat ile tevessülü yasaklamak için getirdiği deliller zayıf veya zorlamadır. Bu husustaki en güçlü delilleri Rasulullah ve sahabe döneminde böyle bir şey olmadığı yönündedir. Ancak yukarıda sayılan rivayetler bunun da doğru olmadığını göstermektedir. Bu görüşte olanlar şu silsileyi izlemişlerdir. Dua bir ibadettir. İbadetler ise emir ve ittibaya dayanır. Yani bu hususta Allah'tan gelen bir emir ve Resulünden gelen emir veya uygulama gerekir. Duada zat ile tevessülle ilgili bir nas nakledilmemiştir. Sahabenin de böyle bir şey yaptığı bilinmemektedir. Nakledilenler ise ya delil olamayacak şekilde zayıf veya uydurma; ya da başka manadadır. O zaman zat ile tevessül caiz değil, bidattir. Hatta şirktir. Hepsinin dayandığı yer de İbn Teymiyye'dir.
Burada şunu da ifade etmek gerekir ki, İbn Teymiyye tevessül konusunu fıkhi bir mesele olarak görmüş ve bu çerçevede incelemiştir. Onun takipçilerinden Vehhabiliğin kurucusu Muhammed b. Abdülvehhab, “bazıları salihlerle tevessülü caiz görüyor, bazıları sadece Allah Resulüyle tevessül edilebileceğini söylüyor, alimlerin çoğu ise bunu yasaklıyor ve kerih görüyor” dedikten sonra; "her ne kadar bu konuda doğrusu bizim görüşümüz (caiz olmadığı) olsa da konu fikhi bir meseledir. Cumhurun görüşü mekruh olmasıdır. Yapanı inkar etmiyoruz" demekte; ancak kendi yorumunca tevessül edilenin aşırı büyütülmesinin sakıncasına dikkat çekmektedir. İlginç olan günümüz deki İbn Teymiyye ve Muhammed b. Abdülvehhab'ın takipçilerinin konuyu genellikle
şirk çerçevesinde ele almalarıdır.
Muhammed b. Abdülvehhab'ın cumhurun mekruh gördüğü yönündeki ifadesi de doğruyu yansıtmamaktadır. Bir diğer ilginç husus da budur. Doğru düzgün alim adı vermeden ulemanın çoğunluğu ifadesi kullanmışlar, vere vere sadece İbn Teymiyye'nin adını verebilmişlerdir. Bir de Hanefilerin bazı fetvalarını kendilerine göre yorumlamışlardır.
Kayklariyla beraber verilen bilgiler en değerli ve en kaliteli olan bilgidir . Teşekkür ederim Yusuf abi kendi namima çok faydalanıyorum paylasımlarından.Allah senden ebeden ve daima razı olsun.

Malesef günümüzde son paragrafta geçtiği gibi bir akım var kaynak göstermeden hurafelerle doldurdular bilhassa instegram vb.sayfalar gırla.Umarım herkes hepimiz kaynaklı bilgilerle yol alır.

Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 03.01.25, 12:54
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,915
Forum Puanı: 4548
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
lindaa Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Kayklariyla beraber verilen bilgiler en değerli ve en kaliteli olan bilgidir . Teşekkür ederim Yusuf abi kendi namima çok faydalanıyorum paylasımlarından.Allah senden ebeden ve daima razı olsun.

Malesef günümüzde son paragrafta geçtiği gibi bir akım var kaynak göstermeden hurafelerle doldurdular bilhassa instegram vb.sayfalar gırla.Umarım herkes hepimiz kaynaklı bilgilerle yol alır.
Estağfurullah kardeşim nihayetinde Allah (c.c) karşısında aciz kuluz dualara muhtacız. Allah (c.c.) senden de razı olsun.

Evet, Kur'an Mübin, ama hangi anlamda Mübin. Hiç şüphesiz şu anlamda Mübin: "Ey insanlar! Allah'ın uluhiyet ve rububiyette eşsiz/ortaksız olduğunu anlamak için izaha gerek var mı? Allah'a saygı bilinciyle yaşayın; tevhid inancından ayrılmayın; ana babanıza iyi davranın, adaletten şaşmayın, yalan dolandan, gıybet, iftiradan, ayıp kusur aramaktan kaçının. Elinizde bir dilim ekmeğiniz varsa, yarısını aç ve muhtaç insanlarla paylaşın. Kısaca adam olun ve benim huzuruma adam gibi, yüzünüz ak olarak çıkın. Sizden isteklerim ve beklentilerim gayet açık ve anlaşılabilir değil mi?”
Hiç şüphesiz, Kur'an bu ana mesajlar açısından gayet mübindir. Gerçek bir mümin ve Müslüman olma noktasında Kur'an'dan daha açık bir kitap yoktur.
Kur'an'ın Mübin olması meselesine, yukarıdaki izahattan "Mübin’in ne manaya geldiği anlaşıl dı sanırım; ama eğer siz "Kur'an baştan sona her kelime- si ve her ayetiyle gayet mübindir" derseniz, o zaman size şehadet ayetleri (Maide suresi 106-108), Harut-Marut kıssası (Bakara süresi ayet102) gibi birçok Kur'an pasajının deve dişi gibi müfessirlere saç baş yoldurduğunu hatırlatmak isterim. Eğer biri çıkıp Kur'an baştan sona mübindir diyorsa, ben
bu sözü katıksız cahilliğe yorarım. Öte yandan, Kur'an'ın nüzul sürecindeki sosyal ve kültürel matristen, özellikle de Hz. Peygamber'in siret ve sünnetinden bağımız bir metin olarak doğru anlaşılıp yorumlanacağı iddiasını ise cahillik olarak nitelerim.
Öncelikle meal üzerinden Kur'an'ı anlama konusuna hiç sıcak bakmadığımı belirtmeliyim. Çünkü meallerin kahir ekseriyeti Kur'an'daki anlamın bütünüyle lafızda olduğu düşüncesinin mahsulüdür. Birçok mealde sıkça rastlanan " [Hasan Basri Çantay, Zuhruf suresi 61. ayetin meali], "Şüphesiz ki o, saat (in) ilmi (kendisiyle bilinenlerden) dir’ ’gibi bilmecemsi ifadeler, ayetlerin tercümesindeki kopukluk ve kesintiler büyük ölçüde bu yanlış düşüncenin eseridir. Gerçekte Kur'an'daki anlamın kökü ve ana gövdesi lafızdan ziyade vahyin nazil olduğu tarihsel toplumsal matristedir. Bu arka-plan dikkate alınmadığında birçok ayete lafızdan ziyade, olmadık anlamlar yüklenebilir. Nitekim Araf suresi 31. ayetteki ya beni ademe huzu zineteküm inde külli mescidin ifadesi salt lafız ekseninde, "camiye/mescide giderken tertemiz, gıcır gıcır elbiselerinizle gidin" şeklinde anlaşılmaya müsait biçimde Türkçeye aktarılmakta, mezkur ifadenin ardından gelen ve-külü veşrabu ve-la tüsrifu ibaresi ise bildiğiniz gibi yemek duası olarak okunmaktır. Oysa bu ayet ne camiye güzel elbiseyle gitmekten ne de sofra başında yemek yemekten söz etmektedir. Bu ayetteki asıl mana ile meallerdeki mana arasındaki uçurum farkını görmek isteyenler herhangi bir klasik tefsir kitabına bakabilirler.
Kur'an'ın salt meal üzerinden anlaşılabileceği fikrinin günümüzde çok rağbet gördüğü hepimizin malumudur. Kur'ancılık diye nitelendirdiğim bu fikir maalesef çok sorunlu ve sıkıntılı bir eğilimin neşvü nema bulmasına yol açmıştır. Bu modern eğilim, “Kur'an bir tek alimlere gönderilmedi, her Müslümana gönderildi; biz de herkes kadar kendi kitabımızı anlama ve yorumlama hakkına sahibiz" gibi protestanvari iddialarla salt meal üzerinden ahkam kesmek şeklinde karşımıza çıkmakta ve maalesef ne durdan ne vurdan anlamakta, sadece bildiğini okumaktadır. Oysa Kur'an'dan bahsetmek isteyenler, merhum Elmalılı'nın ifadesiyle, "onu hiç değilse harekesiz olarak yüzünden okuyabilmelidir.
Esasen tefsir ilmindeki temel hedef, dini alanda yeni bir inşa faali- yetine girişip İslam'ı yeniden ortaya koymak değil, uzun tarihi tecrübede Kur'an dışında oluşan ve tartışılan ve fakat bir şekilde Kur'an'a bağlanan sayısız kelami, siyasi, fikhi, felsefi, tasavvufi meseleyi ayıklamak ve böylece dini alandaki fikir ve görüş kalabalığını azaltmaktır. Ancak bu ayıklama ve azaltma işi Kur'an'ın konusu olmayan meselelerin tartışılmasını da ister istemez kaçınılmaz kılmaktadır. Çünkü geleneksel tefsir literatürü, özellikle Fahreddin er-Razi ve Şihabüddin el-Alusi gibi müfessirlerin tefsirlerinde görüleceği üzere, ansiklopedik nitelikte olduğundan mezhebi, kelami, felsefi, fikhi, tasavvufi boyutlu her mesele Kur'an'ın konusuymuş gibi algılanmakta ve ayetlerin tefsirinde bu konulara değinilmeyip ilk ve asli mananın aktarılmasıyla iktifa edildiğinde hem tefsirde çok önem- li konuların atlandığı gibi bir algı oluşmakta hem de tarihsel süreçte ortaya çıkan meseleler çerçevesinde üretilen yorumlar ilk ve asli mananın etrafında çeper ve hatta kalın bir duvar oluşturmakta ve dolayısıyla nüzul dönemini yansıtan açıklamalar tabir caizse bidat gibi algılanmaktadır.

Bir örnek vermek gerekirse, Bakara suresi ayet 146. ayetteki "
الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءهُمْ ‘’ ifadesi, günümüzdeki her müslüman tarafından, "Onlar Muhammed'i öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar" şeklinde anlaşılır; çünkü meallerin hemen hepsinde "" (onu tanıyıp bilirler) lafzındaki gaip zamiri (hu) parantez arasında "Hz. Muhammed" diye açıklanır. Fakat bu açıklama geç dönem tefsir kitaplarına dayanır. Oysa Mukatil b. Süleyman " الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءهُمْ" ifadesini, "O Yahudiler Beyt-i Haram ‘ın öteden beri kıble olduğu gerçeğini tıpkı kendi oğullarını tanıyıp bildikleri gibi bilirler" diye açıklamış ve başka bir açıklamada bulunma ihtiyacı duymamıştır.(Mukatil Tefsir 1.cilt sayfa 85-86) Taberi de ayeti aynı şekilde açıklamış ve üstelik bunu İbn Abbas, Katade, Rebii, Süddi, İbn Cüreyc gibi sahabe, tabiin ve tebe-i tabiin alimlerinden nakille tek açıklama olarak aktarmıştır.(Taberi (camiu’l-Beyan 2.cilt sayfa 670-671)
Buna mukabil Zeccac ve İbn Ebi Hatim gibi bazı müfessirlerle birlikte ikinci bir görüş ortaya çıkmış ve bu görüş çerçevesinde " يَعْرِفُونَ " lafzındaki zamir Hz. Muhammed'e raci kılınmıştır. Birkaç yüz yıl boyunca Hz. Muhammed'le ilgili görüş ikinci sırada kendine yer bulmuş, hicri altıncı asra gelindiğinde Zemahşeri, daha sonraki asırlarda ise Fahreddin er-Razi ve Kurtubi gibi meşhur müfessirler ikinci sıradaki görüşü ilk sıraya taşımışlardır. Hicri sekizinci asırda İbn Kesir rivayet konusunda son derece donanımlı olmasına ve kıble ile ilgili görüş birçok selef alimine dayanmasına rağmen ilgili rivayetleri zikre değer bile bulmamıştır. Son dönemlerde Şihabüddin el- Alusi, Cemaleddin el-Kasımi gibi müfessirler de kıbleyle ilgili görüşü atlayıp söz konusu zamirin Hz. Muhammed'e raci olduğunu vurgulamışlardır. Sonuçta, İslam'ın erken dönemlerinde tek görüş olarak tebarüz eden bir açıklama son asra gelindiğinde ortadan kaybolmuştur. Tefsir ilk planda Kur'an lafızlarındaki kapalı anlamı ortaya çıkarmaktır. Burada söz konusu olan kapalılık temelde Kur'an'ın nazil olduğu zaman ve zeminle yorumcu arasındaki tarihi mesafeyle alakalıdır.

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 04.01.25, 03:25
Gayretli üye
 
Üyelik tarihi: 11.04.24
Bulunduğu yer: Bayburt
Mesajlar: 119
Forum Puanı: 849
Etiketlendiği Mesaj: 1 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
el-Mevsili, Hz. Peygamber'in kabri-i şerifini ziyaret esnasında ne söylenmesi gerektiğini beyan ederken açıkça Resulullah’a hitap edilerek yapılan duayı kaydetmiştir. Bu duada Resulullah’tan şefaat etmesi ve Allah katında şefaatçi olması; kendileri için Allah'tan. Şürunbulali, çeşitli şeyleri niyaz etmesi istenmektedir.(Mevsili el-İhtiyar 1.cilt sayfa 176) Aynı ifadeler, Hanefi Fukahasından eş- Şürunbulali tarafından Meraki'l-Felah'ta da zikredilmektedir "istiska/yağmur duası" bölümünde, Medine'de yağmur duasının Mescid-i Nebi'de Resulullah’ın huzurunda yapılacağını, Resulullah’a iki arkadaşıyla (Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'le) tevessül edileceğini, üçüyle de Allah'a tevessül edileceğini söylemektedir. Tahtavi de bazı ariflerin tevessülün adabı olarak, Salihlerle Hz. Peygamber'e onunla da Allah Teala'ya tevessül edileceğini söylediklerini aktarmaktadır. (Tahtavi, Haşiyetü Menaki’l Felah sayfa 551)
İbnu'l-Hümam, Hz. Peygamber'in kabrini ziyaret adabını anlatırken ziyaretçinin yapacağı şeyler ve söyleyeceği sözler arasında tevessülü, dua ve şefaat istemeyi açıkça zikretmiştir. Kitaplarında geçen çeşitli ifadelerden başka Hanefi alimlerinin de özellikle Rasulullah ile tevessülü kabul ettikleri ve bu şekilde dua ettikleri anlaşılmaktadır.
Son dönem ulemasından Zahid el-Kevseri'nin bu konuya ayırdığı makalede tevessülün cevazına dair deliller derli toplu verilmiştir. Kevseri, şahıs ile tevessülün de naslarla sabit olduğunu, "Allah'a vesile arayın” ayetindeki vesilenin takyidinin, Hz. Ömer hadisindeki tevessülün dua olarak açıklanmasını delilsiz, hevaya uyarak yapılan kayıtlamalar olarak görmekte; İbn Teymiyye'nin zayıf ve delil olarak alınamaz gördüğü bazı hadislerin sıhhatini ispat etmektedir.(Zahid el-Kevseri Makalat Kahire 1372 sayfa 378-397) Delil getirdiği ayetler şunlardır:
1- "Ey iman edenler! Allah'tan (c.c.) korkun, ona yakınlaşmak için vesile arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz." (Maide suresi ayet 35) Bu ayette vesile umumi gelmiştir. Bunu takyid eden bir delil bulunmamaktadır. Dua ile tevessülü de zat ile tevessülü de kapsamaktadır. Bu husus sadece rey veya dil yönünden umumi olmakla söylenmiş bir hüküm değildir. Hz. Ömer de yağmur duasında Hz. Abbas'la tevessülden sonra,
"Bu Allah'a vesiledir" demiştir. Bu da ayetin bu umumi manasını göstermektedir.
2- "Daha önce kafirlere karşı zafer isterlerken kendilerine Allah katından ellerin deki (Tevrat'ı) doğrulayan bir kitap gelip de (Tevrat'tan) bilip öğrendikleri gerçekler karşılarına dikilince onu inkar ettiler. İşte Allah'ın laneti böyle inkarcılaradır." (Bakara suresi ayet 89) Begavi gibi müfessirlerin zikrettiğine göre Yahudiler Peygamberimizin bisetinden önce düşmanlarına karşı galip gelmek için, "Allah'ım bize ahir zamanda göndereceğin Tevrat'ta sıfatlarını okuduğumuz peygamberinle zafer ver!" diye dua ediyorlardı (Zahid el-Kevseri, Makalat sayfa 387)
3. "Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Resul de onlar için istiğfar etseydi Allah'ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı." (Nisa suresi ayet 64) Mutlak ıtlakı üzere terk edilir. Bu ayeti takyid eden bir deli bulunmamaktadır. Ayet Hz. Peygamber'den ölümünden sonra da istiğfar istenebileceğine delildir. Nitekim Hanbeli alimler bile peygamberlerin kabirlerinde diri olduklarını ifade etmişlerdir.(Zahid el-Kevseri, Makalat sayfa 387)
Hadisten delilleri ise şunlardır:
1- Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor: Halk kıtlığa maruz kaldığında Ömer b. el-Hattah (r.a.), Abbas b. Abdilmuttalib ile istiskada bulunarak: “Allah'ım! Peygamberimiz ile sana tevessül ederdik de bize yağmur verirdin. (Şimdi ise) Peygamberimizin amcası ile sana tevessül ediyoruz, bize yağmur ver!" derdi. Bunun üzerine yağmur yağar ve halk suya kavuşmuş olurdu.(Buhari, İstiska 3; Fedailü Ashabi’n-nebi 11; İbn Huzeyme, sabih 2.cilt sayfa: 337-338; Hakim Müstedrek 3.cilt sayfa 334) Burada mahzuf bir "dua" takdir etmenin bir delili yoktur. Bu hadis zat ile tevessüle açık delildir. Ayrıca Hz. Abbas'la tevessülün sebebi Hz. Peygamber'e yakın olmasıdır. Dolayısıyla burada aynı zamanda Hz. Peygamber'le tevessül edilmiştir. Bu hadisin farklı varyantları net bir şekilde zat ile tevessülü göstermektedir. Bunun sadece diri olana hasredilmesi ise bu hususta yazan pek çok alimin ifade ettiği gibi delilsiz bir takyid olmaktadır.
2- Malik ed-Dar -ki o Hz. Ömer'in haznedarı idi- anlatıyor: Hz. Ömer devrinde halk şiddetli bir kıtlığa maruz kalmıştı. Derken bir adam Rasulullah (sav)'in kabrine gelerek: "Ya Rasulallah! Ümmetin için yağmur yağmasını iste. Zira onlar helak oldu lar!” dedi. Bunun üzerine rüyasında adama şöyle denildi: "Ömer'e git, ona selam götür halkın suya kavuşacağını haber ver ve ona şunu söyle: "Senin vazifen, iyi muamelede bulunmak, muvazeneli ve güzel hareket etmektir. "(İbn Ebi Şeybe, Musannıf 7.cilt sayfa:482-483; İbn Abdilberr, İstiab 2.cilt sayfa 464, Zekeriya Güler rivayetin sahih olduğu kanaatine varmıştır. [Zekeriya Güler, ‘’Vesile ve Tevessül Hadislerinin kaynak değeri’’, Tasavvuf İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi, Ankara 2003, Sayfa 72-76]) Bu kişi berzah aleminde olan Resulullah’tan istekte bulunmuş ve bunu o dönemdeki hiçbir sahabi inkar etmemiştir. Bu sahabenin Resulullah’ın vefatından sonra onunla yağmur talebinde bulundukları hususunda nastır. (Zahid el-Kevseri, Makalat sayfa 388-389)
3-Osman b. Huneyf (ra) anlatıyor: Gözleri görmeyen bir adam Peygamber (sav)'e gelerek: "Ya Rasulallah! Gözlerimi iyileştirmesi için Allah'a dua et", dedi. Rasulullah(sav), "Istersen dua edeyim, istersen sabredersin! Sabretmek senin için hayırlıdır,"buyurdu Adam: "Allah'a dua buyur (da gözlerim açılsın!)" deyince, Rasulullah (sav) onun gereği gibi abdest almasını ve şu duayı yapmasını emretti: "Allah'ım! Peygamberin; rahmet peygamberi Muhammed ile senden istiyor ve sana yöneliyorum. Şu hacetimin yerine getirilmesinde (gözlerimin açılmasında) ben seninle (Peygamber ile) Rabbime yöneldim. Allah'ım, onu benim hakkımda şefaatçi kıl (onun hürmetine duamı kabul
buyur?!).Bu hadiste Hz. Peygamber'in zatıyla, makamıyla tevessüle ve gıyabında O'na nida edileceğine delil vardır. Bu hadis sahih bir hadistir. (Zahid el-Kevseri, Makalat sayfa 389-390)
4 Osman b. Huneyf, Hz. Osman'ın hilafeti sırasında bir ihtiyacı olup Hz. Osman'la görüşmek isteyen ancak bir türlü görüşemeyen birine bu duayı aktarmış; o da bu duayı yaptığında kolaylıkla Hz. Osman'la görüşmüştür.(Taberani el-Mu’cemu’l-Kebir, cilt 9 sayfa 31; Beyhaki Delail cilt 6 sayfa 167-168; Münziri, Terğib cilt 1 sayfa 108-109; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, cilt 2 sayfa 279; Zahid el-Kevseri, Makalat sayfa 391)
5.Ebu Said el-Hudri'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Kim namaz kılmak üzere evinden çıkar ve Allah'ım, senden isteyenlerin senin katındaki hakkı için senden diliyorum. Şu yürüyüşün hakkı için senden diliyorum. Zira ben ne büyüklenmek ne de kendini beğenmek için ve ne gösteriş ne de duyurmak için çıktım. Ben yalnız senin gazabından sakınmak ve senin rızanı aramak için çıktım. Ben senden beni ateşten kurtarmanı ve günahlarımı bağışlamanı istiyorum. Çünkü günahları ancak sen bağışlarsın!'’ derse, Allah ona rızasıyla yönelir ve ona yetmiş bin melek istiğfar eder. (İbn Mace, Mesacid, 14; Ahmed b. Hanbel, Müsned cilt 3 sayfa 21; İbnüs-Sünni, Amelu’l Yevm, Dımaşk 1989, sayfa 43, Zekeriya Güler hadise’’ hasen li gayrihi’’ hükmünü vermektedir. (Zekeriya Güler, ‘’Vesile ve Tevessül Hadislerinin Kaynak Değeri’’ Tasavvuf İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi, Ankara 2003 sayfa 63-65]) Bu hadiste Müslümanların umumu ve havassı ile tevessüle delil vardır.2318
Kevseri en sonunda özetle, ölü veya diri peygamberler, veliler, Salihler ile tevessülü inkar edenin en küçük bir hüccetinin olmadığını; tevessül sebebiyle Müslümanlara şirk iftirasını atanların bu tehevvürünün ancak kendilerine zarar vereceğini söylemiştir.(Zahid el-Kevseri Makalat sayfa 393-395)
Şevkani 'nin değerlendirmesi ise şöyledir: "Gerçekten Peygamber (sav) ile hayatta iken tevessül sabit olmuştur. Ayrıca vefatından sonra ondan başkasıyla da sahabenin sükuti icmai ile tevessül sabit olmuştur. Çünkü sahabeden hiçbiri, Hz. Ömer'in Abbas (ra) ile tevessülünü yadırgamamıştır. Bana göre, İzzeddin b. Abdisselam (v. 660/1261)'ın iddia ettiği gibi tevessülün cevazını yalnız Peygamber (s.a.v.)'e tahsis etme nin, şu iki sebepten dolayı bir manası yoktur: Birincisi, söylediğim gibi sahabe icmal var
dır. İkincisi ise, ilim ve fazilet sahibi bir zat ile tevessül, gerçekte
onun salih amelleriyle ve üstün meziyetleriyle tevessül demektir. Çünkü fazilet sahibi olan kişi, ancak amelleriyle faziletli olur. Bu durumda, "Allah'ım, falan alim ile ben sana tevessül ediyorum" diyen kimse, onun sahip olduğu ilim (ve amel) ile tevessül etmiş olmaktadır."
Yukarıdaki açıklamalardan anlaşıldığı üzere peygamberler, veliler ve Salihlerle hayatta iken veya öldükten sonra tevessülün caiz olduğu yönündeki deliller çok güçlüdür. İbn Teymiyye'nin ve onu takip edenlerin zat ile tevessülü yasaklamak için getirdiği deliller zayıf veya zorlamadır. Bu husustaki en güçlü delilleri Rasulullah ve sahabe döneminde böyle bir şey olmadığı yönündedir. Ancak yukarıda sayılan rivayetler bunun da doğru olmadığını göstermektedir. Bu görüşte olanlar şu silsileyi izlemişlerdir. Dua bir ibadettir. İbadetler ise emir ve ittibaya dayanır. Yani bu hususta Allah'tan gelen bir emir ve Resulünden gelen emir veya uygulama gerekir. Duada zat ile tevessülle ilgili bir nas nakledilmemiştir. Sahabenin de böyle bir şey yaptığı bilinmemektedir. Nakledilenler ise ya delil olamayacak şekilde zayıf veya uydurma; ya da başka manadadır. O zaman zat ile tevessül caiz değil, bidattir. Hatta şirktir. Hepsinin dayandığı yer de İbn Teymiyye'dir.
Burada şunu da ifade etmek gerekir ki, İbn Teymiyye tevessül konusunu fıkhi bir mesele olarak görmüş ve bu çerçevede incelemiştir. Onun takipçilerinden Vehhabiliğin kurucusu Muhammed b. Abdülvehhab, “bazıları salihlerle tevessülü caiz görüyor, bazıları sadece Allah Resulüyle tevessül edilebileceğini söylüyor, alimlerin çoğu ise bunu yasaklıyor ve kerih görüyor” dedikten sonra; "her ne kadar bu konuda doğrusu bizim görüşümüz (caiz olmadığı) olsa da konu fikhi bir meseledir. Cumhurun görüşü mekruh olmasıdır. Yapanı inkar etmiyoruz" demekte; ancak kendi yorumunca tevessül edilenin aşırı büyütülmesinin sakıncasına dikkat çekmektedir. İlginç olan günümüz deki İbn Teymiyye ve Muhammed b. Abdülvehhab'ın takipçilerinin konuyu genellikle
şirk çerçevesinde ele almalarıdır.
Muhammed b. Abdülvehhab'ın cumhurun mekruh gördüğü yönündeki ifadesi de doğruyu yansıtmamaktadır. Bir diğer ilginç husus da budur. Doğru düzgün alim adı vermeden ulemanın çoğunluğu ifadesi kullanmışlar, vere vere sadece İbn Teymiyye'nin adını verebilmişlerdir. Bir de Hanefilerin bazı fetvalarını kendilerine göre yorumlamışlardır.
işte böyle bilgili insanlara bu sitede yer olmalı hocam ben seni çok iyi anladım sende beni anladın ölmüş insanlardan kastımın kim olduğunu anladın allahın peygamberi şefatci zaten olabilir allah ona öyle bir güç vermiştir ama yok şu mümin insan yok şundan medet umalım yok kıyamette yerin olmaz ondan medet ummadın diyen diğer cahil arkdaş galiba tek şefatcinin hz.muhammet olduğunu bilmiyor kıyamet vakti geldiği zaman o şahıs diyecekki ben seni tanımıyorum sen kimsin o vakit gerçeği görücekler yanlış yolda saptıkları çok büyük delildir bunu sende ilminle biliyorsun bende ama ne dersek diyelim bunlar doğruyu bulamıcaklar vesile konusuna gelirsek allaha dua edersek zaten bir şeyi vesile kılar ben bunu şirk göryorum nede olsa islam ve imanın şartında herşey açıktır şöyle dua olabilir allahım muhammed aşkına bana yardım et veya allahım süleyman aşkına beni koru bu ayrıdır peygamberi katarak allaha dua etmektir ama hz.isa ya medet denmesi çok abestir çünkü allah kelamını katmıyorsun ki bir çoğu insanın bilmediği bilgi allahın kelamı olmadan ne vefk tutar nede büyü tutar beddua ederken bile allah belanı versin diyoruz abdulkadir geylani belanı versin demiyoruz çünkü desen bile onun bi hükümü yoktur daha ne diyim sizlere insanın aklına kalbine dek zuhur eden allah ve peygamberleridir onun haricini sana zerre faydası ne yaşarken ne ölürken olur ben medet unmadan bahsetiyorum yanlış anlaşılmasın musllatın olur hüdama gidersin o sana benden medet itse demez allah rızası için işini görür ve sana allaha yönel namaz kıl der medet kelimesini asla kullanmaz bu hakla batılın savaşı son sözüm bu zaten bu saatten sonra ne desek boş şimdi türbede dua edenlerin nasıl duaları kabul olduğunu sandığını açıklarsan emin olun bu sayfa ikiye bölünür herşeyi hakkıyla bilen allahtır sadece ben susarım ama hakkı bilin allahtan yardım isteyin sizin gibi bir insandan değil herkez yaptığını götürür bu dünyada onlar öldü berzahtalar çok islamı yaşamış olabilirler onların faydasınadır sizin değil

Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 04.01.25, 03:37
Gayretli üye
 
Üyelik tarihi: 11.04.24
Bulunduğu yer: Bayburt
Mesajlar: 119
Forum Puanı: 849
Etiketlendiği Mesaj: 1 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
beyazalim Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Birşeyi anlamadan yazmayın ayet tefsiri yapacak mertebedemisin sen? Kendi anladığın kendinde kalsın..
ölmüş halan teyzenden medet umarsan elin boş bakar kalırsın evliyaullah dan olan kimse ölmedi boyut değiştirdi onların son duaları yardıma koşmak ise izin verilirse darda olana yardımı olur oda izin içindedir.. Evliyalık makamıda öyle 3 ihlas 1 fatiha ile olmuyor..Evliyanın kalbine 70 nazar eder Hz Allah CC orda eğer adın varsa sen onları seversen onlarda seni sever orda ismin olursa kıyamette bir sığınacak yerin olur..

Ayetler Allah kelamı Kuranı Hz peygamber indirmedi Allah indirdi ee peygamleride kaldır tam olsun olmaz mı ne dersin odamı kandırıyor bizi bunca alim düşünmedi senmi çözdün şifreyi..
allahın ayetlerini attım sen insanları alimlerden medet umun diyerek şirke düşürüyorsun derecen nedir bilmiyorum fakat sen her abdulkadir gelani medet diyip ettiğin duanın kabul olduğunu zannediyorsun dimi sen abldukadir geylani medet dediğin an şeytan yanına üşüşüyor sen ağzından ve kalbinden ne geçirirsen bakıyor ve geçirdiğini yapıyor neden biliyormusun çünkü senin kalbinden kimse allahı sökemez ama şeytan işte öyle bir oyun kurmuşki bu sayede dinini alıyor bak bu yazdığımı iyi düşünnnnnn hemde çok iyi düşünnnnn hiçbirşey için geç değil onlardan medet ummaman hayatını değiştirmez ama umman dinini alır hemde sen bilmeden tövbe et ve allaha dua et bilmeden işledin çünkü artıkbiliyorsunnn oyuna düşmeyin git gide musallatlar artıyor git gideeeee nedeni ne sizce bir düşnün nerde hatamız var nerde acık kapı bırakıyoruz bütün olay bu benden vebali çıktı artık kim neye inanmak isterse inansın

Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 04.01.25, 08:57
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,915
Forum Puanı: 4548
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
vsnw Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
işte böyle bilgili insanlara bu sitede yer olmalı hocam ben seni çok iyi anladım sende beni anladın ölmüş insanlardan kastımın kim olduğunu anladın allahın peygamberi şefatci zaten olabilir allah ona öyle bir güç vermiştir ama yok şu mümin insan yok şundan medet umalım yok kıyamette yerin olmaz ondan medet ummadın diyen diğer cahil arkdaş galiba tek şefatcinin hz.muhammet olduğunu bilmiyor kıyamet vakti geldiği zaman o şahıs diyecekki ben seni tanımıyorum sen kimsin o vakit gerçeği görücekler yanlış yolda saptıkları çok büyük delildir bunu sende ilminle biliyorsun bende ama ne dersek diyelim bunlar doğruyu bulamıcaklar vesile konusuna gelirsek allaha dua edersek zaten bir şeyi vesile kılar ben bunu şirk göryorum nede olsa islam ve imanın şartında herşey açıktır şöyle dua olabilir allahım muhammed aşkına bana yardım et veya allahım süleyman aşkına beni koru bu ayrıdır peygamberi katarak allaha dua etmektir ama hz.isa ya medet denmesi çok abestir çünkü allah kelamını katmıyorsun ki bir çoğu insanın bilmediği bilgi allahın kelamı olmadan ne vefk tutar nede büyü tutar beddua ederken bile allah belanı versin diyoruz abdulkadir geylani belanı versin demiyoruz çünkü desen bile onun bi hükümü yoktur daha ne diyim sizlere insanın aklına kalbine dek zuhur eden allah ve peygamberleridir onun haricini sana zerre faydası ne yaşarken ne ölürken olur ben medet unmadan bahsetiyorum yanlış anlaşılmasın musllatın olur hüdama gidersin o sana benden medet itse demez allah rızası için işini görür ve sana allaha yönel namaz kıl der medet kelimesini asla kullanmaz bu hakla batılın savaşı son sözüm bu zaten bu saatten sonra ne desek boş şimdi türbede dua edenlerin nasıl duaları kabul olduğunu sandığını açıklarsan emin olun bu sayfa ikiye bölünür herşeyi hakkıyla bilen allahtır sadece ben susarım ama hakkı bilin allahtan yardım isteyin sizin gibi bir insandan değil herkez yaptığını götürür bu dünyada onlar öldü berzahtalar çok islamı yaşamış olabilirler onların faydasınadır sizin değil
Değerli kardeşim Şefaat konusunu da izah etmek isterim. Tek Şefaatçi Hz. Muhammed (s.a.v.) diyorsun bence bu hususu biraz daha araştır. Kur’an’da hem reddedilen hem de kabul edilen iki tür şefaatten bahsedilmektedir. Reddedilen şefaat türü Allah dışında bir merciden yardım ummak şeklinde olan ve özelde de Cahiliye Araplarının Allah’tan başka taptıkları putları şefaatçi kılmalarını anlatan şefaat beklentisidir. “Onlara bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz’ derler” (Zümer suresi ayet 3) ayetinde de belirtildiği üzere müşriklerin tevhide aykırı şefaat beklentileri reddedilmektedir. Bu temel yaklaşım ilahi bir prensibe de işaret etmektedir. Ahirette Allah Teala ve O’nun izin verdikleri dışında hiç kimsenin bir başkasına yardımı dokunmayacaktır. “O izin vermedikçe Allah katında hiç kimse şefaat edemez” (Bakara suresi ayet 255) ayetinde açıkça ifade edilen bu durum başta Hz. Peygamber’in şefaat etmesi olmak üzere peygamberlerin, alimlerin, hafızların, şehitlerin ve Sıddık Müslümanların şefaat etmesi yolunda önemli bir referans sayılmıştır. Kur’an’da peygamberlerden başka övgüyle bahsedilen kimselerin olması böylesi bir referansa temel teşkil etmektedir (Nisa suresi ayet 69)
"Şehid, ev halkından yetmiş kişiye şefaat eder" .(Ebu Davud, Cihad, 28)
"Kıyamet günü şu üç grup insan şefaatçi olacaktır: Peygamberler, alimler ve şehitler'’(İbn Mace, Zühd, 137) "Her Nebinin bir duası vardır. Ben ise ümmetime kıyamet günü şefaat etmek üzere duamı geciktirmek istiyorum".(Buhari, Tevhid,31)
"Nebiler, melekler ve müminler şefaat eder. Bundan sonra Cebbar olan Allah: Geriye benim şefaatim kaldı' der ve cehennemden bir avuç alır ve böylece orada yanmış olan bazı toplulukları çıkarır. Sonra onlar cennetin önlerindeki hayat suyu denilen bir ırmağa bırakılırlar" (Buhari, Tevhid 24)
"Kıyamet gününde şefaatimle en ziyade mesud olacak kimse, kalbinden halis bir şekilde Allah'tan başka ilah yoktur' diyen kimsedir" (Buhari, İlim,33)
"Kur'an okuyun, çünkü o kıyamet günü okuyucusuna şefaat eder..." (Müslim, Salatu’l-müsafirin 42)
Şefaat hususunda katı bir tutum benimseyen bazı Selefi, Harici ve Vehhabı gruplar bunun bir çeşit şirk olacağı endişesiyle meseleye yaklaşmış, şefaati reddetmişlerdir. Halbuki hem Kur’an’ın ilgili referansları hem de Hz. Peygamber’in sahih hadisleri bu konuya açıklık getirmektedir. Ehl-i sünnet ulemasının şefaatle ilgili yaklaşımları müşrik Arapların şefaat anlayışıyla kesinlikle benzerlik taşımaz. Örneğin bir veli zatın mezarı başında onun ismini de anarak dua etmek ona tapmak anlamına gelmez. Nitekim Hz. Peygamber vefat edince yanında bulunan Hz. Ebû Bekir, Peygamber Efendimizi (s.a.s.) alnından öperek “Allah katında bizleri de an” demiştir. Mu‘tezile alimleri ise ahirette şefaatin olduğunu, ancak yalnızca cennet ehlinin derecelerinin yükseltilmesine vesile olacağını, günah işleyenlerin tövbe etmeden ölmeleri halinde mümin muamelesi görmeyeceklerinden cehenneme gideceklerini ifade etmişlerdir. Bu konuda mutedil yaklaşım, başta Peygamber Efendimiz (s.a.s.) olmak üzere Allah’ın izin verdiği kıymetli şahsiyetlerin şefaatini ummak; lakin yaşarken iman, amel ve ahlak noktasında olabildiğince hassas davranıp kulluğumuzu en güzel şekilde göstermek olmalıdır. Allah’ın iznine bağlı şefaat beklentisi bizi rehavete sevk etmemelidir.
Şunu da ifade etmek isterim günümüzde şefaat anlayışına karşı çıkışlarda pratikte görülen bazı olumsuz anlayışların etkisi vardır. Mesela kişi şeyhinin eteğine yapışmakla kesin kurtulacağını düşünmektedir. Onun içindir ki başkalarını da o şeyhe yapışmaya davet etmekte, kesin kurtulacağını müjdelemektedir. Hatta ölen şeyhlerin türbesi ziyaret edilmekte, doğrudan onlardan şefaat beklenmektedir. Bu iş farkında olmadan kişiyi kutsallaştırmaya kadar varmaktadır. Ona bu yetkiyi kim verdi? Şefaatçi olduğunu nereden bilmektedir? Hele Kur'an ve sünnete ittiba etme, salih amel, cihad ve emr-i bi'l-ma’ ruf gibi konularda sıkıntılar varsa ya da İslam yanlış yorumlara tabi tutuluyorsa böyle şefaat ve şefaatçi anlayışı şüpheleri kat be kat artırmaktadır. Tabii bu da şefaatin reddine sebep olmaktadır. Bu ret keyfiyeti bir açıdan haklıdır. Ancak hadislerde çerçevesi çizilen şefaat anlayışı böyle değildir. Yani papaza kızıp oruç bozmamak gerekir. Oysa gerçek şefaatte şefaat edecek olanı tayin edecek olan Allah'tır Peygamberler bellidir. Kur'an bellidir. Ancak bunların kime şefaat edeceği çok açık değildir. Alimler şefaat edecektir. Ama hangi alim bu belli değildir. O halde dünyadayken falan alim, şeyh vs. kesin şefaat edecek inancında olmak mümkün değildir. En fazla yapabileceğimiz şey hüsn-i zanla hareket edip o insanlarla hukukumuzu en güzel şekilde yaşamaktır. Sonuçta ahirette kimin peşinden gittiysek onunla birlikte haşr olacağız. Salih insanlarla birlikte olmak elbette ahirette fayda verecektir. Dediğimiz gibi kimin salih amel işlediğini, kimin alim kimin zalim olduğunu hakkıyla bilen Allah'tır. Bize düşen zahire bakarak hüsn-i zanla hareket etmektir. Kur'an ve sünneti yaşayan ulema saygıdeğerdir, fakat yine de falan kimse kesin şefaat eder düşüncesinde olmak güçtür. Şefaat beklemek için türbe ziyareti yapmak ise doğru değildir. Türbeler, kabirler ahireti hatırlamak ve oradakilere dua yapmak için gidilen yerler olmalıdır. Türbelere şefaat anlayışıyla gitmenin şirke kapı arayabileceği noktalar var ki, çok dikkatli olunmalıdır. Türbede yatan kişiyi vesile kılmak ise başka bir şeydir. Vesile kılmak için türbelere gitmeye de gerek yoktur. Tabii şunu da belirtelim ki, dualarımızda vesile kılmak da şart değildir. Böyle yapanlar varsa da kimden istediklerini çok iyi bilmelidirler. Onun için sağlam bir itikada sahip olmak gerekir.

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 04.01.25, 10:58
imas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgili Üye
 
Üyelik tarihi: 18.01.20
Bulunduğu yer: her yer
Mesajlar: 22,518
Forum Puanı: 10252
Etiketlendiği Mesaj: 5361 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
vsnw Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Selamın aleyküm hep görüyorum her hocanın dilinde ölmüş insanlardan yardım isteme medet umma gibi söylemleri var bu kuranın hangi ayetinde geçiyor peygaberlerimiz hangi ölmüş alimden yardım istedi Allah yetki vermiş onlara insanlara yardım etsinler diye söylüyorlar hangi peygamber veya hangi kutsal kitapta yazıyor bu
Ve Fatiha’nın 5. Ayetinde Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız. Bakara suresi 153.ayette )Ey inananlar, sabretmek ve namaz kılmakla Allah'tan yardım dileyin. Şüphesiz ki Allah, sabredenlerledir. / Meryem suresi 81. Ayette şu yazar Onun gibiler, kendileri için izzet ve kuvvet kaynağı olsun diye Allah’tan başka bir takım ilâhlar edindiler. / ankebut sures 41.ayette ise şu yazar Allah’ı bırakıp da başkalarını dost ve yardımcı edinenlerin hâli, örümceğin hâline benzer. Örümcek de barınmak için kendine bir yuva yapar. Halbuki yuvaların en zayıfı, en çürüğü şüphesiz örümceğin yuvasıdır. Keşke bu gerçeği bilselerdi! / ben ayetlerle her gerçeği doğruyu açıkladım şimdi size soruyorum bi ayetiniz varmı Allah’ın afetmiceği tek şey şirk koşulması ki Allah’ı başlarından üstün tutup sonradan Allah vesile kıldı demeniz insanı kandırır Allah’ı kandırmaz peki şimdi şunu söyleyim peygamber efendimizden önceki insanlar neden puta tapıyordu Allah’la iletişim kurduklarına inandıkları için dimi sizin ne farkınız var ki aynısınız hz.ibrahimin kırdığı putları dikiyorsunuz ey Allah’a inanıp yanlış yola sapanlar tek allahtan isteyin tek Allah’a ibadet edin tek zikriniz Allah zikri olsun tek size yardım edicek Allah’tır kandırılıyorsunuz tekrar diyorum kandırılıyorsunuz bu şirktir dediğim gibi bana bir ayet gösterin veya peygamberlerin ölü insanlardan medet umun dediğini veya yaptığını gösterin yanlış yoldaymışım diyeceğim bana saçma kaynaklar değiş allahın kitabından söyleyin bu hesabımı silicem Allah-u ekber
eger aradigin her sorunun cevabini kuranda bulabilseydin kuran 600 sayfa değil 600.000 sayfalık ansiklopedi olurdu , ayetlerin haricinde aradığımız soruların cevaplarini hadislerden sünnetlerden sahabelerin hayatlarindan ve onlarin yolunu takip eden evliyanin yaptiklari ve uyguladiklarindan ögreniyoruz,
misalen namazin nasil kilindigi kurallari kaideleri kuranda var mi?
yoksa biz nasil kilindigini hadisler yoluyla mezhep imamlarindan mi öğreniyoruz,
bu senin ölmüsten medet ummayin sözü
vahhabi yaşlının elindeki bastonu gösterip
*** şu kuru ağaç ölmüş olan muhammedden bana daha çok faydalidir***
sözune benziyor...

__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v)
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 04.01.25, 11:07
imas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgili Üye
 
Üyelik tarihi: 18.01.20
Bulunduğu yer: her yer
Mesajlar: 22,518
Forum Puanı: 10252
Etiketlendiği Mesaj: 5361 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
vsnw Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
işte böyle bilgili insanlara bu sitede yer olmalı hocam ben seni çok iyi anladım sende beni anladın ölmüş insanlardan kastımın kim olduğunu anladın allahın peygamberi şefatci zaten olabilir allah ona öyle bir güç vermiştir ama yok şu mümin insan yok şundan medet umalım yok kıyamette yerin olmaz ondan medet ummadın diyen diğer cahil arkdaş galiba tek şefatcinin hz.muhammet olduğunu bilmiyor kıyamet vakti geldiği zaman o şahıs diyecekki ben seni tanımıyorum sen kimsin o vakit gerçeği görücekler yanlış yolda saptıkları çok büyük delildir bunu sende ilminle biliyorsun bende ama ne dersek diyelim bunlar doğruyu bulamıcaklar vesile konusuna gelirsek allaha dua edersek zaten bir şeyi vesile kılar ben bunu şirk göryorum nede olsa islam ve imanın şartında herşey açıktır şöyle dua olabilir allahım muhammed aşkına bana yardım et veya allahım süleyman aşkına beni koru bu ayrıdır peygamberi katarak allaha dua etmektir ama hz.isa ya medet denmesi çok abestir çünkü allah kelamını katmıyorsun ki bir çoğu insanın bilmediği bilgi allahın kelamı olmadan ne vefk tutar nede büyü tutar beddua ederken bile allah belanı versin diyoruz abdulkadir geylani belanı versin demiyoruz çünkü desen bile onun bi hükümü yoktur daha ne diyim sizlere insanın aklına kalbine dek zuhur eden allah ve peygamberleridir onun haricini sana zerre faydası ne yaşarken ne ölürken olur ben medet unmadan bahsetiyorum yanlış anlaşılmasın musllatın olur hüdama gidersin o sana benden medet itse demez allah rızası için işini görür ve sana allaha yönel namaz kıl der medet kelimesini asla kullanmaz bu hakla batılın savaşı son sözüm bu zaten bu saatten sonra ne desek boş şimdi türbede dua edenlerin nasıl duaları kabul olduğunu sandığını açıklarsan emin olun bu sayfa ikiye bölünür herşeyi hakkıyla bilen allahtır sadece ben susarım ama hakkı bilin allahtan yardım isteyin sizin gibi bir insandan değil herkez yaptığını götürür bu dünyada onlar öldü berzahtalar çok islamı yaşamış olabilirler onların faydasınadır sizin değil
***cahil arkdaş galiba tek şefatcinin hz.muhammet olduğunu bilmiyor***
bu sözün çok çok yanliş ve hatalidir

ayet ariyordun

İzni olmadan katında hiçbir kimse şefaat edemez.” (Bakara, 2/255)

Artık şefaatçıların şefaatı onlara fayda vermez.” (Müddessir, 75/48).

Rabbimiz, bize gözümüzü aydınlatacak eşler, zürriyetler bağışla ve bizi muttakilere imam kıl.” (Furkan, 25/74).

İşte böylece, sizin insanlar üzerinde şahitler olmanız, Rasulün de sizin üzerinize bir şahit olması için sizi ümmet-i vasat (dengeli ve orta bir ümmet) kıldık.” (Bakara, 2/143).

yani

Şefaat haktır ve gerçektir. Bütün büyükler Cenab-ı Hakk’ın koyduğu sınır dahilinde şefaat edeceklerdir. Şahit olmak da bir bakıma şefaat kabul edilecekse, eğer, Ümmet-i Muhammed bu manâda bütünüyle şefaat edecektir.

__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v)
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt 04.01.25, 13:18
Gayretli üye
 
Üyelik tarihi: 11.04.24
Bulunduğu yer: Bayburt
Mesajlar: 119
Forum Puanı: 849
Etiketlendiği Mesaj: 1 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
eger aradigin her sorunun cevabini kuranda bulabilseydin kuran 600 sayfa değil 600.000 sayfalık ansiklopedi olurdu , ayetlerin haricinde aradığımız soruların cevaplarini hadislerden sünnetlerden sahabelerin hayatlarindan ve onlarin yolunu takip eden evliyanin yaptiklari ve uyguladiklarindan ögreniyoruz,
misalen namazin nasil kilindigi kurallari kaideleri kuranda var mi?
yoksa biz nasil kilindigini hadisler yoluyla mezhep imamlarindan mi öğreniyoruz,
bu senin ölmüsten medet ummayin sözü
vahhabi yaşlının elindeki bastonu gösterip
*** şu kuru ağaç ölmüş olan muhammedden bana daha çok faydalidir***
sözune benziyor...
Konuyu nerden nereye çekiştirdin ben ne diyorum sen ne diyorsun abdulkadirinden himmet iste kıyamette korur seni sizin anlattığınız zat peygamber değil dediğim gibi o zatlardan medet ummamak senin dinine nokta zararı olmaz ama medet ummak şirktir 5 vakit namaz kılıyorsun günde 40 kere Fatiha okuyorsun gelip bu şeytanın oyununa düşüyorsun Fatiha da ne der bir tek sana taparız bir tek senden yardım isteriz peki bu ne kim yalan söylüyor kuranmı yoksa hadislermi ? Allah kuranın değişmicenin garantisini verdi peki hadislerde bu garanti varmı ? Namaz konuları asla değişemez ama sizin anlattığınız diğer konular bir karşılaştırın attığım ayetlerle bana bide bir ayet atmayın önceki ve sonrakini atın ki aslını bilelim

Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Evliyadan Yardım istemek Dinimizce Uygun mu? Havasokulu Allah Dostları & Evliyalar 10 10.04.26 23:14
Sığınma Duası (şirk, isyan, beddua, büyü, adak, yemin, iftira) Naim Tövbeler & Uyarılar 21 20.06.24 02:25
Şeyhten Himmet istemek Caiz mi ? Havasokulu Allah Dostları & Evliyalar 2 30.11.18 12:50
Kabir ehlinden yardım istemek Havasokulu Allah Dostları & Evliyalar 5 10.02.18 08:59
ilk Yardım Çantası Malzemeleri SiLence Sağlık 2 20.03.17 13:07


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:34.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com