![]() |
|
|||||||
| Sorularınız her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz. |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
#12
|
||||
|
||||
|
Alıntı:
"Şehid, ev halkından yetmiş kişiye şefaat eder" .(Ebu Davud, Cihad, 28) "Kıyamet günü şu üç grup insan şefaatçi olacaktır: Peygamberler, alimler ve şehitler'’(İbn Mace, Zühd, 137) "Her Nebinin bir duası vardır. Ben ise ümmetime kıyamet günü şefaat etmek üzere duamı geciktirmek istiyorum".(Buhari, Tevhid,31) "Nebiler, melekler ve müminler şefaat eder. Bundan sonra Cebbar olan Allah: Geriye benim şefaatim kaldı' der ve cehennemden bir avuç alır ve böylece orada yanmış olan bazı toplulukları çıkarır. Sonra onlar cennetin önlerindeki hayat suyu denilen bir ırmağa bırakılırlar" (Buhari, Tevhid 24) "Kıyamet gününde şefaatimle en ziyade mesud olacak kimse, kalbinden halis bir şekilde Allah'tan başka ilah yoktur' diyen kimsedir" (Buhari, İlim,33) "Kur'an okuyun, çünkü o kıyamet günü okuyucusuna şefaat eder..." (Müslim, Salatu’l-müsafirin 42) Şefaat hususunda katı bir tutum benimseyen bazı Selefi, Harici ve Vehhabı gruplar bunun bir çeşit şirk olacağı endişesiyle meseleye yaklaşmış, şefaati reddetmişlerdir. Halbuki hem Kur’an’ın ilgili referansları hem de Hz. Peygamber’in sahih hadisleri bu konuya açıklık getirmektedir. Ehl-i sünnet ulemasının şefaatle ilgili yaklaşımları müşrik Arapların şefaat anlayışıyla kesinlikle benzerlik taşımaz. Örneğin bir veli zatın mezarı başında onun ismini de anarak dua etmek ona tapmak anlamına gelmez. Nitekim Hz. Peygamber vefat edince yanında bulunan Hz. Ebû Bekir, Peygamber Efendimizi (s.a.s.) alnından öperek “Allah katında bizleri de an” demiştir. Mu‘tezile alimleri ise ahirette şefaatin olduğunu, ancak yalnızca cennet ehlinin derecelerinin yükseltilmesine vesile olacağını, günah işleyenlerin tövbe etmeden ölmeleri halinde mümin muamelesi görmeyeceklerinden cehenneme gideceklerini ifade etmişlerdir. Bu konuda mutedil yaklaşım, başta Peygamber Efendimiz (s.a.s.) olmak üzere Allah’ın izin verdiği kıymetli şahsiyetlerin şefaatini ummak; lakin yaşarken iman, amel ve ahlak noktasında olabildiğince hassas davranıp kulluğumuzu en güzel şekilde göstermek olmalıdır. Allah’ın iznine bağlı şefaat beklentisi bizi rehavete sevk etmemelidir. Şunu da ifade etmek isterim günümüzde şefaat anlayışına karşı çıkışlarda pratikte görülen bazı olumsuz anlayışların etkisi vardır. Mesela kişi şeyhinin eteğine yapışmakla kesin kurtulacağını düşünmektedir. Onun içindir ki başkalarını da o şeyhe yapışmaya davet etmekte, kesin kurtulacağını müjdelemektedir. Hatta ölen şeyhlerin türbesi ziyaret edilmekte, doğrudan onlardan şefaat beklenmektedir. Bu iş farkında olmadan kişiyi kutsallaştırmaya kadar varmaktadır. Ona bu yetkiyi kim verdi? Şefaatçi olduğunu nereden bilmektedir? Hele Kur'an ve sünnete ittiba etme, salih amel, cihad ve emr-i bi'l-ma’ ruf gibi konularda sıkıntılar varsa ya da İslam yanlış yorumlara tabi tutuluyorsa böyle şefaat ve şefaatçi anlayışı şüpheleri kat be kat artırmaktadır. Tabii bu da şefaatin reddine sebep olmaktadır. Bu ret keyfiyeti bir açıdan haklıdır. Ancak hadislerde çerçevesi çizilen şefaat anlayışı böyle değildir. Yani papaza kızıp oruç bozmamak gerekir. Oysa gerçek şefaatte şefaat edecek olanı tayin edecek olan Allah'tır Peygamberler bellidir. Kur'an bellidir. Ancak bunların kime şefaat edeceği çok açık değildir. Alimler şefaat edecektir. Ama hangi alim bu belli değildir. O halde dünyadayken falan alim, şeyh vs. kesin şefaat edecek inancında olmak mümkün değildir. En fazla yapabileceğimiz şey hüsn-i zanla hareket edip o insanlarla hukukumuzu en güzel şekilde yaşamaktır. Sonuçta ahirette kimin peşinden gittiysek onunla birlikte haşr olacağız. Salih insanlarla birlikte olmak elbette ahirette fayda verecektir. Dediğimiz gibi kimin salih amel işlediğini, kimin alim kimin zalim olduğunu hakkıyla bilen Allah'tır. Bize düşen zahire bakarak hüsn-i zanla hareket etmektir. Kur'an ve sünneti yaşayan ulema saygıdeğerdir, fakat yine de falan kimse kesin şefaat eder düşüncesinde olmak güçtür. Şefaat beklemek için türbe ziyareti yapmak ise doğru değildir. Türbeler, kabirler ahireti hatırlamak ve oradakilere dua yapmak için gidilen yerler olmalıdır. Türbelere şefaat anlayışıyla gitmenin şirke kapı arayabileceği noktalar var ki, çok dikkatli olunmalıdır. Türbede yatan kişiyi vesile kılmak ise başka bir şeydir. Vesile kılmak için türbelere gitmeye de gerek yoktur. Tabii şunu da belirtelim ki, dualarımızda vesile kılmak da şart değildir. Böyle yapanlar varsa da kimden istediklerini çok iyi bilmelidirler. Onun için sağlam bir itikada sahip olmak gerekir.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır... |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Evliyadan Yardım istemek Dinimizce Uygun mu? | Havasokulu | Allah Dostları & Evliyalar | 10 | 10.04.26 23:14 |
| Sığınma Duası (şirk, isyan, beddua, büyü, adak, yemin, iftira) | Naim | Tövbeler & Uyarılar | 21 | 20.06.24 02:25 |
| Şeyhten Himmet istemek Caiz mi ? | Havasokulu | Allah Dostları & Evliyalar | 2 | 30.11.18 12:50 |
| Kabir ehlinden yardım istemek | Havasokulu | Allah Dostları & Evliyalar | 5 | 10.02.18 08:59 |
| ilk Yardım Çantası Malzemeleri | SiLence | Sağlık | 2 | 20.03.17 13:07 |