![]() |
|
|||||||
| Sorularınız her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz. |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
|
#1
|
|||
|
|||
|
Selamın aleyküm hep görüyorum her hocanın dilinde ölmüş insanlardan yardım isteme medet umma gibi söylemleri var bu kuranın hangi ayetinde geçiyor peygaberlerimiz hangi ölmüş alimden yardım istedi Allah yetki vermiş onlara insanlara yardım etsinler diye söylüyorlar hangi peygamber veya hangi kutsal kitapta yazıyor bu
Ve Fatiha’nın 5. Ayetinde Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız. Bakara suresi 153.ayette )Ey inananlar, sabretmek ve namaz kılmakla Allah'tan yardım dileyin. Şüphesiz ki Allah, sabredenlerledir. / Meryem suresi 81. Ayette şu yazar Onun gibiler, kendileri için izzet ve kuvvet kaynağı olsun diye Allah’tan başka bir takım ilâhlar edindiler. / ankebut sures 41.ayette ise şu yazar Allah’ı bırakıp da başkalarını dost ve yardımcı edinenlerin hâli, örümceğin hâline benzer. Örümcek de barınmak için kendine bir yuva yapar. Halbuki yuvaların en zayıfı, en çürüğü şüphesiz örümceğin yuvasıdır. Keşke bu gerçeği bilselerdi! / ben ayetlerle her gerçeği doğruyu açıkladım şimdi size soruyorum bi ayetiniz varmı Allah’ın afetmiceği tek şey şirk koşulması ki Allah’ı başlarından üstün tutup sonradan Allah vesile kıldı demeniz insanı kandırır Allah’ı kandırmaz peki şimdi şunu söyleyim peygamber efendimizden önceki insanlar neden puta tapıyordu Allah’la iletişim kurduklarına inandıkları için dimi sizin ne farkınız var ki aynısınız hz.ibrahimin kırdığı putları dikiyorsunuz ey Allah’a inanıp yanlış yola sapanlar tek allahtan isteyin tek Allah’a ibadet edin tek zikriniz Allah zikri olsun tek size yardım edicek Allah’tır kandırılıyorsunuz tekrar diyorum kandırılıyorsunuz bu şirktir dediğim gibi bana bir ayet gösterin veya peygamberlerin ölü insanlardan medet umun dediğini veya yaptığını gösterin yanlış yoldaymışım diyeceğim bana saçma kaynaklar değiş allahın kitabından söyleyin bu hesabımı silicem Allah-u ekber
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#2
|
|||
|
|||
|
Alıntı:
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#3
|
||||
|
||||
|
Alıntı:
Özellikle vefat eden salih kulları vesile edinenler onların bedenini vesile kılmıyorlar. Bedenler çürüyüp gitmiştir. Ama ruhlar hayattadır. Bizler buna inanıyoruz. Hayattayken kendisiyle tevessül edilenin bedeniyle değil, ruhuyla yani onun Allah katındaki değeriyle tevessül edildiği açıktır. Aynı kişi öldüğünde değişen bir şey olmayacaktır. Doğrusu bu denli ilişkiler içinde olanların ne yaşadığını, neyi tecrübe ettiğini de bilmiyoruz. Zira ruhlar alemiyle herkesin irtibatı aynı oranda değildir. Dolayısıyla bunu reddetmek yerine anlamaya çalışmak en isabetli yoldur. Anlayamadığımız yerde de illa reddetmek gerekmiyor, Kur'an'la açıkça çelişmediği takdirde. Medet, istimdat yoluyla vefat eden şahıslarla yapılan tevessül bilhassa tarikat çevrelerinde yapılıyor. Bu durum istimdat yoluyla tevessülün tasavvufa özgü olduğunu gösteriyor. Yani tasavvuf sistemi içinde, tarikat terbiyesi, nefis eğitimi içinde bunun anlamlı bir yeri olsa gerek. Mürşid-mürid ilişkisinin oldukça farklı bir manevî havada gerçekleştiği dikkate alınırsa onların ruhsal durumlarını anlamak daha kolay olur herhalde. Burada tevessülde bulunurken kullanılan bazı tabirlerin hoş olmadığını belirtmeliyim. Büyük bir veli vesile kılınarak "Allahım, onun hürmetine ihtiyacımı gider" denilebilir, ancak "Ya Gavs, yetiş ey Geylani, medet ya Bağdadi" gibi nitelemeler uygun gelmiyor bana. Zira bu tür lafızlarla yapılan tevessüller asr-ı saadette görülmemiştir. Burada "böyle diyenin maksadının temelde Allah olduğu, O'ndan yardım istendiği" söylenebilir. Doğrudur, olabilir belki, ama bilgisizlerin elinde bu ifadelerin yaygınlaşması ve içeriğinden boşaltılması halinde asıl maksadı gölgeleyebileceğine dair endişelerim var. Temelde tevessül ve istimdadı kabul etmekle birlikte bunun televizyon aracılığıyla sıradanlaştırılmasının tenkide açık bir konu olduğunu düşünü- yorum. Zira diziler ve filimler yoluyla ortaya çıkan imaj, medet umulan mürşidin anında yardıma koşmasıdır. Bu bir değil, iki değil defalarca. Bu durum akli faaliyetleri gölgeliyor gibi duruyor. İnsanın aklına "bunlar iyi hoş da neden günümüzün pek çok acil çözüm bekleyen meselelerine çare aranmıyor o halde" geliyor. Bir kıyasla ifade edersek; Peygamberimiz mucize göstermiştir, evet, ama kalkar hayatının her safhasını mucizevi kılarsak onu insan olmaktan çıkarırız. Bu da böyle. Büyük velilerle istimdat olabilir ama bunu hayatın temeli ve her an hazır ve nazır halde gibi kılarsak, farklı bir tablo ortaya çıkar. Elbette buna "maksadımız bu değil" şeklinde itiraz edilebilir, fakat ortaya çıkan imaj da bundan başka bir şey değil. Son olarak bu konularda vurgulanması gereken şey tevhid inancının korunmasıdır. Bütün bunları şirktir diyerek reddetmek meseleyi çözmüyor. Tevessülde bulunurken temelde Allah'tan istediğimize inandıkça ve bunu unutmadıkça bunda bir beis yoktur diye düşünüyorum.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır... |
|
#4
|
|||
|
|||
|
Alıntı:
Aynı durum sanırım vefkler tilsimlar içinde geçerli?
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#6
|
|||
|
|||
|
Alıntı:
Vefk ve tıslımlarda allahın kelamı vardır allahın kelamı olmadan hiçbir vefk veya tılsım korumaz derinin derinine inersen yaptığın korumalarda allahın ayetlerini okumadan yaparsan yaptığın sivrisineğe bile etki etmez ya ayettir yada o ayeti temsil eden bir işaret
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#7
|
||||
|
||||
|
Alıntı:
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır... |
|
#8
|
|||
|
|||
|
Alıntı:
İllede ayet olmasına gerek yok harflerin bile bir enerjisi vardır...
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#9
|
|||
|
|||
|
Alıntı:
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#10
|
||||
|
||||
|
Alıntı:
Bu rivayetler bu dünyadan ayrılmış olmalarına rağmen ruhların farklı bir boyutta hayatlarını devam ettirdiklerini ve ruhlarının kendilerini ziyaret edenlerden Allah'ın bildirmesiyle haberdar olduğunu gösterir. Nitekim Allah Resulü (s.a.v.), yaptığı ziyarette kabirdekilere "Es-Selamü aleyküm ey mü'min ve Müslümanlar yurdunun ahalisi biz de inşallah size katılacağız. Bizim ve sizin için Allah'tan afiyet dileriz şeklinde selam vererek onlara dua etmiştir. Ölülere selam verilmesi onların da ruhen buna cevap vermelerini gerektirir. Dolayısıyla muttaki ve salih kimselerin kabirlerini ziyarete gelenlerin ruhlarıyla münasebet kurup onları hayır yönünde etkileyip onurlandırması mümkündür. (Razi, el-Metalibü’l-Aliyye, 7.cilt sayfa 275-278; Kevseri, ‘’Mahkü’t-Tekavvül fi Mes’eleti’t Tevessül’’, Makalatü’l-Kevseri sayfa 475) Nitekim İmam Şafii Ebu Hanife'nin; Muhammed İbn İshak Ibn Huzeyme , Ali er-Rıza'nın ve Ebu Ali Hasan Ali el-Hallal da Musa Kazım'ın kabri ne giderek tevessülde bulunmuştur. İmam Ahmed İbn Hanbel, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile vefatından sonra da tevessülde bulunmanın caiz olduğunu söylemiş, İmam Şevkani gibi bazı alimler ise diğer peygamberler ve salih kişilerle tevessülün de caiz olduğunu bildirmişlerdir. Bunlara ilave olarak Fahreddin er-Razi, Sadeddin et-Teftazin ve Seyyid Şerif Cürcani gibi önemli alimlerin de bu tevessül çeşidini caiz görmesi, ashaptan itibaren Müslümanların uyguladıkları bu tür tevessülün meşru olduğunu ve tevhid inancıyla çelişmediğini gösterir. Kendisiyle tevessülde bulunulan kişiler arasında hiç şüphesiz Allah Resulü'nün (s.a.v.) özel bir yeri vardır. Zira Allah Teala Kuran Kerim'de Hz. Peygamber'in içinde bulunduğu topluluğun helak olmamasına ve azaba uğramamalarına vesile olduğunu bildirmiştir.(Enfal süresi ayet 33) Resul-i Ekrem'in zatıyla tevessül (şefaat), onun dünyaya gelişinden önce başlamış, dünyayı şereflendirmesiyle devam etmiş ve bekaya intikalinden sonra da devam etmektedir Ashab kiramın (r.anhüm), zaman zaman Allah Resul’üne müracaat ederek değişik hususlarda kendileri için dua istedikleri, Hz. Peygamber'in de ashabına yaptıkları duada kendisiyle tevessülde bulunmalarını öğrettiği bildirilmektedir.(Tirmizi ‘’Deavat, 118 (5.cilt, 569); İbn Mace, ‘’İkametü’s-Salat’’, 189 (2.cilt sayfa 441), Ahmed İbn Hanbel 4.cilt 138, Beyhaki, Delailü’n-Nübüvve 6.cilt sayfa 167-168; Hakim el Müşterek 1.cilt sayfa 313) Ayrıca Ashab-ı kiram, Habib-i Ekrem (s.a.v.) hayatta iken olduğu gibi vefatından sonra da onunla tevessülde bulunarak Allah'a dua etmiş, geride bıraktığı eşyalarıyla teberrük etmiş,(Buhari, ‘’Eşribe’’, 30(6.cilt sayfa 252); Müslim, ^^Eşribe’’, 88(2.cilt, 1591); Ahmed İbn Hanbel 4.cilt 138) diğer Müslümanlar buna devam etmiş, İslam alimlerinin çoğunluğu da bunda herhangi bir sakınca görmemiştir. Bu konuda karşıt görüşlere yer veren Alusi de vefatından sonra Allah Resul’ünü (s.a.v.) vesile kılmak ve "Allah'ım! Peygamberinin hatırına , onun yüzüsuyu hürmetine şu ihtiyacımı gider; bu ihtiyacımın karşılanması hususunda Senin Habibine olan sevgini vesile eyle." Demekte bir sakınca olmadığını söyler. Çünkü bu sözün, bir kişinin muhtaç olduğu bir konuda "Allah'ım! Senin rahmetini vesile ederek istiyorum rahmetini bu konuda vesile eyle." demek arasında bir fark yoktur.(Alusi, Ebu’s-Sena 6.cilt sayfa 187)Ona göre, peygamberlerin dışındaki salih insanların vesile kılınmasında da bir sakınca yoktur. (Alusi, Ebu’s-Sena 6.cilt sayfa 187) Nitekim yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi İmam Şafii, Bağdat'ta İmam Azam'ın türbesine giderek "Bu kabirde yatanın hürmetine’’ diyerek onu vesile etmiş Ayrıca İmam Malik, Peygamber'in kabrine yönelerek tevessülde bulunmakta bir sakınca olmadığına hükmetmiştir. Ehl-i sünnet'in çoğunluğu da ayni görüştedir. Zira tevessül eden kişi, Cenab-ı Hakk'a nazı geçen, Onun reddetmeyeceği umulan birisi ile Allah'a müracaat etmiş olmaktadır. Yoksa yapılan, haşa o aracıya ibadet etmek, tapınmak değildir. Resulü Ekrem (s.a.v.), a'ma hadisinde olduğu gibi tevessülü bizzat kendi tavsiye etmiştir. Eğer tevessül, başkasına ibadet etmek anlamına gelseydi hiç şüphesiz tevhidi koruma hususunda herkesten daha hassas olan Allah Resulü (s.a.v.) onu tavsiye etmezdi. Diğer yandan Ashab-ı kiramdan itibaren değişik ekollere mensup fıkıh, kelam ve tasavvuf alanında pek çok alimin Hz. Peygamber’le tevessülde bulunmayı meşru bir uygulama olarak görmesi de bu konuda ayrı bir delildir.(Kevseri, ‘’Mahku’t-Tekavvül fi Mes’eleti’t-Tevessül, Makalatü’l-Kevseri sayfa 470) Nitekim daha önce de yazılarımda ifade ettiğim gibi İbn Teymiyye dönemine kadar da bu konuda alimler arasında tesbit edilen bir ihtilaf yoktur. (Subki, Şifatü’s-Sekam sayfa 357) Dolayısıyla zikredilen manada hayat ta iken ve dar-ı bekaya göç etmelerinden sonra Allah Resulünün (s.a.v.) yanı sıra veliler ve salih kulların zatlarıyla tevessülde bulunmanın şirk kabul edilmesi isabetli görünmemektedir. Çünkü tevessül ve istiğase, ölünün bizzat zatıyla değil de Allah katındaki sevgisi, makamı ve mertebesiyle yapıldığında meşrudur. Zira ölüm, hiçbir zaman Allah nezdindeki rütbe ve dereceyi değiştirmez." Ayrıca ehl-i kıble olan, Allah'ın birliğine inanan birisini müşrik, kafir olarak nitelendirmek caiz değildir;(Semerkandi, Ebu Muhammed Rükniddin) aksi takdirde böyle bir niteleme, bu nitelemeleri yapan kişinin kendisini iman yönünden tehlikeye atması demektir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de bir mümine mümin değilsin" denilmesi yasaklanmış;(Nisa suresi 94. Ayet) Allah Resulü (s.a.v.) bu konuda ümmetini ikaz ederek şöyle buyurmuştur: "Kim Müslüman kardeşine kafir derse, muhakkak ki o kelime ikisinden birisine döner. Kendisine kafir denilen kişi gerçekten kafir ise onadır. Eğer kafir değilse küfür, söyleyenin üzerine döner. "(Buhari, ‘’Edep’’, 73 (7.cilt sayfa 97); Müslim, ‘’İman’’ 111 (1.cilt sayfa 79); Tirmizi, ‘’İman’’,16 (5.cilt 22) Muvatta, ‘’Kelam’’, 1(2.cilt sayfa 984) Netice olarak Muhammed Said Ramazan el-Buti'nin de dediği bize Allah Resul’ünden (s.a.v.), ashabından ve diğer seleften tevessül hakkında bu bilgiler ulaşmıştır. İbn Teymiyye'ye kadar da bu anlayış ve inanç böyle devam edegelmiştir. İbn Teymiyye, peygamberler ve salihlerle tevessülü, hayatlarında tevessül ve ölümlerinden sonra tevessül olmak üzere ikiye ayırarak bunlardan birinci durum tevessülün caiz, ikinci durumdaki tevessülün haram olduğunu söylemiştir. Halbuki selef alimleri arasında bu meselede herhangi münakaşa veya ihtilafa rastlanmamaktadır. Bu konuda kaynaklarda bulunan bilgiler, bilinen ve yaygın olan olaylardır. Bu bilgiler incelendiğinde tevessülün hayatta olma ve ölümden sonralığıyla alakalı bir ayırıma delalet etmemektedir. Fakat şunu belirtmek gerekir ki peygamberle veya salih kimselerle tevessül, onların Allah'ın elçisi veya Allah katında kıymetli bulunmalarından olup -haşa- maddi güçlerinden veya kudretlerinden dolayı değildir. Bununla birlikte dar-ı bekaya göç eden peygamberler ve salih kimseler ile tevessülde bulunurken şirke yol açacak hususlara dikkat etmek ve onlardan kaçınmak gerekir. Özellikle temel itikadi bilgileri eksik olan kimselerin bu konuda bilgilendirilmesi zorunludur. Kişiyi şirke düşüren davranışların başında Allah'tan başka h hangi bir kimseye uluhiyet niteliği atfetmek, ona dualarını sunmak tevessülde bulunulan salih insana Allah'a duyulan sevgiye ve O'na gösterilen saygıya denk bir sevgi ve saygı göstermek onu aşırı bir şekilde yüceltmek ve isteklerini Allah'ın değil onun karşılamasın beklemek gibi tutum ve davranışlar gelir. (İbn Kayyım el-Medaric cilt 1 sayfa 375) Bu anlamdaki bir uygulamayı Ehl-i sünnet alimleri de tasvip etmemişlerdir. Çünkü dinimizde iyi niyetle de olsa ziyaret esnasında bizzat ölüden yardım istenmesi, kabrin el ile selamlanması, mum ve ışık yakılması, elbiseden veya saçtan bir parça bağlanması, mektup bırakılması, kabre dokunulup öpülmesi, etrafında tavaf eder gibi dönülmesi, kabrin üstüne mescit yapılması, kabre yönelik namaz kılınması, secde edilmesi ve bu şekilde ölüden medet umulması, kısmen cahiliye adetlerinden olduğu, kısmen de tevhid inancına ters düştüğü için şirk değilse bile buna zemin oluşturma ihtimalinden dolayı çirkin görülmüş ve yasaklanmıştır.(Alusi Ebu’s-Sena 4.cilt sayfa 183; Toplumun bilgi ve inanç seviyesi arttıkça bu tür yanlış davranışlar gittikçe azalmaktadır. Nitekim farklı yaş, meslek ve eğitim seviyesinde olan insanlar arasında yapılan ölüm sonrasına ait günümüz halk inançlarıyla ilgili bir araştırmanın sonuçları da bu görüşü doğrulamaktadır. (Abdulhamid Pehlivan Ölüm ve Sonrasına Ait Günümüz Halk İnançlarının Teolojik Alt Yapısı (yüksek lisans tezi, 2005)) Ancak bu tür yanlış uygulamalar esas alınarak kabir ziyaretlerinin, bu maksatla yolculuğa çıkmanın, mezarlıklarda dua etmenin ve vefat etmiş salih kimselerle tevessülde bulunmanın kayıtsız şartsız reddedilmesi de doğru değildir. Zira kabir ziyaretinin şu gibi faydaları vardır. 1. Ziyaret eden, ölümü ve ahireti hatırlar. 2. Salih kişilerin kabirlerini ziyaret, ruhlara ferahlık, yüce duygulara bereket sağlar. 3. Duaların kabulüne vesile olur. 4. Ziyaret, zaman zaman bundan haberdar olan ölüleri memnun ettiği gibi ziyaret vesilesiyle edilen dualar ve okunan ayetlerden istifade etmelerini sağlar. Hasılı, ölümü ve ahireti hatırlatan kabir ziyareti ve orada Kur'an okunup dua edilmesi, adabına riayet edildiği, bidat ve hurafelerden uzak durulduğu takdirde dinen meşrudur ve tevhide aykırı değildir. Dolayısıyla Peygamber ve salih kimselerin zatlarını olmasa da makamlarını, mevkilerini ve Allah'ın onlara olan sevgisini vesile kılarak Allah'a dua edip istekte bulunmakta herhangi bir mahzur yoktur. Şu kadar var ki her masum düşüncenin suiistimali mümkün olduğu gibi, böyle bir tevessülü de kötüye kullananlar olabilir. Ancak onların bu art niyeti, tevessülün zatında masum bir uygulama. Olmasına asla zarar vermez.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır... |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Evliyadan Yardım istemek Dinimizce Uygun mu? | Havasokulu | Allah Dostları & Evliyalar | 10 | 10.04.26 23:14 |
| Sığınma Duası (şirk, isyan, beddua, büyü, adak, yemin, iftira) | Naim | Tövbeler & Uyarılar | 21 | 20.06.24 02:25 |
| Şeyhten Himmet istemek Caiz mi ? | Havasokulu | Allah Dostları & Evliyalar | 2 | 30.11.18 12:50 |
| Kabir ehlinden yardım istemek | Havasokulu | Allah Dostları & Evliyalar | 5 | 10.02.18 08:59 |
| ilk Yardım Çantası Malzemeleri | SiLence | Sağlık | 2 | 20.03.17 13:07 |