![]() |
|
#1
|
||||
|
||||
|
Esmâ ile meşguliyet meselesinin çoğu zaman yalnız sayı, tertip ve netice tarafından konuşulduğunu; buna karşılık işin niyet, edep, istikamet ve kulluk zemininin aynı açıklıkla ele alınmadığını gördüğüm için, bu hususta birkaç mülahazayı derli toplu şekilde paylaşmak istedim. Doğru olan Allah’tandır; hata, eksik yahut tashih gerektiren yerler ise bizim kusurumuzdur.
Malûmdur ki esmâ-i hüsnâ, sıradan lafızlar değil; Allah Teâlâ’ya ait en güzel isimlerdir. Kur’an, O’na bu isimlerle dua edilmesini emreder. Bu da bize daha baştan şunu öğretir: Mesele yalnız isimleri çokça tekrar etmek değil, o isimlerle doğru bir yöneliş kurabilmektir. Kanaatimce burada asıl ihtiyaç, “hangi isim kaç defa okunur?” sorusundan evvel, “bu meşguliyet beni ne kadar doğrultuyor, hangi zeminde taşıyor?” sorusunu sormaktır. Bu seri, tam da bu niyetle; esmâ ile meşgul olan kişinin önce kendisinde düzeltmesi gereken yerlere dikkat çekmek içindir. Sürç-i lisan edersek affola. Daha doğru bilen kardeşlerimizin tashih ve katkıları da başımız üstünedir. Zira bu gibi bahislerde asıl olan galip gelmek değil, hakkı birlikte aramaktır. 1. Önce isim anlayışı düzeltilmelidir Esmâ-i hüsnâ ile meşgul olan kimsenin önce düzeltmesi gereken yer, isimlere nasıl baktığıdır. Çünkü Allah’ın isimleri, sadece belli neticelere ulaşmak için kullanılan kelimeler değildir. Kur’an, en güzel isimlerin Allah’a ait olduğunu ve O’na bu isimlerle dua edilmesini emreder. Yani mesele önce isimleri “kullanmak” değil, o isimlerle Allah’a yönelmektir. İsim, evvela marifet kapısıdır; sonra dua ve zikir diline girer. Bu sıra bozulduğunda insan, Allah’ın ismini değil, kendi beklentisini merkeze almış olur. Bunun için esmâ meşguliyetinde ilk tashih, sayıdan önce mânâ tarafında yapılmalıdır. Bir kimse “el-Alîm” derken Allah’ın her şeyi bildiğini, “el-Basîr” derken kendisinin görüldüğünü, “er-Rahmân” derken rahmetin asıl sahibinin Allah olduğunu kalbine indirmiyorsa, isim dilde kalır, hâle inmez. O zaman tekrar çoğalır; fakat terbiye derinleşmez. Bana göre işin başı tam burada düğümlenir: İsimleri netice anahtarı gibi değil, Rabbimizi tanıtan ilâhî isimler olarak görmek. Zemin düzelirse gerisi de daha sahih yürür.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#2
|
||||
|
||||
|
2. Önce niyet düzeltilmelidir
Esmâ ile meşgul olan kimsenin ikinci olarak bakması gereken yer niyetidir. Çünkü bazen dil Allah’ın ismini anar; fakat kalp Allah’ı değil, neticeyi arar. İnsan dışarıdan zikirle meşgul görünür; ama içten içe bir kapı açılsın, bir hâl gelsin, bir üstünlük hissi doğsun yahut başkalarının dikkatini çekecek bir taraf oluşsun isteyebilir. İşte burada meşguliyet ibadet olmaktan çıkmasa bile saflığını kaybetmeye başlar. Allah’ın ismiyle meşguliyetin kalbinde, önce rıza talebi olmalıdır; netice varsa da Allah’ın takdiriyle olur, yoksa kul yine kulluğundan geri dönmez. Bu sebeple niyet meselesi, başta bir kere kurulup bırakılacak bir şey değildir. İnsan bu yolda niyetini dönüp dönüp yoklamak zorundadır. “Ben gerçekten Allah’a mı yöneliyorum, yoksa kendi arayışıma mı?” sorusu ihmal edilirse, isimler artar ama içteki açıklık artmayabilir. Bana göre esmâ meşguliyetinin en sessiz bozulmalarından biri de budur: kişinin Allah’ın ismini anarken fark etmeden kendi nefsini beslemeye başlaması. Onun için niyet, bu yolun başında duran ilk bekçilerden biridir.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#3
|
||||
|
||||
|
3. Önce haram-helâl dengesi düzeltilmelidir
Esmâ ile meşguliyetin en çok ihmal edilen taraflarından biri, haram-helâl hassasiyetidir. İnsan bir taraftan ilâhî isimlerle meşgul olup öte taraftan kazancında, dilinde, bakışında ve gündelik yaşayışında hudutları gevşek bırakıyorsa, kendi eliyle kendi önünü bulandırmış olur. Çünkü kalp, bir yandan toparlanmaya çalışırken öte yandan haramın ve şüphenin ağırlığını taşıyorsa, meşguliyetin tesiri zayıflar. Bu söz ağır gelebilir; fakat hakikate daha yakındır. Bana göre burada esas olan, ism-i şerifleri artırmaktan önce hayatın içinde açıklık kazanmaktır. Helâl lokma, temiz kazanç, kul hakkından sakınma ve şüpheli şeylere karşı dikkat, esmâ meşguliyetinin dışarıdaki zeminidir. O zemin kirli kalırsa, içeride aranan safiyet de kolay kolay yerleşmez. İnsan bazen bunun farkına varmaz; meşguliyeti artırdığını sanır ama aslında taşıyıcı zemini zayıf bırakmıştır.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#4
|
||||
|
||||
|
4. Önce farzların yeri düzeltilmelidir
Esmâ ile meşgul olan kimsenin dönüp bakması gereken bir diğer yer de farzlardır. Çünkü bu yol, farzların yerine geçen hususî bir meşguliyet değildir. Namazında dağınık, kul hakkı hususunda özensiz, temel dinî vazifelerinde gevşek olan bir kimsenin özel tertiplere büyük anlam yüklemesi, çoğu zaman sırayı karıştırmak olur. İsimler ne kadar yüce olursa olsun, kulun merkezinde farzlar sarsıksa o meşguliyet yerini tam bulmaz. Burada maksat kimseyi küçümsemek değil, tertibi doğru koymaktır. Farzlar kök gibidir; esmâ ile meşguliyet ise o kökün beslediği dal ve yapraklar gibidir. Kök zayıfken dalları büyütmeye çalışmak, ağacı ayakta tutmaz. Onun için insan önce kendine şu soruyu sormalıdır: “Ben Rabbimin benden açıkça istediği şeylerde ne hâldeyim?” Bu soruya dürüstçe cevap verilmeden, diğer taraflarda derinlik aramak çoğu zaman erkendir.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#5
|
||||
|
||||
|
5. Önce dil ile kalbin bağı düzeltilmelidir
İsimleri dil ile tekrar etmek kolaydır; fakat o ismin mânâsını kalpte uyandırmak aynı kolaylıkta değildir. Bu yüzden esmâ meşguliyetinde bir başka tashih noktası, dil ile kalbin birbirinden kopuk yürümesidir. İnsan bazen çokça tekrar eder; fakat söylediği ismin mânâsı üzerinde durmaz, o mânânın kendisinde neyi düzeltmesi gerektiğini düşünmez. O vakit ağız çalışır, fakat kalp tam eşlik etmez. Hâlbuki “el-Basîr” derken görüldüğünü, “es-Semî‘” derken işitildiğini, “el-Latîf” derken ilâhî lütfun inceliğini, “el-Hakîm” derken takdirin hikmetini hissetmeye doğru bir yöneliş yoksa, tekrar zamanla alışkanlığa dönüşebilir. Elbette herkes bir anda huzur sahibi olmaz; böyle bir iddia da doğru değildir. Fakat en azından kişi, ismi sadece söylemekle kalmayıp o ismin kendisinde neye temas ettiğini de aramalıdır. İşte orada dil ile kalp arasında gerçek bir bağ kurulmaya başlar.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#6
|
||||
|
||||
|
6. Önce gündelik hayat düzeltilmelidir
İnsan yalnız zikir meclisinde değil, günlük yaşayışında da kim olduğunu belli eder. Gündelik hayatta kırıcı, aceleci, dağınık, ölçüsüz ve sorumsuz olan bir kimsenin, belli vakitlerde esmâ ile meşgul olup sonra aynı dağınıklığa dönmesi ciddi bir çatlak işaretidir. Çünkü ilâhî isimlerle temas, insanda en azından bir toparlanma, bir dikkat ve bir iç denge doğurmalıdır. Gündelik hâl bunun tersini söylüyorsa, kişi biraz durup kendine bakmalıdır. Bana göre esmâ meşguliyetinin hakikati, yalnız özel vakitlerde değil, sıradan anlarda da insana tesir etmesidir. Sofrada, konuşmada, öfkede, bekleyişte, borçta, aile içinde ve yalnız kaldığında insanın tavrı değişmiyorsa, burada eksik kalan bir taraf vardır. Bu söz, “hiç kimseye faydası olmuyor” demek değildir; fakat meşguliyetin insanın gündelik hâline inmeye başlaması gerekir. Aksi hâlde isimler yukarıda kalır, hayat aşağıda kalır; ikisi birbirine tam temas etmez.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#7
|
||||
|
||||
|
7. Önce netice hırsı düzeltilmelidir
Esmâ ile meşguliyetin en sessiz bozulmalarından biri, neticeyi ibadetin önüne geçirmektir. İnsan bazen Allah’ın ismini anıyor görünür; fakat içten içe asıl meşgul olduğu şey, ne zaman sonuç alacağıdır. “Kaç günde olur, niçin olmadı, ne zaman açılır?” dili öne çıktığında, zikir yavaş yavaş kulluk dilinden çıkıp deneme diline yaklaşır. Bu da meşguliyetin ruhunu zedeler. Çünkü kul, Allah’ın ismini Allah için anmaktan uzaklaşıp, ismi kendi talebinin vasıtası hâline getirmeye başlar. Elbette insan ister, dua eder, talepte bulunur; bunda bir yanlış yoktur. Yanlış olan, neticeyi merkeze koyup ibadeti onun gölgesine düşürmektir. Bana göre burada ölçü şudur: İsimlerle meşguliyet, insanı Allah’a yaklaştırıyor mu, yoksa sadece sonucu bekleyen gergin bir hâle mi sokuyor? Eğer ikincisi ağır basıyorsa, kişi biraz durup meşguliyetinin yönünü yeniden tartmalıdır. Çünkü netice hırsı arttıkça huzur azalır; huzur azaldıkça da isimlerin mânâsı kalpte daha az yer eder.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#8
|
||||
|
||||
|
8. Önce her ismi herkese aynı reçete gibi dağıtma anlayışı düzeltilmelidir
Esmâ meşguliyetinde bir başka hata da, her ismi herkese aynı şekilde önermektir. Hâlbuki insanlar aynı değildir; dertleri, eksikleri, yükleri ve taşıyabilecekleri de aynı değildir. Aynı isim bir kişide ümit uyandırır, bir başkasında haşyet; birine teselli olur, diğerine ikaz olur. Bu yüzden ilâhî isimleri tek tip reçete gibi görmek, meselenin inceliğini azaltır. İsimler mekanik formüller değil, kulun hâline temas eden ilâhî kapılardır. Bana göre burada esas olan, önce insanın neyi aradığını, hangi eksiği taşıdığını ve hangi zeminde durduğunu anlamasıdır. İsimler sayıldıkça değil, yerli yerinde tutuldukça tesir eder. Kişi kendi hâlini tanımadan, sadece duyduğu tavsiyeleri çoğaltarak ilerlemek isterse, isimler çoğalır ama idrak derinleşmeyebilir. Onun için esmâ ile meşguliyet, önce insanın kendi iç dağınıklığını dürüstçe görmesini ister.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#9
|
||||
|
||||
|
9. Önce ketumiyet düzeltilmelidir
Her meşguliyet anlatılmaz. Her his paylaşılmaz. Her tertip herkesin önüne serilmez. Bunun sebebi gizem kurmak yahut kendine ayrı bir alan açmak değildir; bazı şeylerin konuşuldukça hafiflemesidir. İnsan yaptığı her şeyi anlatmaya başladığında, bazen fark etmeden meşguliyetini nefsine sermeye başlar. Bu da esmâ ile meşguliyetin sessiz vakarını zedeler. Özellikle kalbe ait bazı şeyler, dillere düştükçe büyümez; aksine dağılır. Ketumiyet burada kapalılık oyunu değil, edep meselesidir. Bana göre kişi, hangi şeyin paylaşılmasının fayda, hangisinin ise gösterişe kapı aralayacağını iyi tartmalıdır. Her meşguliyetin reklamı olmaz. Hatta çoğu zaman gerçek derinlik, sesini yükseltmeyen tarafta belirir. Bu yüzden esmâ ile meşgul olan kimsenin yalnız dilini değil, susuşunu da terbiye etmesi gerekir. Bazen insanı koruyan şey konuşması değil, konuşmamasıdır.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#10
|
||||
|
||||
|
10. Önce edep düzeltilmelidir
Allah’ın isimleriyle meşguliyetin insanda bırakması gereken ilk izlerden biri edeptir. Eğer kişi bu meşguliyetle birlikte daha kırıcı, daha tepeden bakan, daha kendinden emin ve daha çabuk hüküm veren bir hâle geliyorsa, burada ism-i şeriflerin değil nefsin çalıştığını düşünmek gerekir. Çünkü ilâhî isimler insanda sert bir benlik değil, daha dikkatli bir kulluk şuuru doğurmalıdır. Edep yoksa, çokluk güven vermez. Bu mesele hafif değildir. İnsan bazen yıllarca bir meşguliyeti sürdürür; fakat çevresindekilere karşı dili, bakışı ve tavrı güzelleşmiyorsa orada dönüp bakılması gereken bir eksik vardır. Bana göre esmâ meşguliyetinin hakikati, insanı önce insanlara karşı daha ölçülü hâle getirmelidir. Çünkü Allah’ın ismini anan bir dilin, kullara karşı hoyratlaşması büyük bir tenakuzdur. Bu yüzden edep, bu yolun kenarında duran bir incelik değil; merkezinde duran bir ölçüdür.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
![]() |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| El Evvel Esması ve Sırları | Swordsfish | Esmaül Hüsna | 1 | 17.06.20 18:53 |
| güneş doğmadan evvel (100) kere Rızk için okuyun | Celil | Zikir | 1 | 15.03.20 23:09 |
| İstikamet iste, keramet isteme. | Kırklar | Allah Dostları & Evliyalar | 2 | 14.01.20 21:55 |
| Evvel Benem Ahir Benem (Yunus Emre) | SouL | Güzel Sözler & aŞka Dair | 2 | 31.03.19 14:07 |
| Ya Evvel | desperado | Zikir | 16 | 10.05.18 14:21 |