![]() |
|
#11
|
||||
|
||||
|
Bir Kelimenin Yolculuğu — 10: Sır
Sır, yalnız gizli olan şey demek değildir. Zira gizlenen her şey sır olmaz; bazen insan yalnız saklar, fakat taşımaz. Sır ise saklanmaktan evvel taşınması gereken şeydir. Onun ağırlığı, bilinmemesinde değil; ehil olmayana açıldığında mânâsının zedelenmesindedir. Bu yüzden sır, dilin susturduğu değil; kalbin emanet bildiği şeydir. İnsan çoğu zaman sırrı, başkalarının bilmediği bilgi zanneder. Hâlbuki her bilinmeyen şey kıymetli olmadığı gibi, her kıymetli şey de hemen söylenecek cinsten değildir. Bazı hakikatler vardır ki, söz hâline getirildiği anda incelir; bazı mânâlar da vardır ki, ancak belli bir hâl içinde anlaşılır. Erken söylenen söz, bazen hakikati açmaz; onu hafifletir. Sırrın korunması biraz da bu yüzdendir. Sır, aynı zamanda taşıyan kişiyi de terbiye eder. Çünkü insan her bildiğini söylemediğinde, yalnız başkasını korumuş olmaz; kendi nefsini de tartmış olur. Bilgiyi açmak kadar tutmak da bir imtihandır. Nice kimse konuşarak kendini ele verir; nice kimse de sustuğu yerde olgunlaşır. Bu sebeple sır, sadece bir bilgi muhafazası değil; bir edep ve emanet imtihanıdır. Lakin sır ile kapalılığı da karıştırmamak gerekir. Her susuş hikmet değildir; her kapalılık da derinlik sayılmaz. Bazen insan bilmediğini sır gibi gösterir, bazen de açık söylenmesi gereken şeyi yersizce örter. O vakit bu, sır değil; karışıklık olur. Demek ki asıl mesele gizlemek değil; neyin korunması, neyin açıklanması gerektiğini bilmektir. Velhasıl sır, gizli olan her şey değil; taşınması gereken şeydir. Onu kıymetli kılan, yalnız az bilinmesi değil; ehil elde emanet olarak durabilmesidir. Çünkü bazı şeyler dillere düştüğünde çoğalmaz, eksilir. Bazı mânâlar da açıklanarak değil, ancak korunarak yerini bulur. Sır dediğimiz şey, biraz da bu inceliğin adıdır.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#12
|
||||
|
||||
|
Bir Kelimenin Yolculuğu — 11: Hikmet
Hikmet, yalnızca çok şey bilmek değildir. Bilgi insana malumat verir; fakat hikmet, o bilginin nerede, ne kadar ve hangi ölçüyle kullanılacağını öğretir. Bu sebeple hikmet, bilginin çoğalmasından ziyade yerini bulmasıyla ilgilidir. Çünkü yerini bulmayan bilgi yük olur; yerini bulan bilgi ise insanı toparlar. Hikmetin en mühim tarafı, ölçü taşımasıdır. Aynı söz bir yerde ilaç olur, başka bir yerde yük olur. Aynı susuş bir vakitte edep sayılır, başka bir vakitte eksiklik sayılabilir. Aynı doğruluk bile, yanlış vakitte ve yanlış üslupla söylendiğinde fayda vermeyebilir. İşte hikmet, burada kendini gösterir. O, hakikati yalnız bilmek değil; onu kırmadan, taşırmadan ve yerini şaşırmadan ortaya koyabilmektir. Bu bakımdan hikmet, sertlik ile gevşeklik arasında bir denge ister. Her şeyi açıkça söylemek hikmet olmadığı gibi, her şeyi kapalı bırakmak da hikmet değildir. Kime ne kadar söylenecek, hangi mesele ne vakit açılacak, hangi söz hangi kalbe bırakılacak; bunlar ancak ölçü ile bilinir. Ölçü zayıfladığında bilgi artabilir; fakat hikmet görünmez. Çünkü hikmet, yalnız aklın değil; hâlin, edebin ve tecrübenin de işidir. Hikmetin bir başka tarafı da, insanı aceleden korumasıdır. Acele eden kimse çoğu zaman doğruyu hemen söylemek ister; fakat hikmet sahibi olan, doğrunun nasıl söyleneceğini de gözetir. Zira her hakikat, kaba bir açıklıkla değil; bazen yerinde susuş, bazen yumuşak bir ifade, bazen de dolaylı bir işaret ile daha sahih biçimde yerine ulaşır. Bu yüzden hikmet, yalnız ne söylediğinde değil; nasıl söylediğinde de görünür. Velhasıl hikmet, bilginin olgunlaşmış yüzüdür. Onu kıymetli kılan, yalnız doğruluğu değil; doğru yerde, doğru ölçüde görünmesidir. Nice insan bilgi taşır ama hikmet taşımaz; nice insan da az sözle büyük bir denge kurar. Demek ki mesele yalnız bilmek değil, bildiğini yerli yerinde tutabilmektir. Hikmet dediğimiz şey de biraz budur: hakikatin, ölçü ile görünmesidir.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#13
|
||||
|
||||
|
Bir Kelimenin Yolculuğu — 12: İstikamet
İstikamet, bir anda kazanılan bir hâl değildir. Çoğu zaman insanlar doğruyu görmekle doğru üzere kalmayı aynı şey zanneder. Hâlbuki bir hakikati fark etmek başka, o hakikatin çizgisinde bozulmadan yürümek başkadır. Bu sebeple istikamet, ani bir parlayıştan ziyade, korunarak sürdürülen bir doğruluktur. İstikamet, yalnız başlangıcın temiz olmasıyla da tamam olmaz. Nice kimse güzel bir niyetle yola girer; fakat zamanla nefsin payı, alışkanlığın gevşekliği, övgünün zehri yahut yorgunluğun bulanıklığı araya girer. O vakit insan fark etmeden çizgisinden uzaklaşabilir. Bu yüzden istikamet, sadece doğru kapıdan girmek değil; yol boyunca kendini yoklayarak sapmayı fark edebilmektir. Bu kelimenin en ince tarafı şudur: İstikamet çoğu zaman büyük kırılmalarla değil, küçük ihmallerle zedelenir. İnsan bir anda değiştiğini sanmaz; fakat dili biraz gevşer, niyeti biraz bulanır, dikkati biraz dağılır, sonra bunlar zamanla hâle dönüşür. Demek ki istikameti bozan şey her zaman açık yanlışlar değildir; bazen önemsenmeyen küçük kaymalardır. Onun için korunması zor, kaybı ise çoğu zaman sessizdir. İstikamet sertlik de değildir. Kimi zaman insanlar doğruluk adına katılaşmayı, kırıcılığı yahut taş gibi olmayı istikamet sanırlar. Hâlbuki istikamet, donukluk değil; doğruluk üzere dengede kalmaktır. Yani insan hem yönünü kaybetmeyecek, hem de hâlini bozmayacaktır. Ne savrulacak kadar gevşek, ne de kıracak kadar taşkın olacaktır. Bu sebeple istikamet, çizgide kalırken edebi de muhafaza etmektir. Velhasıl istikamet, varılacak bir makamdan çok, korunacak bir yürüyüştür. İnsan bazen bir hakikati görmekle sevinir; fakat asıl imtihan onu sürdürmektedir. Çünkü başlamak kolay olabilir, fakat aynı temizlikle devam etmek ağırdır. Bu yüzden istikamet, bir anda kazanılan değil; niyetle, dikkatle, murakabeyle ve sabırla korunarak yürütülen çizgidir. Edep ile başlayan bu yürüyüş, niyetten usule, sükûttan sabra, hâlden ihlasa, himmetten teveccühe, sırdan hikmete ve nihayet istikamete kadar uzandı. Görüldüğü üzere kelimeler ayrı ayrı dursa da, hakikatte hepsi birbirine bağlıdır. Biri zayıfladığında diğeri eksilir; biri yerini bulduğunda öteki de yavaş yavaş doğrulur. Velhasıl; kelime, yerini bulursa insana yol olur; yerini kaybederse yalnız lafız olarak kalır. Cenâb-ı Hak bizleri lafızda kalanlardan değil, mânâyı taşıyanlardan eylesin.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
![]() |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Rüya Tabirleri "T" | Svg | Rüya ve Rüya Tabirleri | 1 | 08.02.25 19:59 |
| Rüya Tabirleri "Y" | Svg | Rüya ve Rüya Tabirleri | 1 | 06.02.25 01:14 |
| PEYGAMBERLER Tarihi 2 | Cazgircinx | Peygamberler | 10 | 13.02.24 20:25 |
| Silsile-i Aliyye-i Nakşibendiyye-i Müceddidiyye-i Saminiyye Seyyid Emîr Külâl ks | Kâf-u Nûn | Allah Dostları & Evliyalar | 0 | 02.10.20 00:46 |
| Zaafları tespit etme uygulaması | Och | Metafizik | 0 | 14.09.20 16:23 |