Havas Okulu  
Go Back   Havas Okulu > Havas ilmi & Gizli ilimler > Havas Kursu & Havas Dersleri > Havas Dersleri


Bir Kelimenin Yolculuğu...


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 14.03.26, 13:38
HâmûŞî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
MoLLa
 
Üyelik tarihi: 08.03.22
Bulunduğu yer: • Râh-ı Nih… •
Mesajlar: 1,110
Forum Puanı: 3248
Etiketlendiği Mesaj: 90 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart Bir Kelimenin Yolculuğu...

Havas ve ilim yolunda kelimelerin iç yüzü üzerine notlar...

Bazı kelimeler vardır ki, herkesin dilindedir; fakat çok az kimsenin gönlünde yerini bulmuştur. İnsan aynı kelimeyi yıllarca duyar, tekrar eder, hatta öğretir; fakat o kelimenin yükünü, hududunu ve işaret ettiği hâli tam kavrayamaz. Hâlbuki ilim yolunda bazen bir kelime, uzun bir kitaptan daha fazla kapı açar. Çünkü kelime, yerli yerinde anlaşılırsa sadece bir lafız olmaktan çıkar; insana ölçü, istikamet ve iç düzen kazandırır.

Bu başlık altında niyetim, büyük iddialar ortaya koymak gibi bir hadsizlik değil; havas ve ilim yolunda sıkça geçen bazı kelimelerin iç yüzüne, imkân nispetinde dikkat çekmektir. Her seferinde bir kelime ele alınacak; lafzı, mânâsı, kullanım sahası ve insanın hâlindeki karşılığı üzerinde kısaca durulacaktır. Belki böylece çok konuşulan bazı şeyler, biraz daha yerli yerine oturur. Zira bazen yol, büyük meselelerden değil; yanlış anlaşılan küçük kelimelerden karışır.

Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 14.03.26, 13:46
HâmûŞî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
MoLLa
 
Üyelik tarihi: 08.03.22
Bulunduğu yer: • Râh-ı Nih… •
Mesajlar: 1,110
Forum Puanı: 3248
Etiketlendiği Mesaj: 90 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Bir Kelimenin Yolculuğu — 1: Edep

Bazı kelimeler vardır; çok söylenir, az anlaşılır. Edep de böyledir. Çoğu zaman güzel konuşmakla, yumuşak davranmakla yahut dış nezaketle aynı şey zannedilir. Hâlbuki edep, bunlardan daha derin bir yerdedir. Edep, insanın haddini bilmesidir; yerini bilmesidir; neyi, nerede, ne kadar taşıyacağını bilmesidir.

Bu sebeple edep, ilmin süsü değil; zeminidir. Zemin bozuk olursa üstüne ne konulursa konsun eğri durur. Nice insan bilgi toplar; fakat edep taşımadığı için o bilgi onda ağırlık değil, dağınıklık doğurur. Nice insan da az bilir; lakin edebi sebebiyle sözü yerini bulur, hâli güven verir. Demek ki kıymet, yalnız bilmekte değil; bilginin insanda hangi hâl ile durduğundadır.

Eskiler ilimden evvel edebi zikrederken boşuna söylememişlerdir. Çünkü edep olmayınca insan, öğrendiği şeyi kendine mal etmeye başlar. Haddini unutur, ölçüsünü kaybeder, sonra da bildiğini hakikat sanır. Oysa edep, kişiyi hem taşkınlıktan korur hem de hakikatin önünde alçaltır. Böylece insan bilgi ile büyümez; bilgi karşısında küçülmesini öğrenir. İşte bu küçülme zayıflık değil, selamettir.

Edep yalnız mecliste nasıl oturulacağını öğretmez; kalbin nasıl duracağını da öğretir. Nerede susulacak, nerede konuşulacak, nerede geri çekilinecek, nerede beklenilecek… Bunların hepsi edeptendir. Bu yüzden edep, yalnız görünen davranış değil; içte kurulmuş bir nizamdır. İnsan o nizamı kaybettiğinde, sözü yerinde olsa bile hâli yerini kaybeder.

Velhasıl, edep bu yolun kenarında duran bir incelik değil; kapısında duran ilk bekçidir. Kapıdan içeri girmek isteyen evvela onunla karşılaşır. Zira sözden evvel edep, bilgiden evvel usul gelir. Edep yerli yerinde olursa ilim insanda vakar olur; olmazsa kuru malumat olarak kalır.

Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 14.03.26, 13:55
HâmûŞî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
MoLLa
 
Üyelik tarihi: 08.03.22
Bulunduğu yer: • Râh-ı Nih… •
Mesajlar: 1,110
Forum Puanı: 3248
Etiketlendiği Mesaj: 90 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Bir Kelimenin Yolculuğu — 2: Niyet

Niyet, amelin başında duran görünmez ölçüdür. İnsan çoğu zaman yapılan işe bakar; fakat hakikatte asıl ağırlık, işin dış yüzünde değil, onu doğuran iç yöneliştedir. Aynı söz söylenir, aynı amel işlenir, aynı yola girilir; fakat niyet değişince hüküm de, bereket de, tesir de değişir. Bu sebeple niyet, amelin gölgesi değil; özüdür.

Ne var ki niyet, dilde söylenen kadar açık değildir. İnsan bazen kendi niyetini bile olduğu gibi göremez. Hak için yaptığını zanneder; içinde nefsin payı vardır. Hizmet ettiğini düşünür; aslında görünmek istemektedir. Susmayı hikmet sayar; belki korkudan susuyordur. Konuşmayı cesaret sanır; belki nefsine yol veriyordur. Onun için niyet bahsi, başkasını tartmaktan evvel insanın kendine karşı dürüst olmasını ister.

Niyetin temizliği, sözün güzelliğinden hemen anlaşılmaz. Asıl işaret, çoğu zaman netice geciktiğinde ortaya çıkar. Murad olmayınca insanın içi değişiyor mu, hizmet görünmeyince kırılıyor mu, takdir gelmeyince gönlü daralıyor mu; işte bunlar niyetin sessiz imtihanlarıdır. Çünkü saf niyet, neticeye bağlanmaz; vazifesini yapar ve hükmü Hakk’a bırakır.

Bu bakımdan niyet, yalnız başlangıçta kurulan bir cümle değildir. İnsan niyetini bir kere düzeltip bırakmaz; onu yol boyunca gözetir. Zira nefis, açık kapı bulamadığında niyetin içine sızar. Bazen ilmin içine, bazen hizmetin içine, bazen de güzel görünen sözlerin arasına karışır. Bu yüzden niyet muhasebesi, bu yolun ağır ama vazgeçilmez terbiyelerindendir.

Velhasıl niyet, amelin görünmeyen yüzüdür. Dışarıdan aynı görünen nice şeyin, iç tarafta birbirinden ne kadar uzak olduğu buradan anlaşılır. Niyet sahih olursa az amel bereket bulur; niyet bozulursa çok amel bile insanı toparlamaya yetmez. Çünkü bazen ameli taşıyan şey kuvvet değildir; ihlastır. İhlasın yolu da niyetin doğruluğundan geçer.

Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 14.03.26, 14:00
HâmûŞî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
MoLLa
 
Üyelik tarihi: 08.03.22
Bulunduğu yer: • Râh-ı Nih… •
Mesajlar: 1,110
Forum Puanı: 3248
Etiketlendiği Mesaj: 90 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Bir Kelimenin Yolculuğu — 3: Usul

Usul, bilginin dağılmaması ve yerini bulması için konulmuş ölçüdür. İnsan bazen yalnız neticeye bakar; nasıl gidildiğini ikinci planda görür. Hâlbuki bu yolda yalnız varılan yer değil, oraya hangi tertiple gidildiği de mühimdir. Çünkü usul kaybolduğunda bilgi çoğalabilir; fakat istikamet zayıflar. Söz artabilir; fakat mânâ yerini bulmaz.

Usul, çoğu kimsenin zannettiği gibi sadece şekil değildir. Bir tertiptir, bir huduttur, bir dengeyi muhafaza etme çabasıdır. Nereden başlanacak, ne önce öğrenilecek, ne ertelenecek, ne söylenecek, ne saklanacak; bütün bunlar usulün sahasına girer. Bu sebeple usul, ilmi daraltan değil; onu koruyan şeydir. Zira hudut olmayınca bilgi açılmaz, dağılır.

Bir şeyin doğru olması, her zaman doğru şekilde taşındığı manasına gelmez. Nice sahih bilgi vardır ki usulsüz elde edildiği yahut usulsüz aktarıldığı için fayda değil, karışıklık doğurur. Nice kimse de az şey bilir; fakat usulle yürüdüğü için o az bilgi onda yer eder, kök salar, zamanla hikmete dönüşür. Demek ki usul, yalnız bilginin kapısı değil; bilginin insanda kalış biçimidir.

Eskiler bu yüzden sırayı gözetmişlerdir. Temeli atmadan duvar yükseltmemiş, dili toplamadan ağır meseleye girmemiş, taşıyamayacak olana yük vermemişlerdir. Çünkü usul, aceleyi sevmez. Her şeyi yerli yerine koymak ister. Yer değiştiğinde hakikat de bulanır. Söz zamanından önce söylenirse yük olur; bilgi vaktinden önce verilirse zarar doğurabilir. Usul biraz da bu inceliği bilmektir.

Velhasıl usul, ilmin dışındaki bir çerçeve değil; onun omurgasıdır. Omurga eğrilirse beden ayakta görünse bile yükü doğru taşıyamaz. Bilgi de böyledir. Usul ile gelirse toparlar, usulsüz gelirse yorar. Onun için bilginin çokluğundan evvel, hangi tertiple elde edildiğine bakmak gerekir. Zira bilgiden evvel usul gelir; çünkü yol bozulursa varılan yer de selamet vermez.

Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 14.03.26, 14:05
HâmûŞî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
MoLLa
 
Üyelik tarihi: 08.03.22
Bulunduğu yer: • Râh-ı Nih… •
Mesajlar: 1,110
Forum Puanı: 3248
Etiketlendiği Mesaj: 90 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Bir Kelimenin Yolculuğu — 4: Sükût

Sükût, sadece konuşmamak değildir. Zira her susan sâkit sayılmaz; bazen insan diliyle susar ama içi hâlâ taşmaktadır. Bu bakımdan sükût, boş bir susuş değil; yerini, vaktini ve haddini bilmektir. Ne zaman sözün fayda vereceğini, ne zaman ise mânâyı eksilteceğini fark edebilmektir.

Çoğu zaman konuşmak kuvvet, susmak ise zayıflık gibi anlaşılır. Hâlbuki her söz yerinde kıymetlidir; yerini bulmayan söz, ne kadar doğru olsa da yük olabilir. Sükûtun hikmeti de burada başlar. İnsan her bildiğini söylemekle olgunlaşmaz; bazen bildiği şeyi ne zaman söylemeyeceğini bilmek, daha büyük bir kemaldir. Çünkü söz, yerini bulmadığında hakikati açmak yerine örtebilir.

Sükût, bilgisizlikten de ayrıdır. Bilmeyen de susar, bilen de susar; fakat ikisinin sükûtu bir değildir. Birinin susuşu boşluktandır, diğerinin susuşu tartıdandır. Ehil olan kimse bazen konuşur, bazen susar; fakat her iki hâlde de ölçüyledir. Çünkü o bilir ki her hakikat her mecliste açılmaz, her mesele her gönle aynı şekilde bırakılmaz.

Bununla beraber sükût her zaman fazilet de değildir. Yerinde söylenmesi gereken sözü korkudan gizlemek, sükût değil eksikliktir. Hakkın şahitlik istediği yerde geri durmak da hikmet sayılmaz. O hâlde asıl mesele, susmak yahut konuşmak değil; hangisinin o anda daha sahih olduğuna hükmedebilmektir. Sükûtun değeri de buradan gelir. O, kaçışın değil; içte kurulmuş dengenin işaretidir.

Velhasıl sükût, konuşmamanın kelimesi değil; söz ile susuş arasındaki ölçünün adıdır. İnsan bazen bir sözle açılır, bazen bir susuşla korunur. Lakin her ikisinin de kıymeti, yerini bulmasına bağlıdır. Bu sebeple sükût, dili susturmaktan evvel nefsi susturmayı ister. Nefis sustuğunda söz de susuş da yerine oturur.

Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 14.03.26, 14:09
HâmûŞî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
MoLLa
 
Üyelik tarihi: 08.03.22
Bulunduğu yer: • Râh-ı Nih… •
Mesajlar: 1,110
Forum Puanı: 3248
Etiketlendiği Mesaj: 90 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Bir Kelimenin Yolculuğu — 5: Sabır

Sabır, çoğu zaman yalnızca dayanmak gibi anlaşılır. Hâlbuki sabır, insanın içine ağır gelen şeyi dişini sıkarak geçirmesinden ibaret değildir. Asıl sabır, darlık karşısında taşmamak, gecikme karşısında dağılmamak, yük altında iken ölçüyü kaybetmemektir. Bu yönüyle sabır, sadece tahammül değil; hâli muhafaza etmektir.

Çünkü insanı yoran şey çoğu zaman yalnız musibet değil, o musibet karşısında içte kopan dağınıklıktır. Dil değişir, kalp daralır, niyet bulanır, bakış kararır. İşte sabır tam burada belli olur. Zira sabreden kimse acı duymayan kimse değildir; acının içinde yerini kaybetmeyen kimsedir. Yük omzundadır ama taşkınlık diline çıkmaz. İçinde yanma vardır ama onu şikâyetle büyütmez.

Sabır, beklemekle de karıştırılır; fakat her bekleyiş sabır değildir. Kimi insan çaresiz kaldığı için durur, kimi de hikmet gereği bekler. Sabır ise mecburî duruşun ötesinde, şuurlu bir tutuştur. Kişi hem yükü bilir, hem acziyetini bilir, hem de buna rağmen iç düzenini korumaya çalışır. Bu sebeple sabırda sadece zaman değil, edep de vardır. Yalnızca katlanmak değil, taşmadan katlanmak esastır.

Eskiler sabrı sadece bela vaktine hapsetmemişlerdir. Nimet içinde sabır, darlık içindeki sabırdan bazen daha çetin olabilir. Çünkü darlık insanı Hakk’a yöneltebilir; fakat genişlik çoğu zaman gaflet doğurur. Bu yüzden sabır, yalnız kaybettiğinde değil; eline geçtiğinde de ölçüyü kaybetmemektir. Musibette sitem etmemek ne ise, nimette aşmamak da odur.

Velhasıl sabır, yükü inkâr etmek değil; yük altında iken hâli bozmamaktır. Taşmadan durabilmek, gecikmede dağıtmamak, darlıkta edebi kaybetmemek sabrın iç yüzündendir. Çünkü bazı insanlar yük taşır, bazıları ise yükün içinde olgunlaşır. Bu ikisini birbirinden ayıran şey çoğu zaman kuvvet değil, sabırdır.

Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 14.03.26, 14:13
HâmûŞî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
MoLLa
 
Üyelik tarihi: 08.03.22
Bulunduğu yer: • Râh-ı Nih… •
Mesajlar: 1,110
Forum Puanı: 3248
Etiketlendiği Mesaj: 90 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Bir Kelimenin Yolculuğu — 6: Hâl

Hâl, sözle anlatılan değil; insanda duran taraftır. İnsan bazen çok şey bilir, çok şey söyler, hatta dinleyene tesir de eder; fakat bütün bunlar yine de hâl demek değildir. Çünkü hâl, dilde kurulan değil, varlıkta yer eden şeydir. Söylenmese de hissedilir; gösterilmese de tesiri olur.

Bu bakımdan hâl, bilginin içte mayalanmış şeklidir. İnsan bir meseleyi öğrenebilir; fakat o mesele henüz onda hâl olmamış olabilir. Zira bilgi zihinde durur, hâl ise insana siner. Bilgi nakledilir; hâl ise taşınır. Onun için bazı kimseler az konuşur ama güven verir; bazıları çok konuşur fakat kalpte yer etmez. Aradaki fark çoğu zaman kelimede değil, hâldedir.

Hâlin en mühim tarafı, zorlama ile elde edilmemesidir. Söz taklit edilir, tavır taklit edilir, hatta sükût bile taklit edilir; fakat hâl taklit edilemez. Çünkü hâl, içteki istikametin zamanla dışa vurmuş şeklidir. Niyet, sabır, edep, sükût ve usul insanda yer ettikçe hâl kendini göstermeye başlar. Yani hâl bir gösteri değil; bir birikimdir.

Bir kimsenin hâli, çoğu zaman rahat zamanda değil, darlıkta anlaşılır. Muradı geciktiğinde, sözüne itiraz edildiğinde, yük bindiğinde, kıymeti bilinmediğinde iç düzenini koruyabiliyor mu; işte hâl biraz da burada görünür. Çünkü insanın söylediği şey başka, taşıdığı şey başkadır. Söylenen kolay değişir; taşınan ise insanın gerçek ölçüsünü ele verir.

Velhasıl hâl, sözün ötesinde duran hakikattir. İlim insanda yerini bulursa hâle dönüşür; bulmazsa yalnız malumat olarak kalır. Bu sebeple nice söz, sahibinden daha büyük görünür; nice insan da söylediğinden daha derin olur. Derinlik, çoğu zaman cümlede değil, hâlde saklıdır.

Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 14.03.26, 14:16
HâmûŞî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
MoLLa
 
Üyelik tarihi: 08.03.22
Bulunduğu yer: • Râh-ı Nih… •
Mesajlar: 1,110
Forum Puanı: 3248
Etiketlendiği Mesaj: 90 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Bir Kelimenin Yolculuğu — 7: İhlas

İhlas, amelin içinde görünmeyen temizliktir. İnsan çoğu zaman yapılan işe bakar; dışarıdan güzel görüneni kıymetli sayar. Hâlbuki bir amelin hakikatte ne taşıdığı, yalnız şekliyle değil, hangi iç temizlikten doğduğuyla anlaşılır. İşte ihlas, tam burada başlar. Ameli gösteren değil; onu arıtan taraftır.

İhlas, yalnız riyânın zıddı diye anlaşılırsa eksik kalır. Elbette gösterişten uzak olmak onun bir parçasıdır; fakat ihlas bundan daha derindir. İnsan bazen başkasına görünmek istemez ama yine de kendi nefsine görünmek ister. Kendisini temiz, samimi, fedakâr ve seçkin görmekten hoşlanır. Bu da ihlası incelten bir imtihandır. Çünkü ihlas, yalnız halktan gizlenmek değil; nefsin payını da mümkün mertebe ayıklamaktır.

Bu sebeple ihlas, kolay söylenen ama zor korunan bir kelimedir. Başlangıçta saf olan bir niyet, zamanla takdir beklentisine, görülme arzusuna, kabul görme hevesine karışabilir. İnsan hizmet ederken bile kendine hizmet ediyor olabilir; hayır yaparken bile içten içe kendini büyütüyor olabilir. Bundan dolayı ihlas, bir kere elde edilip bırakılan bir temizlik değil; yol boyunca yeniden gözetilmesi gereken bir iç muhasebedir.

İhlasın alâmeti çoğu zaman sessiz yerde belli olur. İnsan yaptığı şey bilinmediğinde de aynı dikkatle durabiliyor mu, takdir görmediğinde içi daralıyor mu, karşılık bulmadığında hizmetten soğuyor mu; işte bunlar ihlasın ince imtihanlarıdır. Çünkü ihlaslı amel, alkışla büyümez, sessizlikle küçülmez. O, neticeye değil rızaya bakar. Kıymetini insanların görmesinden değil, Hakk’ın bilmesinden alır.

Velhasıl ihlas, amelin görünmeyen cevheridir. Dışarıdan küçük görünen nice iş, ihlas sebebiyle büyür; dışarıdan büyük görünen nice iş de ihlas eksikliği sebebiyle hafif kalır. Bu yüzden ameli ayakta tutan yalnız gayret değildir; içindeki safiyet de önemlidir. Safiyet çekildiğinde şekil kalır; ihlas geldiğinde ise amel, yerini bulur.

Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 14.03.26, 14:20
HâmûŞî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
MoLLa
 
Üyelik tarihi: 08.03.22
Bulunduğu yer: • Râh-ı Nih… •
Mesajlar: 1,110
Forum Puanı: 3248
Etiketlendiği Mesaj: 90 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Bir Kelimenin Yolculuğu — 8: Himmet

Himmet, çoğu zaman arzu ile karıştırılır. Hâlbuki arzu, istemenin adı olabilir; himmet ise yönelmenin ağırlığıdır. Arzu gelip geçebilir, hevesle kabarıp zamanla sönebilir. Himmet ise insanın iç dünyasında toplanan, yönünü belli eden ve dağılmadan bir maksada doğru duran kuvvettir. Bu sebeple himmet, sıradan bir istek değil; kalbin ciddi bir toplanışıdır.

İnsan her istediği şeyi gerçekten talep ediyor değildir. Nice istek vardır ki nefsin geçici meylinden doğar; elde edilse de içi doldurmaz. Himmet ise daha derinden gelir. İnsanı sadece harekete geçirmez; aynı zamanda onu toplar, ayıklar ve bazı şeylerden vazgeçirecek kadar merkezileştirir. Çünkü himmetin olduğu yerde dağınıklık azalır, lüzumsuz meşguliyetler yavaş yavaş dökülmeye başlar.

Bu bakımdan himmet, yalnız “çok istemek” değildir. Çok isteyen çok dağılabilir; fakat himmet sahibi olan, istediği şeyin yükünü de taşımaya hazırlanır. Yani himmette hem talep vardır, hem sebat vardır, hem de bedel ödeme ciddiyeti vardır. İnsan bir şeye gerçekten himmet ettiğinde, ona layık hâle gelmenin gereğini de yavaş yavaş kabul etmeye başlar. Sözden fiile, hevesten istikamete geçiş biraz da burada olur.

Himmetin bir başka tarafı da, insanı bulunduğu hâle razı olup uyuşmaktan çıkarmasıdır. Fakat bu huzursuz bir taşkınlık değildir. Bilakis, içte sessiz ama ciddi bir uyanıklıktır. Kişi neyi aradığını tam ifade edemese bile, neye razı olmayacağını fark etmeye başlar. Bu da onu gelişi güzel yaşamak yerine, daha sahih bir yöne çevirebilir. Onun için himmet, dışarıdan bakıldığında bazen az görünür; fakat içte büyük bir tertip kurar.

Velhasıl himmet, arzunun derinleşmiş ve toparlanmış hâlidir. İnsan her şeyi isteyebilir; fakat her istediğine himmet etmez. Himmet ettiği şey ise onu çağırır, toplar ve bir istikamete zorlar. Bu yüzden himmet, lafla büyüyen değil; insanı kendi içinde derleyip toparlayan bir yöneliştir. Arzu çoğu zaman ele geçirmeyi ister; himmet ise insanı, aradığı şeye layık olmaya çağırır.

Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 14.03.26, 14:23
HâmûŞî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
MoLLa
 
Üyelik tarihi: 08.03.22
Bulunduğu yer: • Râh-ı Nih… •
Mesajlar: 1,110
Forum Puanı: 3248
Etiketlendiği Mesaj: 90 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Bir Kelimenin Yolculuğu — 9: Teveccüh

Teveccüh, yalnız bakmak değil; kalbin bir yöne toplanmasıdır. İnsan gözüyle birçok şeye yönelir, zihniyle birçok şeyi düşünür; fakat kalbin yönelişi bunlardan ayrıdır. Çünkü teveccühte sırf dikkat değil, içten gelen bir toplanma ve dönme vardır. Bu sebeple teveccüh, yüzün değil; daha çok özün bir tarafa çevrilmesidir.

İnsan bazen bir şeye bakar ama onda değildir; bazen de dışarıdan sessiz durur fakat içi tamamen bir yöne dönmüştür. İşte teveccüh ile sıradan ilgi arasındaki fark burada belirir. İlgi dağılabilir, başka bir şeye kayabilir, vakte göre zayıflayabilir. Teveccüh ise kalbin kendi dağınıklığını bırakıp bir merkez etrafında toplanmasıdır. Bu yüzden onda yalnız dikkat değil, bir tür iç ciddiyet de vardır.

Teveccühün kıymeti, insanı toplamasındadır. Dağınık kalp çok şey görür ama az şey anlar. Bir yöne ciddi biçimde yönelen kalp ise bakışını da, niyetini de, hâlini de o yöne göre tertip etmeye başlar. Bunun için teveccüh, sadece dıştan görülen bir alâka değildir; insanın iç âleminde kurulan bir nizamdır. Kalp nereye teveccüh ederse, insanın vakti, sözü ve meyli de zamanla oraya akmaya başlar.

Lakin teveccüh ile bağlanmayı da karıştırmamak gerekir. Her yoğun yöneliş hayırlı değildir. İnsan bazen nefsine, bazen hevâsına, bazen de geçici şeylere kuvvetli bir teveccüh gösterebilir. O vakit bu yöneliş, toplamak yerine kişiyi daraltır. Demek ki asıl mesele yalnız yönelmek değil; nereye ve hangi niyetle yönelindiğidir. Teveccüh sahih olursa insanı terbiye eder; yanlış yere düşerse onu içten içe esir alabilir.

Velhasıl teveccüh, bakıştan daha derin, arzudan daha toplu bir yöneliştir. Kalbin dağınıklığını bırakıp bir hakikate, bir gayeye, bir mânâya dönmesidir. İnsan çoğu zaman neyi sevdiğini sözle anlatır; fakat hakikatte nereye teveccüh ettiği, onun asıl yönünü belli eder. Çünkü kalp nereye toplanıyorsa, insan da yavaş yavaş oraya benzemeye başlar.

Teveccüh, sırf bakış değil; kalbin yönelişidir; tasavvuf ıstılahında ise bu yöneliş, mürşid ile mürid arasında mânevî bir irtibat hâli olarak belirginleşir.

Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Rüya Tabirleri "T" Svg Rüya ve Rüya Tabirleri 1 08.02.25 19:59
Rüya Tabirleri "Y" Svg Rüya ve Rüya Tabirleri 1 06.02.25 01:14
PEYGAMBERLER Tarihi 2 Cazgircinx Peygamberler 10 13.02.24 20:25
Silsile-i Aliyye-i Nakşibendiyye-i Müceddidiyye-i Saminiyye Seyyid Emîr Külâl ks Kâf-u Nûn Allah Dostları & Evliyalar 0 02.10.20 00:46
Zaafları tespit etme uygulaması Och Metafizik 0 14.09.20 16:23


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 23:22.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com