![]() |
Kuşanmış sözde zırh, sancak tutarmış,
Kendi gölgesini aslan sanarmış, Efendi önünde boyun bükermiş, Kölelik borcunu namus sayanlar. Biz bitti demeden bitmez bu meydan, Yargıçlık taslama, ey sığ süfehan! Zülfikar yüküdür kalbi pak olanın, Elinizdeki tahta kılıç, uyanın! Sadakat dediğin kula kul olmak, Bir mürşit ardında körü körüne solmak, Değildir ey talip , hakikat bulmk Kafesteki kuşa güneş neyler ki? Mizanı kuran Hak, kul kuyu kazar, Kimin mumu soner zamanla sızar, Üstadın gölgesi nereye kadar? Güneş doğduğunda gölgeler biter! Noktayı koysan ne, hükmün mü var? Sığındığın o bağ, bir gün sana dar. Biz hak der susarız, arif olan anlar, Sizin o tahtınız, esen yel kadardır Alıntı:
|
Alıntı:
birde hayret vadisi ni yazan olsa çok güzel olur... |
Alıntı:
Dermân arardım derdime derdim bana dermân imiş, Bürhân arardım aslıma aslım bana bürhân imiş. Sağ u solum gözler idim dost yüzünü görsem deyü, Ben taşrada arar idim ol cân içinde cân imiş. Öyle sanırdım ayrıyam dost gayrıdır ben gayrıyâm, Benden görüp işiteni bildim ki ol cânân imiş. Mürşid gerektir bildire hakkı hâyân ender hâyân, Gör her neye bakarsan ol, ol hayret-i rahmân imiş. Kenz-i hafî deryâsına daldı Niyâzî ey hümâ, Gördü ki bu kevn ü mekân baştan başa ummân imiş. Gerçi sen alıntu sevmezsinde olsun |
Kafes senin içindedir, ufkun dar cüce!
Hürriyeti ne bilsin, kalbi kara köle? Biz hakka ram olduk, dosta yoldaşız, Siz ise fitneye tasmalı birer gölge. Efendi de biziz, bu meydan da bizim, Sizin gibi silsilesiz, köksüz de değiliz. Tahta kılıç dediğin o kutlu çelik, İnerse başınıza, bilesin ki tek hamlede sileriz. Süfehan diyerek kusmuşsun içindeki irini, Belli ki üstadın ilmi deşmiş o derin yerini. Biz güneşe yürürüz, bayrağımız da tektir, Sen git, o sinsi kuyunda temizle kendi kirini. |
Alıntı:
|
Hayret vadisine vardım, akıl kapıda kaldı,
Bir sır açıldı gönülde, söz dudağımda kaldı. Ne ben bildim kendimi, ne yol bildim, ne menzil, Bir nazar etti hakikat, cümle varlığım yandı. Gördüğüm her surette başka bir perde vardı, Perde kalktı sandıkça, bin perde daha kaldı. Aşk dedi: “Sus ey gönül, bu yol söz ile bitmez,” Sükût ettim, içimde nice feryatlar kaldı. Ne gece gece oldu, ne gündüz gündüz bana, Zaman deryaya düştü, an sonsuzluğa daldı. Hayret içinde hayret, sır içinde sır imiş, Arayan kendin arar, bulan kendinden geçti. Ey yolcu, bu vadide rehberin aşk olmadıkça, Ne kitap sana yeter, ne akıl menzil seçti. Ben yok oldum sandığım yerde varlığı buldum, Hayret Vadisi’nde gönül Hakk’a secde etti. |
Bizim kökümüzü merak edene,
Söyleyin, silsilem nurdan bir koldur. El alıp, icazet verip gidene, Bağlanan o zincir, asil bir yoldur. Kılıçtan dem vurup kafa kesenler, Tehditle, gazeple nâra atanlar, Bir rüzgâr önünde hemen esenler, Bilmez ki o hırsın sonu hüsrandır. Biz hakka ram olduk, kula eğilmeyiz, Destursuz bu ilme adım atmayız. Sizin gibi dilden zehir saçmayız Öfkeyle konuşan, fena zayandır. Efendilik taslar o sığ aklınız, Ortada döküldü bütün saklınız, Üstadın ardında gizli tahtınız, Bir tek kelamımla elbet uyanır Son sözü mühürler asıl icazet Sizin payınıza düşmüş nedamet Güneş doğduğunda kopar kıyamet Gölgede kalanlar şimdi üryandır |
İnsan, yaratılmakla başına çok vahim bir şey geldiğini anlarsa uyanmış olur.
İnsan, yaratılmış olmaktan daha şiddetli bir durumla karşı karşıya kalamaz. Ölmek, yaratılmış olmaktan daha şiddetli değildir. |
Alıntı:
Ne zamanın içindeyim ne mekânın dışında, Hayret vadisindeyim zamanın akışında. Her seher çalıyor yıldızlarımı, Feleğin aynasında hep ayrılık yansır mı? Saatler zamanın akislerini mekâna vurunca, halvet yeri ortadan kaybolur. Kalb halvethanesinden âleme bir kapı açılır… Artık âlemi döndüren medar dişlisi sensin, Kutbiyyet tahtı senindir, Saadet yıldızı alnında parlıyor. Makam ve mertebe felsefesi seninle birlikte tasavvur merkezini kaybetmiştir. “Padişahın sırrını taşıyanlar devamlı bir tehlike içindedir. Onun sırrını açığa vuran, ya ipe, ya kılıca gider. Her gördüğünü ayna gibi söyleme, yıldızlı kubbe gece gördüğü şeylerin hiçbirini gündüze sızdırmaz. İkbal sahibi adamlar gece gördüğünü gündüze söylemezler. Büyüklerin yükünü bir zaman taşımalısın ki büyüklük mertebesine erişesin. Dilin kalbinin tercümanıdır ama kılıç kınında makbuldür. Dilini tut, yoksa senden hesap sorarlar, çünkü duvarlar arkasında kulaklar vardır.” Kapatsalar zifir zindanlara Doğmasın isterse güneş üstüme… Ben olurum zamanlarda gece… Yârim ay olur doğar içime… Aynalar göstermiyor artık kendimi…Anka kuşu söylemiyor anahtarın yerini.. Senin Alemine girdim gireli yazmışlar defteri divane beni..!!! Ey zamanı eline dolayıp mekânla yürüyen!.. Manevi âlemin şehrini öğrendim derken, senin köyünün sokağında kayboldum… Halvet çadırını yırtıp oradan bana bir kemik atsaydın, köpeğin gibi sana sadakatin ne olduğunu gösterirdim… Nerede olduğumu biliyorsam cahillerden olayım… Yarısında güneşin doğduğu, yarısında güneşin battığı bir âlemde devamlı aydınlıkta kalmak istersen, hevâ kuşunun kanatlarını kopart, söz kuşunun boynunu kes, zaman ve mekân kaydından kurtul… Maneviyat alemi on kısımdır. Dokuzu susmak biri dili tutmaktır. Kaidesi üçtür. İleri gitme, Geride kalma, ortada kalabalık etme. Serçeden korkan darı ekmez. Okunmakla söyler yazmakla bitmez… |
Sahte icazetle silsile aranmaz,
Nurdan bahsedenin kalbi kapkara. Meydandan kaçanın yolu sorulmaz, Boşuna sığınma o nurdan kola! Biz kafa kesmeyiz, kibri biçeriz, Zülfikar adalettir, şerri eritir. Dostun kapısından şerbet içeriz, Bizim tek sözümüz sahteyi bitirir. Desturdan bahseden o edepsiz dil, Üstada laf atarken destur aldı mı? Kendi saklınız döküldü, bunu iyi bil, O sinsi aklınıza bir şey kaldı mı? Güneş doğduğunda gölge kaybolur, Ama güneş biziz, üstadın yanında Bizim tahtımız sarsılmaz bir surdur, Hakikat gizlidir asil kanında. Son sözü mühürleyen icazet bizde, Nedamet kimindir meydan görecek. Sizin o kâğıttan silsileniz de, Bu gece hak seliyle elbet sönecek! |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 15:16. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com