![]() |
Alıntı:
Bilmez mi ki deryaya vız gelir seller Üstadın gölgesinde korkak çakallar, Aslanın mülkünde hüküm mü sürer İcazet mühürdür, gözle görülmez, Sizin o çiğ aklınız sırra erişmez. Hakiki bir surdur bu, asla sökülmez, Kâğıttan dünyanız üflesem söner "Bu gece" diyerek meydan okuyan, Kendi karanlığında yalan dokuyan, Ağzından nefretle, kinle şakıyan, Gelin de görelim, kim kimi siler? Biz hakka ram olduk, korkumuz yoktur, Senin o kibrine bu kelam çoktur Sözümüz yayından çıkmış bir oktur Tam vurduğu yerden kalbini deler Söz bitti, mühür bende meydan da bende Bakalım ne varmış o sığ gövdede Hükmünüz neyse, dökün bu gece Güneş mi, mum musunuz tarih tez yazar |
Erenlerin kılıcı arşa çıkar bir ucu Rabbim güzel bilici La ilahe illallah
Dilden dökülen hak kelamı İncitme birini kırma kalemi Dervişlerin haktan başka yoktur mizanı O halde bırakın inadı Hakikat midir dilinden dökülen Gaflet midir öfkelendiren Savrulan yapraklar gibi savurmayın kelamı Sükut ile çözülecek bu sohbetin meramı |
Seliyle övünen köpük, deryayı ne bilir?
Derinlik susar amma, sığ olan çokça gelir. Dağ gölgeyle küçülmez, ay bulutla eksilmez, Hak ile duran gönül, tehditle geri dönmez. Mühür elde sanılır, hâlbuki sır kalptedir, İcâzet kâğıt değil, edep ile nispettedir. Söz nefs için söylenirse, sahibine perdedir, Hak için söylenirse, karanlığa hançerdir. Aslan mülkü bağırmaz, vakar ile bekler, Çakal sesi çoğalır, seher vakti tekler. Kim kendini güneş sanır, bir mum kadar titrer, Hakikat doğduğunda, gölgeler yere iner. Bizim sözümüz kinle yaydan çıkan ok değil, Edep ile bilenmiş, nefsin başına çök değil. Kalp kırmak hüner olmaz, öfke ilme denk değil, Hakk’a ram olan kişi, halka karşı sert değil. Bu gece diye gelen, sabahı hesap etsin, Karanlığı büyüten, nuru nereden bilsin? Kim hükmü kendinde görür, önce kendin eksilsin, Mühür Hakk’ın elinde, kul haddini bilsin. Kâğıttan dünya kuran, rüzgârı düşman sanır, Sırra erdim diyenin, imtihanı çok ağır. İlim başı eğdirir, cehil meydanda bağırır, Derya taşla bulanmaz, taş kendi dibe varır. Söz biterse sükût var, sükût nice söz eder, Kalem durur bir yerde, hükmü Mevlâ gösterir. Meydan bizim değildir, meydan Hakk’ın takdiridir, Kim kendini büyük görür, kendi gölgesinde erir. Ey tehditten medet uman, bil ki yolun dar olur, Hakikate taş atan, kendi elinden vurulur. Edep kalkan olursa, fitne gelir yorulur, Hakk’a dayanan gönül, sarsılmaz bir sur olur. |
Bir katre içen çeşme-i pür-hûn-ı fenâdan
Başın alamaz bir dahi bârân-ı belâdan Asûde olam dersen eğer gelme cihâna Meydâna düşen kurtulamaz seng-i kazâdan Sâbit-kadem ol merkez-i me'mûn-ı rızâda Vâreste olup dâ'ire-i havf u recâdan Dursun kef-i hükmünde terâzû-yı 'adâlet Havfın var ise mahkeme-i rûz-ı cezâdan Her kim ki arar bûy-ı vefâ tab'-ı beşerde Benzer ana kim devlet umar zıll-ı hümâdan Bî-baht olanın bâğına bir katresi düşmez Bârân yerine dürr ü güher yağsa semâdan Erbâb-ı kemâli çekemez nâkıs olanlar Rencîde olur dîde-i huffâş ziyâdan Her 'âkile bir derd bu 'âlemde mukarrer Râhat yaşamış var mı gürûh-ı 'ukalâdan Halletmediler bu lugazın sırrını kimse Bin kafile geçti hükemâdan fuzalâdan Kıl san'at-ı üstadı tahayyürle temâşâ Dem vurma eğer arif isen çûn ü çirâdan... |
Alıntı:
Aslanın mülkünde çakal barınmaz. Mühür Hak’tan gelir, kuldan alınmaz, Bu gece bu meydan sahteden söner. Okunu fırlat da yaramı gözet, Bizdeki sükuttur en büyük lezzet. Üstadın yanında bitti bu mühlet, Hakiki o güneş doğdu, yön döner. |
Alıntı:
Alıntı:
|
Değerli arkadaşlar malum foruma sık giremiyorum. Hastalığım ile alakalı radyoterapi gibi bazı farklı tedaviler almak üzereyim artık 68 yaşına vasıl oldum eskisi gibi odaklanamıyorum ölüm korkusu mu kesinlikle hayır beni yakinen tanıyanlar ölüm dahil hiçbir hususta korku hissimin olmadığını bilirler odaklanamadığımdan yazıp forumdan ayrılıyorum. Bir saygısızlık olarak anlaşılmasını istemem sadece üstte ifade ettiğim gibi odaklanamıyorum.
Açılan konuyla alakalı sevdiğim konu olduğu için bir şeyler yazma ihtiyacı hissettim. O'nun, Ebu Hanife'nin itikadi sistemini geliştirmek suretiyle Semerkant'ta kurmuş olduğu kelam ekolüne Matüridilik denir. Bu büyük alimin hayatı hakkında, maalesef ayrıntılı bilgiler mevcut değildir. Dönemin tarihçileri Matüridi'den nedense bahsetmemişlerdir.( Hayatı hakkında bilgi için Kemal Işık, Matüridi'nin Kelam Sistemin- de iman ve Peygamberlik Anlayışı (Ankara: 1980), 7-17; A. Vehbi Ece, Türk Bilgini Matüridi (Ankara: 1978), 11-27.) Merhum Muhammed b. Tavit et-Tanci Hoca, İmam Matüridi'nin hayatı hakkındaki bu sükutu şöyle açıklamaktadır: Eski İslam müellifleri, bibliyografya kitaplarında Matüridi hakkında aradıklarını bulamamaktan şikayet etmişlerdir. Çağdaş araştırmacılarda bunun Ehl-i sünnet kelam ilmi üzerinde Matüridi'nin kuvvetli tesirini saklamaya karşı duyulan bir temayül mahsulü olduğunu tasavvur etmiş ve bu saklama keyfiyetine de yalnız muasır meslektaşı Ebu Hasan el-Eş'ari'yi sünni akideyi müdafaaya ve Ehl-i sünnet'e muhalif taşkın firkalarla mücadeleye koyulmuş bir İslam büyüğü olarak gösterme arzusunun sebep olduğunu düşünmüşlerdir.( Muhammed b. Tavit et-Tanci, İslam Düşüncesi Üzerine Makaleler, ed. Sönmez Kutlu, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları (Ankara: 2011), 355-356.) Bu bağlamda Matüridi'nin Kitabu't-Tevhid'ini neşreden Fet- hullah Huleyf de esere yazdığı ön sözde aynı nokta üzerinde durduktan sonra, İmam Matüridi'nin, çağdaşı Eş'ari'ye göre, üstün oluşundan da bahseder.( Matüridi, Kitabü't-Tevhid, 8-9.) Akaid konularında İmam Ebu Hanife'nin yolunu takip eden İmam Matüridi'nin üstünlüğü sağlayan sebeplerin başında, bana göre metodu gelmektedir. Onun metodunda aklın herhangi bir mübalağaya sapmaksızın ve haddini aşmaksızın büyük bir yeri ve değeri vardır. Eşariler ise aklı nakle bağlar ve fiil ile teyid ederler. Neredeyse Esarilerin Mu'tezile ile fıkıh ve hadis ehli arasında bir çizgi üzerinde, Matüridi'nin ise Mu'tezile ile Eş'ariler arasındaki bir hatta bulunduğu söylenebilir.( Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı. Çağımızda İtikadi İslam Mezhepleri, 151; Matüridi, Kitabü't-Tevhid (Açıklamalı Tercüme), 23; Ebu Zehra, İslam'da Siyasi ve İtikadi Mezhepler Tarihi, 219.) Ayrıca Matüridi'nin maruz kaldığı bu ihmalle ilgili çeşitli sebepler ileri sürülmektedir. Bunlar arasın da Matüridi'nin hilafet merkezi Bağdat'tan uzakta yaşamış olması, Arap tarihçileri tarafından kasıtlı olarak zikredilmemesi, siyasi iktidarla anlaşmazlık içinde bulunması sebebiyle Eş'ariler gibi devlet imkanlarından yararlanmamış olması, Eş'ariliğin Nizamiye medreselerinde okutularak İslam dünyasının her tarafına gönderilecek kimseler yetiştirilmesine mukabil Matüridiliğin resmi eğitim kurumlarına girememesi, Eş'ariliğin Şafiiler ve Malikiler gibi farklı kitleler tarafından benimsenmesine rağmen Matüridiliğin sadece Hanefilere münhasır kalması, Matüridiliğin akla daha fazla önem vermek suretiyle muhafazakar ulemanın ve biyografi müelliflerinin ilgi alanı dışında kalması, Hanefi çevrelerinin Matüridi'nin Ebu Hanife'nin otoritesini gölgelemesinden endişe etmeleri, eserlerinin dil ve üslup açısından problemli oluşu gibi bir dizi sebep kaydedilmektedir. İmam Matüridi'nin telif etmiş olduğu eserler, Sünni kelamın başlangıç dönemine ait sistematik metinlerdir. Eserlerinden sadece Kitabü't-Tevhid, adlı meşhur kelam kitabı ile kelam açısından zengin bir muhtevaya sahip olan Te'vilatü'l-Kur'an, tefsiri günümüze ulaşmıştır. Not: Kesinlikle kopyala yapıştır şeklinde Google den alıntı değildir Türk alimi olması hasebiyle Maturidiye olan sevgimin ve saygımın tezahürü olan acizane bir çalışmamdır. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Edep hırkası giyip, baştan ders veren canlar,
Bilmez mi ki ihlası, laf kalabalığı bozar? Deryadan bahsedenler, sığda kulaç atanlar, Kendi sığ sularında bir gün sessizce batar. Bizim öfkemiz yoktur, duruşumuz vakardır, Lakin her derviş postu, hakiki kula dardır. Dostunun çirkin dilini edep ile gizleyen, Bilmez mi ki o leke, o posta da bulaşır? Mühür kalptedir derken, kalbe haset ekenler, Güneş benim diyerek, muma sitem edenler, "Söz bitti" deyip yine sayfa sayfa dökenler, Kendi gölgesinden korkar, suçu rüzgâra atar. İlim başı eğdirir, doğru dersin ey hoca! Peki, o çirkin tehdit sığar mıydı inanca? Siz niyet okurken böyle haince, kendince, Hakikat aynasında, yalan çabucak solar. Sözü Hak olan kulun, telâşı olmaz elbet, Biz sustuk, siz buyurun, edin dilediğinizce sohbet. Meydan Hakk'ındır madem, sabırla mizanı bekle, Kim haddini aşmışsa, zaman onu ayıklar. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 19:40. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com