![]() |
|
#1
|
||||
|
||||
|
Esselâmü aleyküm kıymetli kardeşlerim.
Bu başlık altında nefsin açık günahlarını değil, daha çok güzel görünen yüzlerini müzakere etmek istiyorum. Zira nefis çoğu zaman çirkin bir suretle gelmez; bazen edep, bazen hikmet, bazen sabır, bazen tevazu, bazen de hizmet kılığına girer. İnsan da onu düşman gibi değil, haklı bir tarafıymış gibi taşımaya başlar. Benim acizane kanaatim nefsin en tehlikeli tarafı, kendini çirkinlikle değil; doğruluk, incelik ve hatta dindarlık görüntüsü altında gizleyebilmesidir. Bu sebeple bu seride, nefsin açık değil, ince ve fark edilmesi güç kılıklarını konuşmak daha faydalı olabilir. Yanlışımız varsa ehli olan tashih buyursun... Nefsin En Tehlikeli Kılıkları – Edep Görünümlü Korku Bazen insan geri duruşunu edep zanneder. Söz söylemez, adım atmaz, yüzleşmez, hakkı ifade etmez; sonra da bunu “susmak daha münasipti”, “edepli olan geri durur”, “ben haddimi bildim” gibi sözlerle açıklar. Lâkin benim acizane kanaatimce her geri duruş edep değildir. Bazen kişi hakikatin ağırlığından değil, kendi korkusundan geri çekilir; fakat nefsine bunu korku diye değil, edep diye kabul ettirir. İşte burada nefis, en tehlikeli kılıklarından birine girmiş olur. Çünkü edep, insanı hakikatten uzaklaştırmaz; bilakis onu ölçüyle hakikate yaklaştırır. Korku ise çoğu zaman kişiyi geri çeker, susturur, bekletir ve bunu da güzel bir isim altında meşrûlaştırmak ister. Böyle olunca mesele susmak değil, susuşa verilen isim hâline gelir. Benim acizane düşüncem şudur: Edep, insanı haddini bilmeye götürür; korku ise çoğu zaman insanı vazifesinden uzaklaştırır. Bu sebeple kişi bazen kendine şu suali sormalıdır: Ben gerçekten edepten mi sustum, yoksa konuşmaya cesaret edemediğim için mi sükûtumu edeple isimlendirdim? __________________________________________________ ___________ Nefsin En Tehlikeli Kılıkları – Tevazu Kılığındaki Gizli Benlik Nefsin en ince kılıklarından biri de, benliğini açık kibirle değil; tevazu görüntüsüyle taşımasıdır. Çünkü açık kibir çoğu zaman daha kolay fark edilir. Lâkin gizli benlik, bazen alçak gönüllü bir dilin, bazen mahviyetli bir tavrın, bazen de “ben bir hiçim” sözünün ardına saklanabilir. Benim acizane kanaatimce hakiki tevazu, insanın kendini küçültmeye çalışması değil; kendine gereğinden fazla yer vermemeye başlamasıdır. Lâkin nefis bazen burada da oyun kurar. Kişi kendini geri çekiyor gibi görünür; fakat aslında yine kendini konuşuyordur. Kendini yok saydığını söyler; ama o yokluk sözünün merkezinde bile yine kendi vardır. Böyle olunca tevazu, nefsi söndüren bir hâl olmaktan çıkar; nefsin daha ince konuştuğu bir dile dönüşür. Bu sebeple bana göre mesele, “Ben küçüğüm” demek değildir. Asıl mesele, küçüklüğü bile kendine pay çıkarılacak bir alan hâline getirmemektir. Çünkü nefis övülmeyi sevdiği gibi, bazen “ne kadar mütevazı” denmesini de sever. Orada artık tevazu hâl olmaktan çıkar, görünmeyen bir benlik süsüne dönebilir. Hakiki tevazunun alameti, kişiyi daha sessiz, daha ölçülü, daha az iddialı ve başkasının kusuruna karşı daha dikkatli kılmasıdır. Gizli benliğin alameti ise çoğu zaman şudur: insan kendini geri çekiyor gibi görünse de, içten içe yine görülmek, fark edilmek, takdir edilmek ister. Benim acizane düşüncem şudur: Tevazu, nefsin sesini kısmalıdır; eğer kişi tevazu üzerinden bile kendine gizli bir kıymet devşiriyorsa, orada hâl değil, kılık konuşuyor olabilir. Bu sebeple insanın bazen kendine şu suali sorması gerekir: Ben gerçekten küçüldüm mü, yoksa küçülmüş görünmenin verdiği ince hazza mı tutuldum? Nefsin En Tehlikeli Kılıkları – Hikmet Diliyle Ertelenen Hakikat Nefsin ince kılıklarından biri de, yüzleşmek istemediği hakikati bütünüyle inkâr etmek değil; onu güzel sözlerle ertelemektir. Çünkü nefis her zaman “istemiyorum” demez. Bazen “vakti değil”, bazen “şartlar olgunlaşsın”, bazen “hikmet böyle”, bazen de “şimdilik susmak daha doğru” der. Böylece hakikat reddedilmiş olmaz; fakat sürekli ötelenmiş olur. Benim acizane kanaatimce burada asıl tehlike, yanlışın açıkça savunulması değil; doğrunun geciktirilirken hikmet görüntüsü kazanmasıdır. Zira hikmet, hakkı yerli yerinde söylemek ve taşımaktır. Lâkin nefis bazen hikmeti, hakikatin yükünü taşımamak için bir sığınak hâline getirir. Böyle olunca kişi susuşunu hikmet, gecikmesini temkin, geri duruşunu da olgunluk zannetmeye başlar. Hâlbuki her bekleyiş hikmet değildir. Her susuş yerli değildir. Her erteleme de olgunluk sayılmaz. Bazen insanın “hikmet” dediği şey, yalnızca yüzleşmeye yanaşmayan tarafının daha edepli konuşmasından ibarettir. Bu sebeple bana göre burada ölçü şudur: Hikmet, insanı hakikatten uzaklaştırmaz; bilakis onu daha yerli, daha temiz ve daha doğru bir biçimde hakikate yaklaştırır. Eğer bir söz, bir bekleyiş yahut bir geri duruş kişiyi sürekli aynı yerde tutuyor, vazifeden uzaklaştırıyor ve içten içe rahatlatıyorsa, orada hikmetten çok nefsin ince bir kaçışı bulunabilir. Benim acizane düşüncem şudur: Nefis, hakikati çoğu zaman inkâr ederek değil; uygun bir zamana bıraktığını söyleyerek geciktirir. Ve nice hakikat vardır ki reddedildiği için değil, sürekli ertelendiği için yaşanmamıştır. Bu sebeple insan bazen kendine şu suali sormalıdır: Ben gerçekten hikmetle mi bekliyorum, yoksa nefsim hakikati daha güzel bir cümleyle mi geciktiriyor? __________________________________________________ ________________________ Nefsin En Tehlikeli Kılıkları – Sabır Kılığındaki Pasiflik Nefsin ince kılıklarından biri de, yapması gerekeni yapmayan hâlini sabır ismiyle örtmesidir. Çünkü sabır, hak yolunda sebat etmektir; yerinde durup çürümek değildir. Lâkin nefis bazen hareketsizliğini vakar, gecikmesini sabır, mesuliyetten geri duruşunu da teslimiyet gibi göstermeyi sever. Benim acizane kanaatimce burada asıl dikkat edilmesi gereken şey şudur: Sabır, insanı hakikatten uzaklaştıran bir bekleyiş değil; hakikatin yükünü taşırken dağılmama hâlidir. Bu sebeple kişi bir yerde duruyor, fakat o duruş onu vazifesine yaklaştırmıyor; bilakis gevşetiyor, rahatlatıyor ve mesuliyetten uzaklaştırıyorsa, orada sabırdan çok pasiflik konuşuyor olabilir. Bazen insan bir yanlışa karşı ses çıkarmamayı, bir vazifeyi geciktirmeyi, bir yüzleşmeden geri durmayı “sabrediyorum” diye isimlendirir. Hâlbuki sabır, çoğu zaman kaçmak değil, yükün altına edeple girmektir. Pasiflik ise yükün kenarında durup beklemeyi daha makul bir isimle süsler. İşte nefsin tehlikeli kılığı da burada belirir. Bana göre sabrın alameti, kişiyi içten kuvvetlendirmesi, toplaması ve istikamette tutmasıdır. Pasifliğin alameti ise kişiyi yavaş yavaş gevşetmesi, uyuşturması ve hareketsizliğine meşrûiyet kazandırmasıdır. Biri insanı derinleştirir; diğeri insanı yerinde eskitir. Benim acizane düşüncem şudur: Sabır, vazifeyi terk ederek değil; vazifenin ağırlığını taşıyarak anlaşılır. Bu sebeple insan bazen kendine şu suali sormalıdır: Ben gerçekten sabırla mı bekliyorum, yoksa nefsim hareket etmemesi gereken değil, hareket etmesi gereken yerde duruşunu sabır diye mi adlandırıyor?
__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi. ﷺ |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| E numaralar - ilaçlar sınıfı | Cazgircinx | Sağlık | 2 | 25.02.24 14:02 |
| Nefsin yaratılış amacı ve mertebeleri | HacıBayram | Tövbeler & Uyarılar | 9 | 15.08.23 23:47 |
| Cennet Nefse Hoş Gelmeyen, Cehennem de Nefsin Şehvetleriyle Kuşatılmıştır | Skoda | islam & islami Konular | 0 | 15.12.21 13:32 |
| Nefsin mertebeleri | sofi | Tasavvuf & Tarikatler | 13 | 11.09.19 09:04 |
| Nefsin Şehvetlerine İsteklerine Tabi Olmak | Havasokulu | islam & islami Konular | 1 | 03.04.18 13:38 |