Havas Okulu  
Go Back   Havas Okulu > HavasOkulu Genel Bölüm > Sorularınız

Sorularınız her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Tasavvuf hakkında

her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11  
Alt 10.08.26, 13:10
 
Üyelik tarihi: 05.05.24
Bulunduğu yer: .
Mesajlar: 416
Forum Puanı: 162
Etiketlendiği Mesaj: 10 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Önce şunu söyleyeyim kardeşim ne demek istediğini anladım. Kimseye dokunulmazlık vermiyorsun. İlim seviyesi aynı olmayan iki kişinin aynı meselede eşit konuşamayacağını söylüyorsun. Ben de cevabı yazarken sadece seni değil, sonradan okuyacak insanları da düşünerek yazıyorum, çünkü açık forumda bir cümle bugün muhatabına söylenir ama yarın başkasının elinde delile dönüşür dikkat etmek gerek buna...

Osmanlı fetvasına gelince… Fıkhen sorduğun sorunun cevabı evettir. Gerçek bir zaruret varsa, daha büyük zararı önlemek için daha hafif olana cevaz verilebilir. Şeyhülislam da şartlarına göre böyle bir fetva verebilir. Ben menkıbe derken hükmün imkansızlığını kastedmedim, ortada henüz fetvanın metni ve künyesi bulunmayışını kastettim. O devirde Osmanlı ve İngiliz tarafında ajanların bulunduğu da doğrudur. Ama dönemin böyle olması, anlatılan her özel hadiseyi tek başına doğrulamaya yetmez. Sadece mümkün olduğunu gösterir.

Aslında birbirimizden çok uzak konuşmuyoruz kardeşim. Sen olağanüstü diye hemen inkar etmeyelim diyorsun. Ben de mümkün olanı, delili gelmeden kesinleşmiş saymayalım diyorum. Biri Allah’ın kudretine, diğeri haberin sıhhatine bakıyor. İkisini ayırınca mesele zaten yerine oturuyor. Doğrusunu Allah bilir.
Teşşekürler cevapların için abi her zihin her düşünce yeni birşeyler ögrenmemize vesile oluyor dedigin gibi birbirimizden çokta uzak konuşmuyoruz.

Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 10.08.26, 13:16
HâmûŞî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
MoLLa
 
Üyelik tarihi: 08.03.22
Bulunduğu yer: • Zû Tuvâ •
Mesajlar: 1,148
Forum Puanı: 1840
Etiketlendiği Mesaj: 102 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
osman100 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Teşşekürler cevapların için abi her zihin her düşünce yeni birşeyler ögrenmemize vesile oluyor dedigin gibi birbirimizden çokta uzak konuşmuyoruz.
Estağfirullah kardeşim ben teşekkür ederim...

__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten, Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi.
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 10.08.26, 15:34
imas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgili Üye
 
Üyelik tarihi: 18.01.20
Bulunduğu yer: her yer
Mesajlar: 22,745
Forum Puanı: 10703
Etiketlendiği Mesaj: 5412 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
osman100 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
İman çerçevesinden çıkmış bir kişi kafir sayılır abi Abdulkadir geylani murcieyi bile kafir olarak saymamıştır delalet te oldugunu yorumlamıştır o dönemde dedigim gibi 2 ekolde hanefide hanbelide ehli sünneti şeriatı baz almıştır hatta bazı kaynaklarda Gunye kitabında yazılı olan şeye aldanma; Allah’ın kendisinden intikam alacağı bazı kimseler ona ilave etmişlerdir.” (bk. el-Fetava’l-Hadisiye, s. 145, 210; H. Günenç, Günümüz meselelerine Fetvalar, I, 103). bu şekilde eklenme yaptıgıda söylenmektedir.Mezhepler alimlerin yorumlarıdır bazı alimler yukarda verdigim örnekteki gibi şafi deniz canlıları gibi veya fıkhi bazı meselelerde farklı düşünmeleri normal gibi geliyor bana benim burda alacagım baz kuran ve sünnettir kuranın farz emirlerini reddeden herşeyi reddedirm onun dışında genel akaiddede alimlerin yorumlarını tenkit edebilcek bir fıhık kuran bilgisi sahibi degilim yorum dan öteye geçemem.Bende sana bir soru sorabilirmiyim abi Bir mezhebin haram saydıgı diger mezhebin helal saydıgı durumlar hakkında ne düşünüyorsun ?
öncekikle işte bir çok kitaba sokuşturma yapıldığı gibi bu konuda kitaba sınuşturulmuş
azrailin elinden ölenlerin ruhlarını almada sokulturulmuş, nili ters çevirmede sıkulturulmuştur, bu insanlarnçok mütevazi oldukları için kitaplarına şeriat dışı kobuları yazmazlar , yazarlarsa kibre gireceğini bilirler ..

Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
öncekikle işte bir çok kitaba sokuşturma yapıldığı gibi bu konuda kitaba sınuşturulmuş
azrailin elinden ölenlerin ruhlarını almada sokulturulmuş, nili ters çevirmede sıkulturulmuştur, bu insanlarnçok mütevazi oldukları için kitaplarına şeriat dışı kobuları yazmazlar , yazarlarsa kibre gireceğini bilirler ..
bir mezhebin haram saydığını diğer mezhebin helak saydığuna bir misal verirsen oradan yürürüz...

__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v)
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 10.08.26, 16:57
 
Üyelik tarihi: 17.10.22
Bulunduğu yer: Edirne
Mesajlar: 149
Forum Puanı: 156
Etiketlendiği Mesaj: 9 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
osman100 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Tasavvuf hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istedim siz degerli üstadlarımında bu konudaki düşüncelerini merak ederim.Öncelikle Tasavvuf veya bir mürşidden himmet istemek kimine göre bidat kimine göre şirk ama benim görüşüm burda insanın niyetidir.Manevi kuvveti olan zaatlardan yardım istemek bu şuna benziyor bir insan zora düştügü zaman polis çagırması polisten yardım istemesi gibi Şüphesiz herşeyin sahibi Allah yalnız ondan korunma dileriz lakin Allah çogu şeyi vesile üstüne kılmıştır hasta olunca hastaneye gitmemiz ilaç alıp şifalanmamız gibi bir çok vesile dir burda herşeyin Allah tan oldugunu bildikten sonra Manevi kuvveti olan insanların o kuvvetlerinden faydalanmada pek bir beis görmüyorum kendi düşüncem olarak lakin herkezin görüşünede saygım vardır.Öncelikle şu şekilde giriş yapmak istiyorum bazı zaatların kerametleri bu kerametleri kabul ölçütümüz nedir mesela bir kaç örnekle başlayayım Abdulkadir Geylani ks Bağdat'ta Dicle Nehri taşarak şehri su altında bırakma tehlikesi oluşturduğunda halk korkuyla Geylani’ye sığınır. Geylani, nehrin kenarına giderek asasını yere diker ve "Ey Dicle, Allah’ın izniyle buraya kadar gel ve dur!" der. Nehrin suları o andan itibaren çekilmeye başlar.Şeyh Nazım kibrisinin anlatımına Şeyh Abdullah dagıstani hz Peygamber efendimizle uyanıkken görüşen tek zaat ve bazı anlatımlara göre Şeyh Abdullah dagıstani ks şamda üfürmesiyle israil uçaklarını bir anda radardan silmesi ve bir söyleşide ise Şeyh Abdullah dagıstani Şeyh naızm kıbrisiye Nazım oglum gözünü kapat diyip gözünü tekrar açtıgında 99evliyanın bulundukları bir makama gitmeleri Şeyh nazım kibrisinin aynı anda 3yerde gözükmesi gibi hadiseler daha bunun gibi bir çok keramet olan zaatlar var sizce bunlar mümkünmüdür Allahın peygamberlerine tanıdıgı örnegin hz Musa as a tanıdıgı asayı vurup ejdere dönüşmesi denizi ortadan ikiye bölmesi gibi Allahın peygamberlerine tanıdıgı bu olaganüstü halleri evliyalarına makamı büyük olan kullarınada tanımışmıdır.İslamın müthiş kuvveti oldugu aşikar mesela Abdullah dagıstani ks bir sözü dervişligin 1.mertebesi mezardaki ölülerle konuşmak der . Daha 1.mertebede böyle ise insan mertebe atladıkca ulaşacagı konum sonu nereye uzanır.Gelelim mürşid konusuna neden bir mürşide ihtiyac duyarız insan kendisi tek başına ilerleyemezmi bu konuyuda bir örnek ile vermek isterim Okula niçin gideriz sadece kitaplara kendimiz bakıp ögrenemezmiyiz neden ögretmene ihtiyac duyarız dünyasal ilimde bile ögretmene bir bilene ihtiyac duyuyoruz bu yüzden bilen mürşitlerin manevi terbiyesine girmek onların ilimlerinden yararlanmak gerektigini düşünüyorum.Gel gelelim ki havas ilminde bile mürşidin icazetin manevi terbiyenin çok büyük ehemmiyeti var.Nahl Suresi 43. ayet : "Ve mâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn."Senden önce de ancak kendilerine vahiy indirdiğimiz kişileri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız bilgi sahibi olanlara sorun.Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (bilgi sahiplerine) sorun.Günümüzde insan harkülade birşey duydugu zaman hemen karşı çıkıyor bir keramet gördügü zaman karşı çıkıyor materyelist bir topluma dogru son sürat ilerliyoruz.
Kulun darda kaldığında sığınacağı, medet umacağı ve yardım isteyeceği yegâne merci şüphesiz Yaratıcı'dır; nitekim Fatiha Suresi'nde "Yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz" buyrulur. Büyük zatlara ve pîrlere duyulan hürmet ve sevgi her zaman baş tacıdır, ancak A'raf Suresi 188. ayette bizzat Peygamber Efendimiz'e bile "De ki: Allah'ın dilemesinden başka kendime ne bir fayda ne de bir zarar verme gücüne sahibim" denilmesi emredilmiştir. Peygamberin dahi bu vasıflarla donatılmadığı bir yerde, beşerî makamları doğrudan yardım mercii olarak görmek inancın tevhidi temeliyle çelişebilir. Mürşitlerin asıl vazifesi insanları hakikate ve ilme ulaştıran birer rehber olmaktır; gaybtan tasarruf eden veya yardım ulaştıran aracılar olarak görülmemelidirler. Ölçüyü menkıbevi rivayetlerden ziyade ilahi kelamla sabitlemek en selametli yoldur.

Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 10.08.26, 19:44
 
Üyelik tarihi: 05.05.24
Bulunduğu yer: .
Mesajlar: 416
Forum Puanı: 162
Etiketlendiği Mesaj: 10 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Karanfil gece Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Kulun darda kaldığında sığınacağı, medet umacağı ve yardım isteyeceği yegâne merci şüphesiz Yaratıcı'dır; nitekim Fatiha Suresi'nde "Yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz" buyrulur. Büyük zatlara ve pîrlere duyulan hürmet ve sevgi her zaman baş tacıdır, ancak A'raf Suresi 188. ayette bizzat Peygamber Efendimiz'e bile "De ki: Allah'ın dilemesinden başka kendime ne bir fayda ne de bir zarar verme gücüne sahibim" denilmesi emredilmiştir. Peygamberin dahi bu vasıflarla donatılmadığı bir yerde, beşerî makamları doğrudan yardım mercii olarak görmek inancın tevhidi temeliyle çelişebilir. Mürşitlerin asıl vazifesi insanları hakikate ve ilme ulaştıran birer rehber olmaktır; gaybtan tasarruf eden veya yardım ulaştıran aracılar olarak görülmemelidirler. Ölçüyü menkıbevi rivayetlerden ziyade ilahi kelamla sabitlemek en selametli yoldur.
Sevgili kardeşim yazımın neresinde gördün ve hangi yerinden bu anlamı çıkardın Hepimiz Allahtan yardım istiyoruz o dilemeden yaprak kıpırdamıyor Hangi mürşitten ilim ve manevi terbiye haricinde ne istemişiz tasavvufu iyi anlamak lazım burada Mâide Suresi'nin 35 Ey iman edenler! Allah'tan korkun, O'na yaklaşmaya vesile arayın ve O'nun yolunda çaba harcayın ki kurtuluşa eresiniz."Yani burdaki çogu kişiye sorsan murşitsiz zikir çekilmez icazetsiz ilim yapılmaz derler niçin ? Neden havas ilminde bile yalnızca kitaplara yazanı uygulasak olmuyormu neden icazete gerek duyuyoruz çünkü icazet sahibi kişi hem kişiyi hazırlar hemde manevi koruma saglar hemde tecrübelidir başına gelecekler hakkında bilgi sahibi yapar.Bu arada gayp demişssin Gaybı yalnız Allah bilir ve Allahın bildirdigide bilir hz hızır ve hz musa kıssası örnegini verebilirm burda hz hızırın daha çocuk yaştaki çocugu öldürüp gelecekti zararı def etmiştir.Velhasılkelam hiçbir zaman hiç bir beşeri makamı dogrudan yardımcı merci olarak görmedim.Allah yolunda yürüyenlerle birlikte yürümenin bir zararı oldugunu görmeyiyorum ben kendim psikolojiden bir örnek vereyim psikoloji okudum İnsan psikolojisi etkileşime açıktır; kiminle vakit geçirirseniz onun ahlakı, neşesi veya kasveti size bulaşır.Arkadaşını söyle sana kim oldugunu söyleyim?ve son olarak Tek başına yürüyen çabuk yorulur ve nefsin tuzaklarına daha kolay düşer; salih çevre ise kişiyi günahtan koruyan bir kalkan olur.

Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 10.08.26, 20:03
 
Üyelik tarihi: 05.05.24
Bulunduğu yer: .
Mesajlar: 416
Forum Puanı: 162
Etiketlendiği Mesaj: 10 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
öncekikle işte bir çok kitaba sokuşturma yapıldığı gibi bu konuda kitaba sınuşturulmuş
azrailin elinden ölenlerin ruhlarını almada sokulturulmuş, nili ters çevirmede sıkulturulmuştur, bu insanlarnçok mütevazi oldukları için kitaplarına şeriat dışı kobuları yazmazlar , yazarlarsa kibre gireceğini bilirler ..
Selam sevgili abim üst tarafta Ahmet el rufai hz lerinin Peygamber efendimizin elini öptügünden bahsettin inandıgın bir olguki bize bu olgudan örnek verdin Ben asla sorgulamadım bile Allah dostudur olmuş olabilir.Lakin bazı alimlerin kerametini kabul edip digerlerini reddetmek ölçümüdür neye göre reddetip neye göre kabul ediyoruz ölçü nedir burda ? Keramet konusuna gelirsek Keramet sadece Peygamberleremi verildi Hz hızır hz zulkarneyn Asaf bin berhiya bu zaatlar peygambermiydi Allahın ilmi ve kudreti sonsuzdur İlmi isteyene veririm diyor.Mesela ladikli Ahmet hudai hz hızır as ile başından geçenleri anlatır.Kimse onu Hz hızır as ile birlikte gördümü yok Sözünü mutaber esas aldı insanlar ve güvenilir bir insan oldugu için çogu kesim kabul etti Hz hızırla geçirdigi sohbetleride anlatır. Ve tayyi mekan yaptıgınıda Benim burda savundugum nokta sayın abim birşeyi var yada yok demek yerine Karşidaki kişinin eger manevi rütbesini ilmini derecesini makamını bilmiyorsak Allah izin verdiyse olmuştur Allah dilerse herşey olur deyip geçmek . Tabi bazı abartılan çok şey var herşeyde her bilgide oldugu gibi.Velhasılkelam olagandışı bir olayı sözü duydumuz zaman hemen olumsuz olmayalım araştıralım anlayalım


bir mezhebin haram saydığını diğer mezhebin helak saydığuna bir misal verirsen oradan yürürüz...
Tabiki abi Şâfiî Mezhebi: "Denizden ne çıksa helaldir" genel kuralına dayanır. Zehirli veya kurbağa/yengeç gibi amfibi (hem karada hem suda yaşayan) olmayan midye, karides, ıstakoz, kalamar, ahtapot ve deniz salyangozu gibi tüm deniz canlılarını yemek helaldir. Hanefî Mezhebi: Deniz canlılarından sadece balık şeklinde/suretinde olanların yenmesini helal kabul eder. Bu sebeple midye, karides, ıstakoz, ahtapot ve kalamar gibi canlıları yemek helal değildir (tahrîmen mekruh/haram kabul edilir) Şâfiî Mezhebi: Ön dişleri parçalayıcı kuvvete sahip olmadığı ve yırtıcı sayılmadığı için kirpi, tilki ve sincap gibi hayvanların etini yemek helaldir. Hanefî Mezhebi: Bu hayvanları "habis" (iğrenç/hoş olmayan) sınıfına dahil ettiği için yenmesini helal saymaz Şâfiî Mezhebi: Hayvanı kesen kişi Müslüman ise ve besmele çekmeyi kasıtlı veya unutarak terk etmişse, o hayvanın eti helaldir (Şâfiî'de besmele farz değil, sünnettir Hanefî Mezhebi: Besmele unutularak söylenmediyse eti helaldir; fakat kasıtlı olarak (bilerek) besmele çekilmeden kesilen hayvanın eti kesinlikle haramdır (leş hükmündedir). Şâfiî Mezhebi: Denizde bir ağ, darbe veya avlama olmaksızın, kendi kendine (yaşlılıktan veya eceliyle) ölüp su yüzüne vuran balık helaldir. Hanefî Mezhebi: Bir dış etken olmadan, suda kendiliğinden ölen ve su yüzüne ters dönerek çıkan balığı (tâfi) yemek helal değildir.

Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 10.08.26, 20:07
 
Üyelik tarihi: 05.05.24
Bulunduğu yer: .
Mesajlar: 416
Forum Puanı: 162
Etiketlendiği Mesaj: 10 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

[QUOTE=imas;717588]öncekikle işte bir çok kitaba sokuşturma yapıldığı gibi bu konuda kitaba sınuşturulmuş
azrailin elinden ölenlerin ruhlarını almada sokulturulmuş, nili ters çevirmede sıkulturulmuştur, bu insanlarnçok mütevazi oldukları için kitaplarına şeriat dışı kobuları yazmazlar , yazarlarsa kibre gireceğini bilirler ..


Selam sevgili abim üst tarafta Ahmet el rufai hz lerinin Peygamber efendimizin elini öptügünden bahsettin inandıgın bir olguki bize bu olgudan örnek verdin Ben asla sorgulamadım bile Allah dostudur olmuş olabilir.Lakin bazı alimlerin kerametini kabul edip digerlerini reddetmek ölçümüdür neye göre reddetip neye göre kabul ediyoruz ölçü nedir burda ? Keramet konusuna gelirsek Keramet sadece Peygamberleremi verildi Hz hızır hz zulkarneyn Asaf bin berhiya bu zaatlar peygambermiydi Allahın ilmi ve kudreti sonsuzdur İlmi isteyene veririm diyor.Mesela ladikli Ahmet hudai hz hızır as ile başından geçenleri anlatır.Kimse onu Hz hızır as ile birlikte gördümü yok Sözünü mutaber esas aldı insanlar ve güvenilir bir insan oldugu için çogu kesim kabul etti Hz hızırla geçirdigi sohbetleride anlatır. Ve tayyi mekan yaptıgınıda Benim burda savundugum nokta sayın abim birşeyi var yada yok demek yerine Karşidaki kişinin eger manevi rütbesini ilmini derecesini makamını bilmiyorsak Allah izin verdiyse olmuştur Allah dilerse herşey olur deyip geçmek . Tabi bazı abartılan çok şey var herşeyde her bilgide oldugu gibi.Velhasılkelam olagandışı bir olayı sözü duydumuz zaman hemen olumsuz olmayalım araştıralım anlayalım

Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 10.08.26, 20:35
imas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgili Üye
 
Üyelik tarihi: 18.01.20
Bulunduğu yer: her yer
Mesajlar: 22,745
Forum Puanı: 10703
Etiketlendiği Mesaj: 5412 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
osman100 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Tabiki abi Şâfiî Mezhebi: "Denizden ne çıksa helaldir" genel kuralına dayanır. Zehirli veya kurbağa/yengeç gibi amfibi (hem karada hem suda yaşayan) olmayan midye, karides, ıstakoz, kalamar, ahtapot ve deniz salyangozu gibi tüm deniz canlılarını yemek helaldir. Hanefî Mezhebi: Deniz canlılarından sadece balık şeklinde/suretinde olanların yenmesini helal kabul eder. Bu sebeple midye, karides, ıstakoz, ahtapot ve kalamar gibi canlıları yemek helal değildir (tahrîmen mekruh/haram kabul edilir) Şâfiî Mezhebi: Ön dişleri parçalayıcı kuvvete sahip olmadığı ve yırtıcı sayılmadığı için kirpi, tilki ve sincap gibi hayvanların etini yemek helaldir. Hanefî Mezhebi: Bu hayvanları "habis" (iğrenç/hoş olmayan) sınıfına dahil ettiği için yenmesini helal saymaz Şâfiî Mezhebi: Hayvanı kesen kişi Müslüman ise ve besmele çekmeyi kasıtlı veya unutarak terk etmişse, o hayvanın eti helaldir (Şâfiî'de besmele farz değil, sünnettir Hanefî Mezhebi: Besmele unutularak söylenmediyse eti helaldir; fakat kasıtlı olarak (bilerek) besmele çekilmeden kesilen hayvanın eti kesinlikle haramdır (leş hükmündedir). Şâfiî Mezhebi: Denizde bir ağ, darbe veya avlama olmaksızın, kendi kendine (yaşlılıktan veya eceliyle) ölüp su yüzüne vuran balık helaldir. Hanefî Mezhebi: Bir dış etken olmadan, suda kendiliğinden ölen ve su yüzüne ters dönerek çıkan balığı (tâfi) yemek helal değildir.
çok geniş bir konu. sayfalarca yazmak gerekir , önce kısa bir bigi sonra bir kopyala yapıştır ile 1 misalle diğerlerine de cevap olmuş olur

bunlardaki tezatlık olan görülenler bolluk refah rahatlık zamanında yasakladığı bir şeyi savaş darlık açlık zamanında yasağı kaldırması gibidir
misalen bolluk ve rahat bir zamanda denizden çıkan sadece balığı yiyin dediği gibi gibi,
darlık ve zor zamanda denizdeki herşeyi yiyebilirsiniz demesi

bolluk zamanında. balığı tutup yiyin su üstüne çıkan balığı yemeyin demesine rağmen
darlık zamanında kendiliğinden su üstüne çıkan balığı yiyebilirsiniz demesinden kaynaklı

bir mezhep imamı bir sözünü almış diğer mezhep imamı diğer sözünü almış
şunuda unutmamak gerekir zorluk bir mecburiyet snında başka bir mezhebi taklit etmekte. başka bir güzelliktir,


Ebû Abdullah Câbir İbni Abdullah radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ebû Ubeyde radıyallahu anh’ı başımıza kumandan tayin ederek, Kureyş kervanının karşısına çıkmak üzere bizi gönderdi. Bize azık olarak bir dağarcık hurma verdi. Verecek başka bir şey bulamamıştı. Ebû Ubeyde hurmayı bize tane tane veriyordu. Dinleyenlerden biri:

– O hurmalarla nasıl geçinebiliyordunuz? diye sordu. Câbir:

– Onları çocuğun meme emmesi gibi emer, sonra üzerine su içerdik, o gün geceye kadar bize yeterdi. Sopalarımızla ağaç yapraklarını silker, sonra onları su ile ıslatıp yerdik, dedi. Sonra da sözüne şöyle devam etti: Biz deniz sahili boyunca yürüdük. Sahil boyunda önümüze büyük kum tepesi gibi bir şey çıktı. Onun yanına kadar geldik, bir de baktık ki, Anber denilen bir balık. Ebû Ubeyde:

– Bu, ölü bir hayvandır, (yenilmez) dedi. Sonra da: Hayır, bizler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in elçileriyiz ve Allah yolundayız. Siz son derece zorda kalmış bulunuyorsunuz, o halde yiyiniz, dedi. Biz üç yüz kişi idik ve bir ay süreyle onun etinden yiyerek orada kaldık, hatta kilo da aldık. Balığın göz çukurundan testilerle yağ aldığımızı biliyorum. Biz ondan öküz büyüklüğünde parçalar kesiyorduk. Ebû Ubeyde bizden onüç kişiyi alıp onun göz çukuruna oturttu, onun kaburga kemiklerinden birini de alıp dikti. Sonra yanımızdaki en büyük deveyi semerledi ve deve ile kaburga kemiğinin altından geçti. Balığın etinden pastırma da yaptık. Medine’ye gelince, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gidip olup bitenleri anlattık. Resûl-i Ekrem:

“O, Allah’ın sizin için çıkardığı bir rızıktır. Onun etinden yanınızda bir miktar var mı, bize de yedirseniz?” buyurdu. Biz de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ondan bir parça gönderdik, o da yedi. (Müslim, Sayd 17)

Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
Peygamber Efendimiz Medine devrinde, gerektiği zaman bir komutanın idaresinde düşmana karşı küçük çaplı müfreze birlikleri gönderirdi. Resûl-i Ekrem’in bizzat katılmadığı bu küçük savaş birliklerine “seriyye” adı verilir. Ebû Ubeyde’nin kumandasında gönderdiği bu seriyye, Kureyş kervanlarının yolunu kesmek ve onların ekonomik gücüne darbe vurmak, müslümanların güç ve kuvvetini onlara göstermek üzere, hicretin sekizinci yılında sevkedilmişti. Kureyş’in en önemli geçim kaynağı, yazın Suriye, kışın da Yemen taraflarına gidip gelen ticaret kervanlarıydı. Onlar, elde ettikleri zenginlikler ile ticaret yollarını kaybetmemek için Medine İslâm Devleti’ne karşı daima düşmanlık beslemekte, kin ve intikam hissiyle dolu olarak, sık sık savaş tehdidiyle müslümanları tedirgin etmekteydiler. Çeşitli hadis ve siyer kitaplarında bu seriyye hakkında rivayetler vardır. Buhârî’nin Sahih’inden de öğrendiğimiz gibi, bu seriyyeye “Gazvetü seyfi’l-bahr” adı verilmektedir. (Buhârî, Megâzî 65) İmam Nevevî’nin, bu konuyla ilgili olarak Müslim’in Sahih’inden seçtiği bu rivayet, diğerlerine göre daha kapsamlı sayılır.

Bu seriyyeye katılan askerler, muhtemelen yanlarına taşıyabildikleri kadar yiyecek maddeleri almışlar, Peygamberimiz de onlara sadece bir kırba hurma verebilmişti. Kendi yiyecekleri bittikten sonra, tamamen yiyeceksiz kalacaklarından korktuğu için, Ebû Ubeyde onlara bu hurmaları tane hesabıyla veriyordu. Neticede hurma da bitince, ağaç yaprakları yemeye başladılar. Onların deniz kenarında buldukları Anber denilen balık, mavi balina olup, kendi türü içinde en büyüğüdür. Bazılarının ağırlığının yüz elli tona ulaştığı bilinmektedir. Burada buldukları ölmüş bir hayvan olduğu için, komutan Ebû Ubeyde önce onun yenilmesinin caiz olmadığı yönünde ictihadda bulunmuş, daha sonra bu görüşünden vaz geçip zorunluluk halini de dikkate alarak yenilebileceği yönünde hüküm vermiştir. Verdiği bu hükmün doğruluğu, daha sonra Peygamber Efendimiz tarafından hem sözlü olarak tasdik edilmiş hem de ondan bir parça kendisi de yemek suretiyle, müslüman askerlerin gönlündeki şüphenin gitmesi temin edilmiştir.

Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Ordu için bir kumandan gereklidir. Bu kumandan ordunun en seçkinlerinden olmalıdır.

2. Kumandanın meşru olan emirlerine uymak ve ona itaat etmek gerekir.

3. Savaş halinde olunan düşmana pusu kurmak ve ekonomik hedeflerini vurmak, mallarına el koymak câizdir.

4. Ashab, açlığa, susuzluğa, her türlü sıkıntıya karşı son derece tehammüllü idiler.

5. İctihad, Peygamber Efendimiz’in vefatından sonra değil, onun zamanında da câizdi.

6. Denizde yaşayan hayvanların ölüsü mübahtır. Ebû Hanife’ye göre, balıktan başka deniz hayvanları yenilmez. Balığın da sebepsiz, bir av aletiyle olmaksızın eceliyle öleni yenmez. Şâfi mezhebine göre, su hayvanlarından kurbağa yenmez. Mâlikî mezhebine göre, kurbağa da dahil bütün deniz hayvanları yenir.

__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v)
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 10.08.26, 20:45
imas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgili Üye
 
Üyelik tarihi: 18.01.20
Bulunduğu yer: her yer
Mesajlar: 22,745
Forum Puanı: 10703
Etiketlendiği Mesaj: 5412 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

[QUOTE=osman100;717621]
Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
öncekikle işte bir çok kitaba sokuşturma yapıldığı gibi bu konuda kitaba sınuşturulmuş
azrailin elinden ölenlerin ruhlarını almada sokulturulmuş, nili ters çevirmede sıkulturulmuştur, bu insanlarnçok mütevazi oldukları için kitaplarına şeriat dışı kobuları yazmazlar , yazarlarsa kibre gireceğini bilirler ..


Selam sevgili abim üst tarafta Ahmet el rufai hz lerinin Peygamber efendimizin elini öptügünden bahsettin inandıgın bir olguki bize bu olgudan örnek verdin Ben asla sorgulamadım bile Allah dostudur olmuş olabilir.Lakin bazı alimlerin kerametini kabul edip digerlerini reddetmek ölçümüdür neye göre reddetip neye göre kabul ediyoruz ölçü nedir burda ? Keramet konusuna gelirsek Keramet sadece Peygamberleremi verildi Hz hızır hz zulkarneyn Asaf bin berhiya bu zaatlar peygambermiydi Allahın ilmi ve kudreti sonsuzdur İlmi isteyene veririm diyor.Mesela ladikli Ahmet hudai hz hızır as ile başından geçenleri anlatır.Kimse onu Hz hızır as ile birlikte gördümü yok Sözünü mutaber esas aldı insanlar ve güvenilir bir insan oldugu için çogu kesim kabul etti Hz hızırla geçirdigi sohbetleride anlatır. Ve tayyi mekan yaptıgınıda Benim burda savundugum nokta sayın abim birşeyi var yada yok demek yerine Karşidaki kişinin eger manevi rütbesini ilmini derecesini makamını bilmiyorsak Allah izin verdiyse olmuştur Allah dilerse herşey olur deyip geçmek . Tabi bazı abartılan çok şey var herşeyde her bilgide oldugu gibi.Velhasılkelam olagandışı bir olayı sözü duydumuz zaman hemen olumsuz olmayalım araştıralım anlayalım
burda inkar falan yok islamın özüne aykırı olan uydurma kerametleri tespiti var,
misalen
azrail as. aldığı ruhları berzah alemine götürürken , hizmetkarının ağladığını gören veli gökyüzüne uçup azraile bir tokat atıp azrailin gözünü çıkarıp , kabzettipi ruhları elinden alıp ölenlere geri dağıtıp onlara geri can vermesi
hangi ayette hangi surede var, dinin neresinde var
hangi evliyanın bunu yapmaya gücü yeter , hangi makam sahibi bunu yapabilir
azraile tokat atıp kabzettiği ruhları elinden almak....

__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v)
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt 10.08.26, 21:20
 
Üyelik tarihi: 05.05.24
Bulunduğu yer: .
Mesajlar: 416
Forum Puanı: 162
Etiketlendiği Mesaj: 10 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
çok geniş bir konu. sayfalarca yazmak gerekir , önce kısa bir bigi sonra bir kopyala yapıştır ile 1 misalle diğerlerine de cevap olmuş olur

bunlardaki tezatlık olan görülenler bolluk refah rahatlık zamanında yasakladığı bir şeyi savaş darlık açlık zamanında yasağı kaldırması gibidir
misalen bolluk ve rahat bir zamanda denizden çıkan sadece balığı yiyin dediği gibi gibi,
darlık ve zor zamanda denizdeki herşeyi yiyebilirsiniz demesi

bolluk zamanında. balığı tutup yiyin su üstüne çıkan balığı yemeyin demesine rağmen
darlık zamanında kendiliğinden su üstüne çıkan balığı yiyebilirsiniz demesinden kaynaklı

bir mezhep imamı bir sözünü almış diğer mezhep imamı diğer sözünü almış
şunuda unutmamak gerekir zorluk bir mecburiyet snında başka bir mezhebi taklit etmekte. başka bir güzelliktir,


Ebû Abdullah Câbir İbni Abdullah radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ebû Ubeyde radıyallahu anh’ı başımıza kumandan tayin ederek, Kureyş kervanının karşısına çıkmak üzere bizi gönderdi. Bize azık olarak bir dağarcık hurma verdi. Verecek başka bir şey bulamamıştı. Ebû Ubeyde hurmayı bize tane tane veriyordu. Dinleyenlerden biri:

– O hurmalarla nasıl geçinebiliyordunuz? diye sordu. Câbir:

– Onları çocuğun meme emmesi gibi emer, sonra üzerine su içerdik, o gün geceye kadar bize yeterdi. Sopalarımızla ağaç yapraklarını silker, sonra onları su ile ıslatıp yerdik, dedi. Sonra da sözüne şöyle devam etti: Biz deniz sahili boyunca yürüdük. Sahil boyunda önümüze büyük kum tepesi gibi bir şey çıktı. Onun yanına kadar geldik, bir de baktık ki, Anber denilen bir balık. Ebû Ubeyde:

– Bu, ölü bir hayvandır, (yenilmez) dedi. Sonra da: Hayır, bizler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in elçileriyiz ve Allah yolundayız. Siz son derece zorda kalmış bulunuyorsunuz, o halde yiyiniz, dedi. Biz üç yüz kişi idik ve bir ay süreyle onun etinden yiyerek orada kaldık, hatta kilo da aldık. Balığın göz çukurundan testilerle yağ aldığımızı biliyorum. Biz ondan öküz büyüklüğünde parçalar kesiyorduk. Ebû Ubeyde bizden onüç kişiyi alıp onun göz çukuruna oturttu, onun kaburga kemiklerinden birini de alıp dikti. Sonra yanımızdaki en büyük deveyi semerledi ve deve ile kaburga kemiğinin altından geçti. Balığın etinden pastırma da yaptık. Medine’ye gelince, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gidip olup bitenleri anlattık. Resûl-i Ekrem:

“O, Allah’ın sizin için çıkardığı bir rızıktır. Onun etinden yanınızda bir miktar var mı, bize de yedirseniz?” buyurdu. Biz de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ondan bir parça gönderdik, o da yedi. (Müslim, Sayd 17)

Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
Peygamber Efendimiz Medine devrinde, gerektiği zaman bir komutanın idaresinde düşmana karşı küçük çaplı müfreze birlikleri gönderirdi. Resûl-i Ekrem’in bizzat katılmadığı bu küçük savaş birliklerine “seriyye” adı verilir. Ebû Ubeyde’nin kumandasında gönderdiği bu seriyye, Kureyş kervanlarının yolunu kesmek ve onların ekonomik gücüne darbe vurmak, müslümanların güç ve kuvvetini onlara göstermek üzere, hicretin sekizinci yılında sevkedilmişti. Kureyş’in en önemli geçim kaynağı, yazın Suriye, kışın da Yemen taraflarına gidip gelen ticaret kervanlarıydı. Onlar, elde ettikleri zenginlikler ile ticaret yollarını kaybetmemek için Medine İslâm Devleti’ne karşı daima düşmanlık beslemekte, kin ve intikam hissiyle dolu olarak, sık sık savaş tehdidiyle müslümanları tedirgin etmekteydiler. Çeşitli hadis ve siyer kitaplarında bu seriyye hakkında rivayetler vardır. Buhârî’nin Sahih’inden de öğrendiğimiz gibi, bu seriyyeye “Gazvetü seyfi’l-bahr” adı verilmektedir. (Buhârî, Megâzî 65) İmam Nevevî’nin, bu konuyla ilgili olarak Müslim’in Sahih’inden seçtiği bu rivayet, diğerlerine göre daha kapsamlı sayılır.

Bu seriyyeye katılan askerler, muhtemelen yanlarına taşıyabildikleri kadar yiyecek maddeleri almışlar, Peygamberimiz de onlara sadece bir kırba hurma verebilmişti. Kendi yiyecekleri bittikten sonra, tamamen yiyeceksiz kalacaklarından korktuğu için, Ebû Ubeyde onlara bu hurmaları tane hesabıyla veriyordu. Neticede hurma da bitince, ağaç yaprakları yemeye başladılar. Onların deniz kenarında buldukları Anber denilen balık, mavi balina olup, kendi türü içinde en büyüğüdür. Bazılarının ağırlığının yüz elli tona ulaştığı bilinmektedir. Burada buldukları ölmüş bir hayvan olduğu için, komutan Ebû Ubeyde önce onun yenilmesinin caiz olmadığı yönünde ictihadda bulunmuş, daha sonra bu görüşünden vaz geçip zorunluluk halini de dikkate alarak yenilebileceği yönünde hüküm vermiştir. Verdiği bu hükmün doğruluğu, daha sonra Peygamber Efendimiz tarafından hem sözlü olarak tasdik edilmiş hem de ondan bir parça kendisi de yemek suretiyle, müslüman askerlerin gönlündeki şüphenin gitmesi temin edilmiştir.

Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Ordu için bir kumandan gereklidir. Bu kumandan ordunun en seçkinlerinden olmalıdır.

2. Kumandanın meşru olan emirlerine uymak ve ona itaat etmek gerekir.

3. Savaş halinde olunan düşmana pusu kurmak ve ekonomik hedeflerini vurmak, mallarına el koymak câizdir.

4. Ashab, açlığa, susuzluğa, her türlü sıkıntıya karşı son derece tehammüllü idiler.

5. İctihad, Peygamber Efendimiz’in vefatından sonra değil, onun zamanında da câizdi.

6. Denizde yaşayan hayvanların ölüsü mübahtır. Ebû Hanife’ye göre, balıktan başka deniz hayvanları yenilmez. Balığın da sebepsiz, bir av aletiyle olmaksızın eceliyle öleni yenmez. Şâfi mezhebine göre, su hayvanlarından kurbağa yenmez. Mâlikî mezhebine göre, kurbağa da dahil bütün deniz hayvanları yenir.
Sayın abim dinimiz kolaylık dini ama sordugum soru zaruri hallerdeki durumlar degil normal zaruri bir durum olmaksızın mezheplerin haram veya helal saydıkları şeydeki ölçütü nedir ? Bir mezhebe mensupken mensup olduugu mezhebin haram saydıgı ama diger mezhepin helal olarak saydıgı birşeyi yapabilirmi zarurui bi durum olmadan bunun hükmü nedir ?

Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Tasavvuf ehli kimdir ? Cazgircinx Tasavvuf Sohbetleri 2 15.06.24 19:37
yüksek sayıda zikr çekmedim celb veya davet yapmadım ama rahatsız edildim Han349 Sorularınız 62 30.12.21 05:14
Mezheb imamlarının tasavvuf hakkında görüşleri ebu ubeyde bin cerrah Tasavvuf & Tarikatler 1 24.09.20 07:24
Theosophie (teozofi) — tasavvuf. Islâm tasavvufu. Celil Parapsikoloji & Spiritüalizm 0 29.12.19 21:28
Tasavvuf, saf haline, ilk haline döndürülmüş İslamdır Hal Tasavvuf Sohbetleri 2 16.10.19 04:00


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:34.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com